Happy Death Day ve Freaky gibi işleriyle tanınan Christopher Landon tarafından yönetiliyor Drop. Senaryosu ise Jillian Jacobs ve Chris Roach imzası taşıyor. Hikaye, flört uygulamaları üzerinden başlayan sıradan bir buluşmanın kısa sürede ölüm kalım meselesine dönüşmesini konu alıyor. Dijital gözetim, kontrolsüz veri paylaşımı ve teknoloji üzerinden kurulan tehdit dili, filmin gerilim duygusunu şekillendiren başlıca unsurlar. Oyuncu kadrosunda ise The White Lotus’tan tanıdığımız Meghan Fahy başrolde yer alıyor; ona Brandon Sklenar ve Violett Beane eşlik ediyor.

Drop | Fotoğraf: Bernard Walsh, Universal Pictures

Teknoloji elbette korkutucu olabilir, yeni nesil gerilim filmleri de bu konuyu kullanmayı seviyor haliyle. Ama Drop, teknolojinin değil, teknolojinin sinemaya yediriliş biçiminin korkutucu olduğunu hatırlatıyor… Filmin açılışı güçlü: bekar bir anne, ilk randevusu, bir mesajla gelen saçma sapan bir tehdit… Ancak bu ilginç çıkış, filmin ikinci yarısında tahmin edilebilirlik denizine yelken açıyor. Christopher Landon’ın eli korku-gerilim sularında alışkın, ama burada o el bir yerden sonra titriyor. Çünkü filmi asıl taşıması gereken “ne yapmalı?” sorusu, “hadi bitsin artık”a evriliyor. Seyircinin gerilimini değil sabrını test eden sahnelerle baş başa kalıyoruz.

Drop, temelde restoranın içinde geçen bir gerilim hikayesi. Tek mekan kullanımı iyi fikir, ama anlatım biçimi mekan kadar sınırlı olunca etkisi de dar kalıyor. Ana karakter Violet’in yaşadığı ahlaki çıkmaz kağıt üzerinde etkileyici; izlerkense sürekli uygulama bildirimleriyle bölünen bir gündüz uykusu gibi. Film, Violet’in karar verme sürecini gerilimle değil, tekrar eden tehditlerle zorlamaya çalışıyor. Oysa gerçek gerilim, seçenekler arasında kalmak değil midir… Burada seçeneklerin yönü bile baştan çizilmiş. Sürprizler değil, sıradanlıklar takip ediyor akışta bizi.

Drop | Fotoğraf: Bernard Walsh, Universal Pictures

DigiDrop adlı uygulama fikri biraz dandik, ama film bu fikri işlerken uygulamayı herhangi bir araç olarak kullanıyor. Anlamlı olabilecek dijital manipülasyonlar, sadece tehdit mesajlarıyla sınırlı kalınca potansiyel ziyan ediliyor. İzleyiciye sürekli “görülüyor” hissi verilmek istenmiş ama ben bir noktadan sonra duyulmadığımı hissetmeye başladım… Özellikle Violet’in geçmişine dair açılan mini dosyalar, dramatik etki yaratmaktan uzak. Kurgu masasındaki birkaç ilginç hareket dışındaysa elimizde sadece iyi bir fikir, vasat bir işçilik kalıyor.

Evet, telefonlar mahremiyetimizi elimizden alıyor, hepimiz izleniyoruz, bir uygulamayla başımıza neler gelebilir kim bilir… Ama sinema, bu endişeyi sadece tekrar ederek anlatamaz. Violet’in cep telefonunun bir tehdide dönüşmesi fikri, ilk dakikalarda işe yarıyor. Ancak sonrasında film bu dijital tehdidi, fiziksel şiddetle bastırmaya çalışıyor. Teknolojik bir korku hikayesi, fiziksel bir hengameye dönüşünce etkisini azaltıyor bu filmde. Bir noktadan sonra gerilim filmi hissiyatından bütünüyle çıkıyoruz.

Drop | Fotoğraf: Bernard Walsh, Universal Pictures

Filmin teorik bir altyapısı var ama buna sırtını sağlam şekilde yaslamak gibi bir derdi yok. Evet, şiddet görünmeyebilir; bazen bir uygulama ekranından da sızabilir içimize. Violet’in yaşadığı içsel parçalanma, bir çok açıdan felsefi olarak da okunabilir. Ama film, bu okumaları destekleyecek kadar sabırlı değil, derin de değil. Karakterlerin motivasyonları yüzeyde kalırken, derinlik yaratabilecek sahneler aksiyonla üstü örtülmüş gibi. Zihinsel mücadele yerini fiziksel anlamda hayatta kalmaya bırakıyor. Ve o noktada bu film sıradanlaşıyor.

Drop, derdini bilen ama anlatmakta zorlanan bir film. İyi oyunculuklar, iddialı görüntüler, zaman zaman etkileyici atmosferiyle göz kırpıyor ama derinleşemiyor. Finaldeki çözülme aceleye geliyor, karakterlerin yüzleşmeleri ise inandırıcılıktan uzak. Gerilim türünün güncel meselelerle buluşması her zaman heyecan verici, ama bu buluşma burada biraz zorlama olmuş. Yine de kolay tüketilen, düşünmeye zorlamayan bir “ne izlesek?” filmi olarak iş görebilir. 

Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: Bernard Walsh, Universal Pictures

İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Görevimiz Tehlike