Tiyatro, insana hikâye aracılığıyla başka dünyaların kapısını aralarken; yemek, paylaşmanın ve bir arada olmanın en güçlü ifadesi oluyor. Biri sözcüklerle hayal gücümüzü beslerken, diğeri sofrada tüm duyularımızı harekete geçiriyor. Peki bu iki deneyim aynı anda yaşanırsa? O zaman sıradan bir akşam yemeği, sınırları aşan bir sanat performansına dönüşüyor. Bugün “dining theatre” olarak bilinen bu konsept, sahne sanatlarını gastronomiyle harmanlayarak beş duyuyu aynı anda besliyor. Dünyanın farklı şehirlerinde örneklerini görebildiğimiz bu deneyimde seyirci yalnızca izleyen değil, hikâyeye ve sofraya dâhil olan bir katılımcıya dönüşüyor. Benim katıldığım etkinlikte de sahnedeki oyun ile tabaklardaki tatlar öylesine iç içe geçti ki, yaşadığım an yalnızca bir gösteri ya da bir yemek değil, bütünüyle unutulmaz bir sanat yolculuğu oldu.

img_5514
Beyaz Geceler | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

Monteverdi Ristorante’de Tiyatro ve Yemek Deneyimi

Geçtiğimiz günlerde Monteverdi Ristorante’de bambaşka bir deneyimin parçası oldum. “Lezzet ve Tiyatro bir arada” mottosuyla düzenlenen gecede, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler eserinden esinlenilen özel bir tiyatro sahnelendi. Yönetmenliğini Dilfuza Rozyyeva’nın üstlendiği oyunda, Pınar Palaska, Mustafa Kaygusuz ve Erdinç Emir Erdoğan sahnedeydi. Oyuncuların döneme uygun zarif kostümleri, yalnızca izleyiciyi hikâyeye taşımakla kalmadı, aynı zamanda salonda nostaljik bir atmosfer kurdu. Bu etkinliğin en özel yanı, tiyatronun izleyiciyle kurduğu sıcak bağ oldu. Oyuncular yalnızca sahnede değil, seyircilerin arasında da yer aldı; kimi zaman göz göze geldik, kimi zaman sohbet ettik. Böylece oyun ile gerçek hayat arasındaki çizgi silindi. Tüm bunların yanında, sahnelerle eş zamanlı olarak servis edilen menü, deneyimi daha da anlamlı kıldı. Menü oyunun dört perdesine göre kurgulanmıştı:

img_5480-2
Mantarlı Risotto | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz
  • Başlangıç: Kiraz domates, kalamata zeytin tozu ve pesto sos eşliğinde taptaze Burrata.
  • Ara sıcak: Kıvamı ve lezzetiyle akılda kalan mantarlı risotto.
  • Ana yemek: Ağır ateşte pişirilmiş, lokum kıvamında dana yanak.
  • Final: Tatlı bir kapanış için klasik ama başarılı bir tiramisu. 

Benim için oldukça romantik ve tatlı bir deneyimdi. Tiyatroya tutkuyla bağlı, yemeğe de kalpten düşkün biri olarak bu iki dünyanın aynı sahnede buluşmasına tanık olmak heyecan vericiydi. Gecenin sonunda Monteverdi’den yüzümde bir tebessüm ve mutlulukla ayrıldım.

Belki aynı oyunla, belki de bambaşka bir sahneyle siz de bu deneyimi yaşamak isterseniz Monteverdi’yi mutlaka takipte kalın derim çünkü sahnede anlatılan hikâyeler ile sofrada sunulan tatlar bir noktada birleştiğinde, aslında insanın ruhuna dokunan benzersiz bir bütünlük ortaya çıkıyor. Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’de söylediği gibi, “Mutluluk bazen bir anın içine sığar.” Benim için o an, hem sahnede hem tabakta, unutulmaz bir yoğunlukla yaşandı.

Kapak Fotoğrafı: Tuba Nil Dengiz

İlginizi çekebilir: Eda Geven’den 29. İstanbul Tiyatro Festivalinden Öneriler