Dünyanın farklı ülkelerinde çekilen LGBTİ+ temalı filmler gösteriyor ki, LGBTİ+ bireyler ne yazık ki her yerde farklı güçlüklere, zorluklara, engellere ve önyargılara göğüs germek zorunda kalıyor. Fakat kurmaca olması ya da gerçek öykülere dayanması fark etmeksizin, bu filmler sayesinde bazen mücadele için güç, bazen gerçek aşkı bulmak için umut, bazense kendi hikayelerimizi yaşamak için ilham veriyor. Sizin de bunlardan herhangi birine ihtiyacınız varsa, ya da sadece LGBTİ+ temalı filmler izlemeyi seviyorsanız, bu önerileri bir yere not edin; yakın bir zamanda olmasa bile karşınıza çıktıklarında izlemeden geçmeyin!

Chicago Film Festivali’nin Outlook Yarışması, her yıl festival programında yer alan LGBTİ+ temalı filmlerden birine Altın Q-Hugo ödülünü layık görüyor. Bu yıl, 54. Chicago Film Festivali‘nde bu bölümde yer alan 7 filmden 6’sını izleme fırsatı buldum; bu filmlerle ilgili yorumlarımı aşağıda bulacaksınız. Festivalin Dünya Sineması bölümünden önerilerim için theMagger’daki diğer yazıma göz atabilir, Chicago Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümündeki tüm filmlerle ilgili yorumlarım içinse bu yazımı okuyabilirsiniz.

 

Boy Erased | 2018, ABD

Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Joel Edgerton, 2015’te korku türündeki ilk filmi The Gift’in ardından, ikinci kez yönetmen koltuğuna oturdu: Boy Erased, gazeteci Garrard Conley’nin anılarından uyarlanmış. Eşcinselliği rahip babası tarafından kabul edilmeyen ve bu nedenle okuduğu üniversiteden alıkonularak sözde dönüştürme terapisi uygulayan bir merkeze kapatılan Jared’in hikâyesini anlatıyor film. Yönetmen ve senarist Joel Edgerton, merkezin lideri olarak da karşımıza çıkarken, başrolde Lucas Hedges‘ı, Jared’in ebeveynleri olarak da Nicole Kidman ve Russell Crowe‘u izliyoruz. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen şu son 2-3 yıla birçok aktörün kariyeri boyunca sığdırdığından daha fazla iyi performans sığdırmış Lucas Hedges, yine çok başarılı. Kapatıldığı merkezdeki kader arkadaşlarını canlandıran Xavier Dolan ve Troye Sivan gibi popüler isimler içinse aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Etkileyici, yürek burkan ve oturduğunuz yerde sizi öfkelendiren bir film Boy ErasedJared’in uğradığı haksızlıkları, kendini arar ve kimliğini kabullenmeye çalışırken maruz kaldığı yanlış yönlendirmeleri izlerken, insanların bağnazlıklarının, nefretlerinin ve farklılıklara tahammülsüzlüklerinin gerçekliği aklınıza geliyor ve sadece acı hissediyorsunuz. Filmin sonunda Dogville-vari, yürek ferahlatan bir intikam sahnesiyle karşılaşmıyorsunuz belki ama öykü rahatlatıcı, göz dolduran ve yürek ısıtan bir şekilde finale doğru evriliyor. Boy Erased, muhafazakar, soğuk ve mesafeli bir LGBTİ+ anlatısı gibi gelebilir; ama anlattığı muhafazakar, soğuk ve mesafeli bir kesimin hikâyesi olduğu için affedilebilir sanki.

IMDb Puanı: 7.1/10

 

Mario | 2018, İsviçre

Almanca konuşulan İsviçre’den Marioeşcinsellerin en çok dışlandığı ve en çok engelle karşılaştığı bir alana çeviriyor kamerasını. İki yıldız futbol oyuncusu Mario ve Leon’un ilişkisi, bir anda kariyerlerinin önündeki en büyük engele dönüşüyor. Takım arkadaşları arasındaki rekabet homofobiyle birleşince, toplumun önyargılarından ölesiye korkan takım yöneticilerinin susturmak ve gizlemek için çırpınmaya başlayınca hayat ikili için çok zorlaşıyor. Yaşanan ikili hayatları ve spordaki homofobiyi dile getirme cesaretini gösteren Mario, benzerlerinin aksine önemli bir film olmaya çalışan bir fiyasko olmamayı başarıyor, ilişki dinamiklerini de iyi gözlememiş bir şekilde izleyicisine aktarıyor.

IMDb Puanı: 7.6/10

 

Plaire, aimer et courir vite / Sorry Angel | 2018, Fransa

Fransız sinemasına Les chansons d’amour, La belle personne ve Les biens-aimés gibi filmler armağan etmiş Christophe Honoré, son filminde farklı yaşlardaki erkekleri ve aralarındaki ilişkileri merkeze alıyor. Geçen yılın en iyi Fransız filmlerinden 120 battements par minute (BPM), AIDS’in etkilediği yaşamları ve her şeye rağmen hayatta kalmak için birbirine tutunan aktivist bir grubu konu almıştı. Plaire, aimer et courir vite de 120 BPM‘in öncesine götürüyor bizi sanki. 1990 yılında yazar Jacques ve hayatındaki erkeklerle tanışıyoruz. Farklı jenerasyonlar arasında romantik bir ilişkinin ne derece mümkün olduğuna dair tezler ve antitezler sunuyor sanki film karşımıza çıkardığı her karakterle beraber, bizi Arthur’la tanıştırdığında ise yaşın hiçbir önemi olmadığını ve bağ kurmanın büyüsünü kavrıyoruz. Çok iyi yazılmış diyaloglarıyla, seksi ve romantik, kimi zaman hayat dolu kimi zaman hüzünlü bir kendini-iyi-hisset filmi…

