Birsen Canbaz, “yaşamın onu götürdüğü noktalardaki detayları şekillendiriyor.” Çalışmalarını, İstanbul’da gezdiği yerleri, hayallerini kendisinden dinleyin…

Çalışmalarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

‘Fol’ isimli çalışmam, tavuklar ile kadını doğurganlık ve yavrularını koruyup kollama anlamında birbirlerine benzetmesinden ortaya çıktı. Seramik terazi ağırlığı 2 kg, arkasına iliştirilen kanatlar ile hafifliyor. Sert, köşeli hatlar ile başlayan tabaklar yükseldikçe içine çıtır pıtırları almak istercesine yumuşak ve alçak yüzeye ulaşıyor. Altın gibi parlayan kırmızı tabaklar; bilinen, işte bu yüzden değerli olan geçmişin, kendini ulaşılmaz zanneden geleceğe sürtünmesi…

Çalışmalarım estetik kaygıların yanında fikirsel kaygılar da taşıyor; ama bir mesaj vermek zorunda değiller. Fikirleri baskılamak, bir fikrin kabul görmesini istemekten çok tüm algıların irdelenmesini tercih ederim. Kitap okuyanın, film izleyenin kendinden bir şeyler bulması gibi… Standart görüşlerin, çağrışımların dışına çıkmak isteği benimkisi. Hayatı ön yargılarımızla ve deneyimlerimizle algılarken, görünenin dışına çıkmak da mümkün. İzleyenden beklediğim bilinçaltı çağrışımlarını ortaya çıkarması.

Şu anda masanızda neler var?

Çamurdan yıpranan ellerime krem, kahve kuki ikilisi, Ayşe Türemiş elinden kuklam…

Masanızı nereden aldınız?

Çukurcuma’dan edinmiştim, eski bir masa, küçüklüğünü ve panjurlu dolabını seviyorum, iddiasız bir masa.

Kimleri takip ediyorsunuz?

Son günlerde Ali Artun’a ait sanat manifestolarını inceliyorum.

Neyi/nereyi siz tasarlamış olmak isterdiniz?

Keşke ben tasarlamış olsaydım demedim, beğendiklerimin başımın üzerinde yeri var.

İleride neyi/nereyi tasarlamak istersiniz?

Sadece şarap, ekmek, peynir tüketilen bir mekanı duvarları, zemini, masa ve kap kacakları ile atmosferini planlamak isteyebilirim.

Tasarımlarınızı nerelerde görmek isterdiniz? 

Düğmesine bastığım, üretimimle ilişki kurabilen, ruhunun keyfinin ihtiyaçlarına kulak veren ellerde olsun.

Yaz geldiğinde kapı pencereler açılsın, perdeler uçuşsun, kavun biçimindeki door stoperlerim kullanılsın isterim. Somon balığı derisinden yaptığım elbiseyi Lady Gaga kullansın dilerim. Hala uçan ağırlıklarımın girmediği mekan varsa edinsinler derim. Şarap yanı peynirler, çıtır pıtırlar için peynir tabağı ürettiğimi de hatırlatırım.

Tasarım açısından en beğendiğiniz şehir? 

Barselona ve İstanbul. Zaten iki şehri birbirine benzetiyorum. Her an, her yol ayrımında keşfedilecek sürprizleri var. Yaratıcılığı motive edecek bu sürprizlerin yaşanması ve yaratıcı ürünlere kolayca ulaşılabilecek iki şehir.

İşinizle ilgili en çok neyi seviyorsunuz?

Yaşamımı kendim yönetiyor olmak, varoluşum için üretmeyi seçmek, üretirken duygularımın peşinden gitmek. Şanslıyım.

Sizce “ilham” ne demek?

Ruhumun öyle veya böyle etkilenmesi, sonra görselliğe dönüştürmek üzere etrafımda olup bitenlerle ilişkili olmak benim için ilham demek.

 Ajandanızda bu hafta/ay için neler var? 

_Santral dükkanın yaş günü

_Nişantaşı vitrin sergisi

_Yılmaz Zenger sergisi

_Restoran Haftası Etkinlikleri içinde bir öğlen yemeği

_Artbosphorus Çağdaş Sanat Fuarı

Pazar kahvaltısında sizi nerelerde görebiliriz?

Cafe Smyrna veya Cihangir Kahvedan’da görebilirsiniz…

İstanbul’da özellikle ilham veren semtler hangileri ve bu semtlerde hangi cafe/restoranlarda oturuyorsunuz?

Tam gün ilham aldığım semtteyim; Faik Paşa, Çukurcuma.

Teşekkürler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?