Haziran ayının başında, hem okullar kapanmamış hem de havalar çok ısınmamışken nokta atış bir kararla bilet aldık ve Bologna’ya yalnızca orayı gezmek için gitmedik. Onu bir üs gibi kullanıp, çevresine dağıldık. Trenle ulaşımı kolay, ritmi yavaş, insanı yormayan İtalyan şehirlerini görmek istedik. Her sabah başka bir yön, başka bir şehir… Bazen mozaikli bir tarihe, bazen balzamiğe, bazen bir balkona bakıp geri döndük. Günübirlik yolculuklar olmasına rağmen destinasyonların ufaklığı, atmosferi sindire sindire dolaşmaya da imkan tanıdı diyebilirim…

dscf9928
Ravenna | Fotoğraf Kaynağı: Eralp Alper

Bologna, bu planın merkezinde. Her sabah başka bir trenle kaçıp, akşam yine şehrin şefkatli kucağına döndük… Şehir kendine özgü; kırmızı tuğlaları, hiç bitmeyen portikoları ve sokaklarındaki salaş mekanlarda insanların birbiriyle yoğun jest ve mimikler içeren sohbetlerinden daha akılda kalıcı tek bir şey oldu. O da bu seyahatte 4 gün boyunca gittiğimiz dondurmacı… Delizie Bolognesi ismindeki bu dondurmacıya gidip ödüllü “Nettuno” dondurmasından yiyenler başka bir evrenle tanışıyor adeta. Her yediğimiz güzeldi ama bunun yeri ayrıydı. Bu arada şehrin asıl olaylarından biri de Avrupa’nın en eski üniversitesine sahip olması (1088 yılı, ciddi ciddi). Evet öğrenci çok, ama şehir sakin sayılır. Turistik noktalarda bile bir “ben buralıyım” rahatlığı var. Zaten buranın mottosu da şuymuş. “La Dotta, La Grassa, La Rossa” — bilge, şişman, kızıl. Her biri doğru gibi (4 günde anlamış).

dscf9349
Modena | Fotoğraf Kaynağı: Eralp Alper

İlk gün Modena ve Parma’yı ziyaret ettik. İki şehir de küçük ama kendine has. Modena sabah ilk durağımızdı. Ferrari’nin doğduğu şehir olduğuna dair okumalar yaparken müze fiyatının 32 euro olduğunu görünce tatlı bir tebessüm kapladı yüzümüzü. Çok yaşanası bir enerji veren Modena, rahat ve elegant bir ortam vadediyor. Şehir meydanında oturup bir espresso içmek bile yeterli oluyor, çünkü burası çok daha küçük çaplı, düzenli ve sınırları belli olan bir yer. Balzamik sirke burada apayrı bir mesele; market raflarında bile etiketler BURALIYIM diye bağırıyor. Bir pazarda balzamik sirke üreticisi bir abiyle tadım vesilesiyle 15 dakika sohbet ettim, ürünlerine çok sıkı şekilde bağlı olduklarını teyit ettim…

Daha sonraki durağımız da Parmesanın aynı şekilde bağırdığı Parma idi. Modena kadar samimi bir his vermese de, enteresan bir tat bırakıyor damakta Parma. Büyük bir parkta yediğimiz Parma jambonlu ve mozarellalı sandviç ve içtiğimiz buz gibi Aperol Spritz, şehre dair duygularımızı yoğunlaştırabilmemizi sağladı.

dscf9688
Fotoğraf: Eralp Alper

Diğer günü Verona’ya ayırdık. Bologna’dan trenle bir buçuk saate yakın sürüyor. Juliet’in balkonu orada, evet kalabalık ve evet sıradan. Sıradanlığının ötesinde, gerçekte Juliet’in balkonu değilmiş bir de…  Ama şehrin bunun dışında pek falsosu yok. Arenanın hemen yanındaki sokaklarda dolaşmak, köprüyü geçip nehir kıyısına inmek çok keyifli. Şehirde her şey sanki biraz fazla cilalanmış ama yine de belli ki yıllardır kendini korumayı başarmış. Eşim, Verona’lı insanların geçmişte yaşadığını ifade etti, bu bağlamda düşününce şehri çok iyi tanımlıyor bence. İlginçtir, Avrupa’nın en büyük Roma amfitiyatrolarından biri burada ve hala konserler için kullanılıyor. Biz gittiğimizde de opera festivali reklamları vardı her yerde. Eğer şehirle en az temasla en çok manzarayı görmek isterseniz, Castel San Pietro’ya mutlaka çıkın. Kusursuz bir manzara ve çıkış rampası çok da yorucu sayılmaz.

dscf9898
Ravenna | Fotoğraf: Eralp Alper

Ertesi günse Ravenna’daydık. Yaklaşık bir saat süren tren yolculuğundan sonra bambaşka bir atmosfere düştük. Burası Bizans dünyasının İtalya’daki en özgün uzantısı gibi. Şehir merkezine girdiğinizde karşınıza çıkan mozaikler gerçekten hayranlık uyandırıyor. San Vitale Bazilikası UNESCO tarafından tescillenmiş ama dışarısı “aşırı gösterişli” değil, tam kıvamında. İçeriye girince dumura uğranıyor o yüzden, Bizans imparatorlarıyla senli benli olma fırsatı adeta. Dante’nin mezarı da burada; yalnızca bir lahit ama etrafında ciddi bir sessizlik hakim. Ravenna, diğer şehirler gibi kendini göstermiyor; ilgini çekmek için hiç çabalamıyor, ilk adımı sen atarsan o da sonra hikayesini anlatıyor…

dscf9475
Parma | Fotoğraf: Eralp Alper

Sonuç olarak bu rota, hiçbir şehir için valiz açmak zorunda kalmadan İtalya’nın farklı ve ufak yüzlerine dokunmak isteyenlere birebir. Bologna’dan günübirlik çıkışlar yapmak hem pratik hem ekonomik hem de temposu ideal. Şehirler yavaş. Bu da insanı yormuyor. Eğer klasik rotalardan sıkıldıysanız ve biraz daha yerel ama yine de dolu dolu bir İtalya istiyorsanız bu plan tam kıvamında.

Kapak Fotoğrafı: Eralp Alper

İlginizi çekebilir: Ezgi Cenk’ten Bologna’da Ne Yenir