Yurt dışında bir türlü deneme fırsatı bulamadığınız bir restoranın, yıllar sonra kendi şehrinizde karşınıza çıktığını düşünün; üstelik başrolde ıstakoz var. Londra’ya sık sık gidip geldiğim dönemlerde önünden çok geçtiğim ama bir türlü kapısından adım atmaya vakit bulamadığım Burger & Lobster, Türkiye’deki ilk şubesini İstanbul’da, Zorlu Center’da açtı. Benim yıllardır ertelediğim buluşma da böylece ayağıma kadar gelmiş oldu. Gelin, mekânın atmosferine ve nefis lezzetlerine birlikte bakalım.

Burger & Lobster Türkiye | Fotoğraf: Simay Yaz

Üniversiteden arkadaşlarla ne yapılır? 1- Yılda birkaç kez “bu sefer kesin buluşuyoruz” denir, planlar yapılır. 2- Mezuniyetten yıllar sonra bile aynı gruptan konuşmaya devam edilir. 3- Burger ve ıstakozu yan yana getiren bir restoran açılır. Dört okul arkadaşının birleşip üçüncü şıkkı seçmesiyle başlayan bu serüven, sadece iki ürünü en iyi şekilde sunma fikriyle yola çıkmış. Üçüncü seçenek tercih edildiyse insan ister istemez merak ediyor.

Burger & Lobster Türkiye | Fotoğraf: Simay Yaz

Zorlu Center’daki restorana ilk girdiğimde, fine-dining enerjisini aratmayan ama aynı zamanda rahat ve samimi hissettiren bir atmosferle karşılaştım. Ne yediğinizi rahatça görebildiğiniz konforlu bir ışıklandırma ve açık mutfak sistemiyle şeflerin neler çevirdiğine arada göz atma şansınız var. Girişten itibaren sizi karşılayan sanat eserleri ise tamamen mekâna özel yapılmış. Merak ettiğiniz eserlerin QR kodlarını okutup hikâyelerini öğrenmeniz mümkün.

Burger & Lobster Türkiye | Fotoğraf: Simay Yaz

Bu sanat eserlerini restoran boyunca takip edebilirsiniz. Benim favorim, renk renk ıstakoz cracker’larını sergiledikleri vitrin oldu. Bir noktada “lobster cracker bir sanat malzemesi olabilir mi?” sorusunun cevabı da verilmiş oluyor.

Mekânın özel buluşmalara, doğum günlerine ya da iş toplantılarına ayrılan odaları da var. Buton sistemiyle servis elemanı çağırabilir, ekibinizle birlikte kimse sizi rahatsız etmeden doya doya bir ıstakoz yiyebilirsiniz.

Burger & Lobster Türkiye | Fotoğraf: Simay Yaz

Menünün Hazineleri

Öncelikle The Originals serisinden bahsetmek istiyorum. Menüde görebileceğiniz bu seri, mekânın 2011’deki açılışından bu yana hiç değişmeden korunuyor. Zaten tüm ıstakozlar, markanın prensipleri gereği Kanada’dan ithal ediliyormuş.

The Originals’tan biri The Lobster: Buharda ya da ızgarada pişirilmiş (evet, seçim sizin) bütün ıstakoz; benim kesinlikle favorim olan limonlu sarımsaklı tereyağı, patates kızartması ve nefis bir salatayla servis ediliyor. Izgarada pişen versiyonuna bayıldım. Malum, biz Türkler işin içine hafif bir mangal lezzeti girince kolay kolay hayır diyemiyoruz.

The Originals | Fotoğraf: Simay Yaz

Istakozlar için özel cracker’lar geliyor, dilerseniz kendiniz ıstakozu kırıp ayıklayabilirsiniz. Fakat tüm servis ekibi bunun için özel eğitim aldığı için, “Ben bunun neresinden başlayacağım?” dediğiniz noktada hemen yardıma yetişiyor.

Benim en çok dikkatimi çeken detay ise geri dönüşümlü malzemeden üretilen önlükler oldu. Üzerinize ne sıçrayacak diye düşünmeden yemeğinize odaklanabilirsiniz.

İkincisi, masadaki herkesin en çok dikkatini çeken ve benim uğruna Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na yatay geçiş yapabileceğim kadar iyi olan The Lobster Roll: Soğuk ıstakoz, limonlu mayonezle harmanlanarak, dışı hafifçe kızarmış ve kıvamı tam yerinde olan brioche ekmeğinin içinde sunuluyor. Elbette yanında limonlu sarımsaklı tereyağı ve patates kızartması da var. Kısacası benim için masanın “bir tane daha söylesek mi?” tabağıydı.

Sonuncusu ise The Burger. Tam bir klasik Amerikan burgeri. Özellikle turşuların burgerinizin içinde çıtır kaldığı, domatesin hâlâ domates gibi tat verdiği burgerleri seviyorsanız tam size göre olduğuna eminim. %100 dana etinden hazırlanan 170 gramlık köftesi de tam kararında pişmişti. Kalan malzemeler marul ve kırmızı soğan; yani kıvamında bir Amerikan burgeri lezzeti sizi bekliyor.

Başlangıçlar, Türkiye’ye Özel Lezzetler ve Tatlı Final

Octopus Provençal, Lobster Escargot ve Prawns & Avocado | Fotoğraf: Simay Yaz

Başlangıçlardaki seçenekler arasında Lobster Croquettes, Octopus Provençal, Lobster Escargot ve Prawns & Avocado denedim. Lobster Escargot’nun adının sizi yanıltmasına izin vermeyin; kızarmış milföy hamuruyla servis edilen ıstakoz ve karides, ismini sunumundan alıyor. Sonuç: Favorimi seçemiyorum! Hepsinin lezzetleri çok dengeli, çok karakterli ve “bir dahaki gelişimde yeniden söylerim” kategorisindeydi.

Istanbul Burger | Fotoğraf: Simay Yaz

Menüde Türkiye şubelerine özel bir lezzet de var: Istanbul Burger. Bu burgerin lezzetini aklımdan çıkaramadığım doğrudur. 170 gram ızgara dana köftesi -ki daha ilk ısırıkta nefis bir barbekü aroması geliyor- karamelize soğan, beyaz ve kırmızı cheddar peyniri ve trüflü mayonezle buluşuyor. Ben olsam bunu deneme listesinin oldukça üst sıralarına yazarım.

Ruby Cake ve Baklava Cheesecake | Fotoğraf: Simay Yaz

Tatlılarda ise Ruby Cake ve Baklava Cheesecake vardı. Görüntüsüyle aklınızdan çıkmayacak bu iki tatlıyı da gönül rahatlığıyla öneriyorum.

Bunlar dışında bir Oyster Bar, salatalar, roll seçenekleri makarnalar ve “The Combos” serisiyle karşılaşacaksınız.

Burger & Lobster Türkiye | Fotoğraf: Simay Yaz

Burada “ben ıstakoz insanı değilim” diyenden klasik burger severlerden deniz ürünlerine bayılanlara kadar herkesin damak tadına göre bir lezzet var. Belki de mekânı bu kadar beğenmemin sebeplerinden biri bu. Burger & Lobster’la sonunda İstanbul’da buluştum; belli ki beklemeye değmiş.

Şehre hoş geldin Burger & Lobster!

Kapak Fotoğrafı: Simay Yaz

İlginizi çekebilir: Tuba Nil Dengiz’den Two Guys Street Food