IMDb Puanı: 7.0/10

 

Rafiki | 2018, Kenya

Kenya, eşcinsel ilişkilerin 14 yıla kadar hapisle cezalandırıldığı bir ülke ve bu yüzden Rafikibir lezbiyen ilişkiyi konu alışıyla devrimci bir Kenya filmi. (Cannes Film Festivali’ndeki prömiyerinin ardından ülkesinde yasaklanan filmin yönetmeni, uluslararası LGBTİ+ örgütlerin desteğini arkasına alarak Kenya hükümetini dava etmiş, filmin en azından En İyi Yabancı Dilde Film Oscar ödülü için Kenya’nın aday adayı seçilmesi için gereken şart olan 1 hafta boyunca gösterilebileceği kararı alınmış, film Nairobi’de bir hafta boyunca vizyonda kalmıştı. Tüm bunlara rağmen Kenya, aday adayı olarak bir başka filmi seçmişti. İşin ilginç yanı, bunun homofobik bir seçim olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyeceğiz; çünkü film seçilseydi bile Akademi tarafından diskalifiye edilecekti, zira %95’inden fazlasında İngilizce konuşulduğu için Akademi’nin kriterlerini karşılamıyor.) Diğer yandan ait olduğu coğrafyadan bağımsız değerlendirilirse, daha önce defalarca izlediğimiz bir imkansız aşk hikayesini, karşılaştığı engelleri ve kapana kısılmış taraflarını bir kez daha önümüze koyuyor. Filmin bu anlamda sahip olduğu tek yaratıcılık ve etkileyicilik, renk kullanımında. Onun dışında tamamen sıradan bir Juliet & Juliet hikayesi…

Rafiki‘nin geldiği coğrafyadan dolayı taşıdığı önem Chicago Film Festivali‘nin Outlook Yarışması jürisini de etkilemiş olacak ki, film Gümüş Q-Hugo ile ödüllendirildi.

IMDb Puanı: 6.2/10

 

Retablo | 2018, Peru

RetabloAnd Dağları’ndaki bir Peru köyünde, zanaatkar bir baba ve oğluyla tanıştırıyor bizi. Quechua dilindeki film, Güney Amerika kültürünün çeşitliliğini, ikilinin üzerinde çalıştığı dini sahneler betimleyen rengarenk kutular aracılığıyla da, gösterdiği gündelik yaşam sahneleriyle de bir kez daha gözler önüne seriyor. Filmin LGBTİ+ temalı bir seçkide yer alıyor olması, muhtemelen erkek egemen ve homofobik bir toplumda eşcinselliğini keşfeden bir çocuğun maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddetle ilgili olduğunu düşündürebilir size. Fakat hayır, farklı coğrafyalarda, toplumlarda ve sınıflarda izlediğimiz o hikayeyi bir kez daha koymuyor önümüze Retablo ve babasının gizli bir eşcinsel olduğunu öğrenen bir çocuğun bu gerçekle yüzleşmesini ve kendi vicdanıyla çatışmasını konu alıyor. İçinde büyüdüğü toplumun dayatmaları ve babasına duyduğu sevginin arasında kalan Segundo’nun yaşadıkları daha önce pek izleme fırsatı bulmadığımız bir konuyu, elindekileri iyi kullanan bir yönetmenlikle işliyor.

Berlin Film Festivali’nde En İyi İlk Film dalında Teddy Ödülü kazanan Retablo, Chicago’da daha büyük bir zafer elde etti ve Outlook Yarışması’nın büyük ödülü Altın Q-Hugo‘nun sahibi oldu.

IMDb Puanı: 7.5/10

 

Sauvage | 2018, Fransa

Sauvage22 yaşındaki bir erkek fahişe olan Leo üzerine. Ters köşeye yatıran bir açılış sahnesiyle başlayarak şaşırtan film, birçok ayrı sahnesinde çarpıcı, şoka uğratıcı, zorlayıcı imajları ve olayları doğal ve gerçekçi bir üslupla sıralıyor. Leo’nun yaşadıklarını, kötüye giden sağlığını, eskiyen ve kirlenen giysilerini, uyuduğu yerleri, saplantılı ve ona zarar veren karşılıksız aşkını izledikçe onu “kurtarma” ihtiyacı hissediyoruz. Onunla tanışan, onu tanıyan ve onu beğenen herkeste de aynı hissiyatı uyandırıyor Leo. Buna rağmen filmin asıl gündeme getirmek istediği soru da bu zaten; Leo’nun kurtarılmaya ihtiyacı var mı? Zehirli bir aşk ve geleceğe dair hiçbir şey bilmeden oradan oraya savrulan bir aşığın etkileyici hikâyesinde Felix Maritaud da performansıyla harikalar yaratıyor.

IMDb Puanı: 7.2/10

 

Outlook Yarışması’nda yer alan yedinci ve son film, Brezilya yapımı Tinta Bruta / Hard Paint‘i ne yazık ki izleyemedim ama kesinlikle izlenecekler arasına kaydettim! Q-Hugo Jüri Özel Ödülü’nü kazanan bu film, yılın ilk aylarında ise Berlin Film Festivali’nin Teddy Ödülü’nün sahibi olmuştu.

Emre Eminoğlu

theMagger Editörü, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN