Ferit Karahan’ın 2021’de Berlinale’nin Panorama bölümünde dünya prömiyerini yapan ve FIPRESCI Ödülü’nü kazanan filmi Okul Tıraşı, hiçbir yerin ortasındaki bir yatılı okulda, üzeri karların beyazıyla örtülen bir karanlığı ortaya döküyordu. Herkesin işini ancak kendi çıkarları doğrultusunda olduğunda iyi yaptığı, ezilenin yanında gözükenin dahi kendini kurtarmaya çalıştığı bu okul, kokuşmuş bir ülkenin metaforu gibiydi. Karahan, beş yıl sonra üçüncü uzun metrajı Cinlerin Düğünü ile kamerasını bu kez uzak bir Anadolu köyünde yaşayan bir aileye çeviriyor.

Cinlerin Düğünü, üç farklı zaman dilimine yayılan film, yıllar sonra bir düğün vesilesiyle yeniden bir araya gelen dört kardeş üzerinden geçmişin suskunluklarını, aile sırlarını ve bir kuşaktan diğerine aktarılan görünmez bağları takip ediyor. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nin Platform yarışmasında yapacak filmin kazanmak için yarışacağı ödülün bu yıl ayrı bir önemi de var: Akademi’nin değişen kurallarıyla Platform Ödülü, kazanan filme ülkesinin resmî seçimi olmasına gerek kalmadan En İyi Uluslararası Film Oscar’ı için başvuru hakkı sağlayan altı festival ödülünden biri hâline geldi.

Cinlerin Düğünü

Okul Tıraşı’nda bir sistemin insanları nasıl öğüttüğünü anlatmaktan ziyade bu meseleyi filmin biçimine dönüştüren Karahan, Cinlerin Düğünü’nde ölçeği aileye küçültürken bakışını nesiller boyunca taşınan yaralara çeviriyor. Filmin üçüncü bölümünde ailenin en genç kuşağından Deniz olarak hikâyeye katılan Helin Kandemir’in deyimiyle bu kez karşımızda “nesillerden nesillere taşan bir yalnızlık” ve deneyimler değişse de biçim değiştirerek varlığını sürdüren, sınıf ve coğrafya tanımayan bir “aile yarası” var. Deniz’in annesinden devraldıkları, başka kuşaklardaki karakterlerle arasındaki karmik benzerlikler ve Erzincan’ın karakterlerin yalnızlığına eşlik eden coğrafyası, Cinlerin Düğünü’nün aileyi yalnızca kan bağıyla değil; miras kalan korkular, travmalar ve kararların sonuçlarıyla da birbirine bağlayan dünyasının parçaları. Toronto’daki dünya prömiyeri öncesinde Helin Kandemir’le Ferit Karahan’ın sinemasını, Deniz’i ve geçmişin sonraki kuşakların bedenlerinde bıraktığı izleri konuştuk.

Helin Kandemir

Ferit Karahan’ın önceki filmi Okul Tıraşını izlemiş miydin? Yönetmenin sinema diliyle ilgili dikkatini çeken, bu senaryoda ve filmde de bulduğun benzerlikler var mı?

Helin Kandemir: İzlemiştim. Çok etkilenerek izlediğim bir filmin yönetmeniyle çalışma fırsatı bulduğum için de kendimi çok şanslı hissediyorum. İzleyeli üzerinden çok zaman geçti ancak filme dair hafızamdaki en belirgin anlatı, filmin bir sistemin insanları öğütmesi üzerine kuruluyor olması. Benzeri bir dokuyu Cinlerin Düğünü’nde de hissediyorum. Bir meseleyi anlatmaktan çok, meselenin kendisini bir biçime döken bir dili olduğuna inanıyorum.

Cinlerin Düğünü

Çekimler nerede ve ne kadar sürede yapıldı? Senaryoyu okuduğunda kafanda canlanan mekanların ve çevrenin karşılığını sette bulabildin mi?

Helin Kandemir: Çekimler Ekim ayında başladı. Ben çekim sürecinin ilk on gününde aralıksız bir şekilde Deniz’in hikâyesini tamamladım. Cinlerin Düğünü, zaman çizelgesi olarak çok iç içe bir hikâye. Çekim takviminin dışında, kendi karakterimin hikâyesini kendi çizelgesinde takip ederek çalıştım. Hikâyenin bütününe hâkim olup kendi devamlılığım üzerinde kaldım. Erzincan’ın sarp dağları ve ucu sonu görünmeyen ovalarının da karakterlerimizin yalnızlığına eşlik ettiğini düşünüyorum.

Cinlerin Düğünü

Film üç farklı zaman dilimine yayılıyor ve sen hikâyeye ancak üçüncü bölümde dahil oluyorsun. Karakterini canlandırırken izleyicinin senden önce gördüğü aile geçmişini ve onun karakter üzerinde bıraktığı izleri ne kadar ve nasıl hesaba kattın?

Helin Kandemir: Üzerine uzun uzun hocayla konuşma fırsatım oldu. Herhalde meslek hayatımda da ilk defa bir karakteri anlamanın dışında, bütün karakterleri anlama zorunluluğum olan bir eşlikçilik deneyimliyorum. Nesillerden nesillere taşan bir yalnızlığın son kırıntısında varlık gösteriyorum. Bunun ağırlığını bedenimde hissediyordum her planımızda.

Cinlerin Düğünü

Filmi izlerken kuşaktan kuşağa aktarılan travmaların, korkuların ya da bizden önceki kuşakların yaşadıklarının ve aldıkları kararların sonuçları üzerine çok düşündüm. Sence Denizin üzerinde annesinin yaşadıklarından ne gibi izler kalıyor?

Helin Kandemir: Deniz, annesinin anarşisini şiddetle gösterebilen bambaşka bir versiyonu. Bu değişikliğin sebebi üzerine de uzun uzun düşündüm ancak bir yere varmakta hâlâ güçlük yaşıyorum. Zamanlar, insanlar, deneyimler, yaşlar… Belki Ceren’in annesi de Ceren olsaydı, hayat bambaşka olurdu.

Cinlerin Düğünü

İlhan Şenin karakteri ile senin karakterin arasında ortak isimleri dışında da benzerlikler ve paralellikler var. Hatta filmde bu bağlantıyı kuran birçok tekrar eden imge ve sahne var. Sen bu bağı nasıl yorumluyorsun?

Helin Kandemir: Cinlerin Düğünü’nde en sevdiğim biçimlerden bir tanesi tanımsızlık. Bir benzerliği bir yere yerleştirmenin mümkün kalmaması, bence seyirciye kamerayı tutma hakkı tanıyor.

Deniz’lerin paralelliğini de aynı yere vuruyorum. Aralarındaki karmik benzerlik onları çok benzer, çok aile ve bir o kadar da ayrı tutuyor.

Helin Kandemir

Kariyerinde Kız Kardeşler gibi uluslararası festivallerde dolaşan bağımsız filmler de, çok daha geniş kitlelere ulaşan dizi ve filmler de var. Bu farklı üretim biçimlerinde oyuncu olarak aradığın ya da seni heyecanlandıran şey değişiyor mu? Bugün bir projeyi kabul ederken senin için belirleyici olan ne oluyor?

Helin Kandemir: Üretim yaptığımız platformlar ya da projelerin varış noktaları değişse de yaptığım şey, oyunculuktan farklı bir sanat dalı olmuyor. Buna rağmen çok yönlü bir üretim sahasını daha kıymetli buluyorum. Büyümek, küçülmek, yeni gözler ve yeni yönetmenlikler hissetmek, kendi paletimi geliştirmeme yardımcı oluyor. Kalbimin attığı her şeyin içinde var olabilirim.

Cinlerin Düğünü dünya prömiyerini Toronto Film Festivalinde yapacak. Henüz seyircinin tepkisini bilmediğin bir filmin ilk kez, üstelik böyle uluslararası bir ortamda seyirciyle buluşacak olması sende nasıl bir heyecan yaratıyor? Uluslararası izleyicinin özellikle neyle bağ kuracağını düşünüyorsun?

Helin Kandemir: Filmimizin böyle önemli bir festivalde dünya prömiyerini yapacak olmasıyla çok gurur duyuyorum. Yoğun çalışma takvimim yüzünden orada olamayacağım için çok üzgünüm ve bütün ekip arkadaşlarımın kırmızı halı yolculuklarını heyecanla takip etmek için buradayım. Aile yarasının çok sınıfsız, coğrafyasız bir travma olduğunu biliyorum. Deneyimler değişse de hayal kırıklığımız değişmiyor; neşemiz, inancımız, kayboluşlarımız hiç değişmiyor. Çarpıntılar aynı, şekillerse yerlerinden oynuyor. Bu bağlamda, yurt dışı seyircisinin de Cinlerin Düğünü’nde bizim hissettiğimiz karmik yapıyı okuyacağına inanıyorum.