Siz de arada sırada Boğaz’da Pazar kahvaltısı yapıp, gününü Sakıp Sabancı Müzesi’ni gezerek devam ettirenlerdenseniz, güzel bir haberim var: Borusan Contemporary, Türkiye’nin ilk ofis müzesi konsepti ile, Perili Köşk’te ziyarete açıldı. Ben de, sonbaharın ilk Pazar günlerinden birinde Rumelihisarı’nda kahvaltı ile başladığım güne Borusan Contemporary ve Sakıp Sabancı Müzesi ile devam ettim…

Yılda en az iki kez, Rumelihisarı’ndaki birbirinden güzel mekanlardan birinde arkadaşlarımla yaptığımız uzun ve doyurucu bir Pazar kahvaltısı ile başlarız güne. Sonbaharın ya da ilkbaharın o güzel havası da bizimleyse, Rumelihisarı’ndan Emirgan’a yürür; Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki yeni sergiyi gezer, oradan dinlenmek üzere İstinye Park’a geçeriz. 12. İstanbul Bieanali ile aynı tarihlerde, İstanbullu çağdaş sanat meraklıları için heyecan verici bir gelişme oldu ve böylece bu rotamıza bir durak daha eklendi: Borusan Contemporary. Bu yazıda Borusan Contemporary’deki “Segment #1” ve “Yedi Yeni İş” ile Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki, Sophie Calle imzalı “İlk Kez, Son Kez” sergilerini bulacaksınız. Yani Boğaz’da geçirilebilecek sanat dolu bir gün bekliyor sizleri.

17 Eylül’de, 12. İstanbul Bienali’ne paralel olarak açılan iki sergisi ile Borusan Contemporary, Boğaz kıyısında, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün hemen altında yer alan ve Perili Köşk olarak bilinen Yusuf Ziya Paşa Köşkü‘nde bulunuyor. 2007’den beri Borusan Holding’in yönetim binası olarak da kullanılan 1910 yapımı bina, Türkiye’nin ilk ofis müzesi olma özelliğini de taşıyor.

Ülkemizin en önemli çağdaş sanat koleksiyoncularından Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık‘ın Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu‘nda yer alan eserleri birçok güncel sergide görüyorduk. Ayrıca iki yazdır Borusan Müzik Evi’ndeki “Madde ve Işık” sergileri ile Borusan’ın ışık sanatı ve yeni medya eserlerine ilgisini heyecanla izliyorduk. Borusan Contemporary’nin ilk sergileri “Segment #1” ve “Yedi Yeni İş” de aynı dereede heyecan veren eserlerin bulunduğu sergiler: “Segment #1” Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan bir seçkiyi ziyaretçilerle paylaşıyor. Seçkide ışık sanatı ve yeni medya eserlerinin yanı sıra tablolar, heykeller ve videolar da yer alıyor. “Yedi Yeni İş” ise 7 güncel sanatçımızın 7 video eserini bir araya getiriyor.

10 katlı binanın bir katı süreli sergilere ayrılırken; ofis katları, giriş ve terasta koleksiyon sergileri gezilebiliyor. Binanın ilk dikkat çeken eseri, Peter Kogler‘in dijital baskı ile binanın tüm katlarının duvarlarına yerleştirdiği eseri: “Installation for Borusan” (Borusan İçin Yerleştirme, 2008). Borusan’a ait bir binanın sarı ve gri borularla kaplı olması hiç şaşırtıcı değil.

Mario Codognato ve Sylvia Kouvali küratörlüğündeki Yedi Yeni İş Sergisi’nde Aslı Çavuşoğlu, Burak Arıkan, Cevdet Erek, Ergin Çavuşoğlu, Esra Ersen, Gülsün Karamustafa ve Nasan Tur’un birer video çalışması bulunuyor. Aslı Çavuşoğlu‘nun “Değişik Yanlara Göre Küçük Moskova” videosu 1980 yılında Fatsa’da gerçekleşen “Nokta Operasyonu”nun izlerini mizahi bir dille süren ilginç bir çalışma. Özellikle videonun sonunda “Nideyim Nerelere Gideyim” türküsünü söyleyen çocuk korosu, videoya hem mizahi hem de gergin bir hava katmış. Bir metaforun izinden giderek bir kanaraya sevenler derneği ve üyeleriyle çalışan Esra Ersen‘in “Kanarya Operası Oyuncu Seçimi” ise serginin en eğlenceli videosu. “Yedi Yeni İş” arasında en çok beğenimi kazanan ise Cevdet Erek‘in “Üçüncü İkinci Köprü” eseri. İki farklı açıdan çekilmiş Fatih Sultan Mehmet Köprüsü görüntülerin iç içe geçişinin bir apartman dairesi penceresinden izlendiği videonun etkileyiciliğini söz konusu köprünün Borusan Contemporary’nin hemen üzerinde olduğunu bilmek de arttırıyor.

Süreli sergiyi gezdikten sonra asansörle en üst kata çıkıp aşağı doğru inmek akıllıca. 2. katta asansör beklerken koleksiyonun en ilginç parçalarından biri size eşlik ediyor. Daniel Rozin‘in, sensörler ve hareketli aynalarla kaplı interaktif heykeli “Mirrors Mirror” (Aynaların Aynası, 2008) asansör bekleyenlerin hareketlerine göre şekil değiştiriyor. Koleksiyonun dönüşümlü olarak sergilenmesi gibi, bünyesindeki bu eser de Borusan’ın amaçladığı “sürekli değişim” ilkesini hatırlatıyor.

En üst kata ulaşıldığında, en üst katlar ve terastan muhteşem bir İstanbul Boğazı manzarası bekliyor ziyaretçileri. Karadeniz’den Marmara’ya kadar uzanan manzaraya baktığınızda, birden sanat için orada olduğunuzu bile unutabiliyorsunuz.

Segment #1de sergilenen eserler sayesinde, zevkli bir patronun ofisi ne kadar estetik bir alana çevirebileceğini de anlıyorsunuz. Eserler yalnızca heykel, tablo ve videolardan ibaret değil. Toplantı odalarındaki duvarlar sanatçılar tarafından boyanmış; terasın yer seramikleri, hatta avizeler bile güncel sanat eserlerinden seçilmiş durumda. Rengarenk ve minimalist eserleri ile güncel sanatın sevdiğim bir yanını bana hatırlatan eserlerin yanında, sonsuzluk duygusunu somutlaştıran ışık sanatı eserleri ve çoğunlukla kuzeyin soğuğunu çağrıştıran fotoğraflar en çok aklımda kalanlar.

Hemen hemen tüm ofis katlarında bulunan fotoğraflardan özellikle Ellen Kooi ve Olaf Otto Becker‘in objektifinden olanlar çok etkileyici. Hollandalı fotoğrafçı Kooi’nin orman ve yeşil arazilerde puslu ve sisli ortamlarda yakaladığı kareler “Menaldum-Mensen” (2004), “Noordoostpolder-Polderweg” (2003) ve “Velsen-Sloomtmist” (2003) ile Olaf Otto Becker’in buzul manzaraları “Ilulissat Icefjord” (2003) ve “Qeqertarssup Sermia, Giesecke Icefjord” (2006) kuzey sanatına bir kez daha aşık etti beni. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nda Nuri Bilge Ceylan fotoğraflarının bulunduğunu düşünmek ise şimdiden ikinci seçki için heyecanlandırıyor.

Işığı ve aynaları kullanarak yaratılan ve gerek isimleri gerekse yarattıkları ilüzyon ile sonsuzluk çağrışımı yapan eserlerin sayısı da bir hayli fazla. Brigitte Kowanz‘ın “ETC.” (2011), “Abwesenheit” (2010) ve “Continually” (2007) eserleri bu sonsuzluğu bir ayna ve bir camın arasına hapsediyor. Diğer yandan ofisin ortasında dipsiz bir kuyu varmış hissi yaratan Iván Navarro‘nun “EXODO”su (2008) belki de “Segment #1” seçkisindeki en etkileyici eser.

“Perili Köşk”ün kasvetli ve korkutucu adına rağmen, içerisinde yer alan rengarenk minimalist eserler de bambaşka bir dünyaya götürüyor gezenleri. Bunlar arasında, müzenin farklı katlarında defalarca karşılaşacağınız iki sanatçı en çok dikkatimi çekenler oldu: Markus Linnebrink ve Liam Gillick. Rengarenk epoksi reçine şeritleri ile harikalar yaratan Alman sanatçı Linnenbrink’in “Thewholeofthelosttapefound” (2007/2008), “Wenndaslichtschendlichauftut” (2007/2008) ve “Todaywillbelikethedayaftertomorrow” (2008) eserleri koleksiyonda yer alıyor. Alüminyum ve pleksiglas maddeleri ile çalışan İngiliz sanatçı Gillick’in ise “Derived from the Absence of a Legislated Break” (Yaşanmış Bir Kırılmanın Yokluğundan Gelen – 2007), “Shifted Analysis” (Kaydırılmış Analiz – 2007) de koleksiyona renk katan eserlerden.

Boğaz’daki sanat turunun ikinci durağı Emirgan’da, Sakıp Sabancı Müzesi‘nde ise bir başka çağdaş sanat ustasının çalışmasının meyveleri bekliyor sanatseverleri. 2010 yılının bir bölümünü İstanbul’da geçiren, günümüz çağdaş sanatçıları arasında önemli bir yeri olan Sophie Calle, İstanbul’da yaptığı çalışmanın sonuçlarını İlk Kez, Son Kez sergisi ile paylaşıyor. Bu yıl Istancool sırasında da dinlediğimiz sanatçının video ve fotoğraf çalışmaları da arka planlarındaki hikayeler kadar etkileyici.

Serginin “İlk Kez” bölümü, sanatçının “Voir la Mer” (Denizi Görmek, 2010) çalışmasına ayrılmış ve İstanbul’da yaşamalarına rağmen denizi hiç görmemiş insanları konu alıyor. Sanatçının denizi ilk kez gören bu insanları konu alan çalışmasında o anlamlı anları Caroline Champetier‘nin kamerasından kaydetmiş.

“Last Image” (Son İmge, 2010) bölümünde ise sanatçının görme engellilerle yaptığı bir çalışmaya ait fotoğraf ve metinler yer alıyor. Görme yetisini kaybeden birçok kişinin gördükleri son görüntüleri anlatmalarını isteyen sanatçı, bu kareleri ya da zihninde yarattığı çağrışımları fotoğraflamış. Serginin bu bölümünde asıl etkileyici olanın fotoğraflar değil, okuduğunuz hikayeler olduğunu da hatırlatmak gerek.

 

Borusan Contemporary ve Sakıp Sabancı Müzesi, hem İstanbul’un klasik sanat rotalarından sapıp hem de biraz Boğaz havası almak isteyenler için harika bir alternatif yaratıyor ve birbirlerini tamamlıyorlar.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?