Yükselen döviz kurları nedeniyle her ortamda “Ancak Edirne’ye kadar gidebiliriz artık” esprisi yapılıyor, değil mi? O zaman bir günde Edirne’de neler yapmışız bakalım. 250 km gitmişken bir gece konaklamak en güzeli ama Edirne günübirlik de gezilebiliyor.

Kahvaltıyı Edirne’de yapma fikri biraz iddialıydı, bu nedenle kahvaltı için Selimpaşa’daki Çapari Bahçe Cafe’yi denedik. İyi ki de öyle yapmışız. Hemen limanın dibinde sevimli ve şık bir yermiş; kahvaltısı lezzetli, çalan müzikler güzel, çalışanları ilgili ve güleryüzlü. Edirne-Tekirdağ yolundaysanız, burada mutlaka bir mola verin.

Selimpaşa’dan sonra yolun kalanını da tamamlayıp Edirne’ye vardık. 88 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan Edirne adını şehri fetheden Roma İmparatoru Hadrianus’tan alıyor. Her ne kadar başkentliği İstanbul’a kaptırsa da yıllarca “Der-i Saadet” yani “Mutluluk Kapısı” olarak anılmış Edirne. Şehzadelerin sünnet törenleri, padişahların evlilik kutlamaları hep Edirne’de yapılırmış. Ondan mıdır neden bilmem gerçekten pozitif bir havası var bu şehrin.

Selimiye Camii


İlk olarak kendini her yerden gösteren Selimiye Cami’ine gidip ve Mimar Sinan’ın önünde yine saygıyla eğildik. 1575 yılında tamamlanan bu ustalık eserinin içinde etkilenmemek imkansız. 9 fil ayağının üzerinde duran 31,5 metre çapındaki kubbenin altında ne kadar küçük olduğunuzu hissediyorsunuz. Bu büyük kubbe Allah’ın tek olduğunu, 5 kademeli pencere İslam’ın 5 şartını, 4 vaaz kürsüsü İslam’daki 4 mezhebi, Külliyedeki 32 kapı İslamiyetin 32 farzını, minarelerdeki 6 yol imanın 6 şartını ve 12 şerefe 12. Padişah tarafından yaptırıldığını simgeliyormuş. Cami ile ilgili çok fazla detay ve efsane var, yollara düştüğünüzde okumaya başlayabilirsiniz.

Caminin altındaki Bedesten’den veya hemen şehir içindeki dükkanlardan hediyelik badem ezmesi, Kavala kurabiyesi alabilirsiniz. Meyve şeklindeki sabunları da epey meşhur, “Canım Eniştem” havlusu bonus!

Sağlık Müzesi

Şehirden biraz uzaklaşıp Sağlık Müzesi’ne geçtik, aslında burası Fatih Sultan Mehmet’in oğlu 2. Bayezid tarafından 1488’de yaptırılan darüşşifa. Hastaların bakıldığı, tıp öğrencilerinin ders aldığı, ilaçların imal edildiği Külliye’de aynı zamanda musikiyle tedavi de yapılıyormuş. Zaten o kadar güzel bir avlusu var ki insan orada 1 ay kalsa iyileşir. Edirne’ye gitmişken uğrayın, hatta mümkünse kapanmasına yakın kimseler kalmamışken gidin, avluya yayılan ney sesiyle odaları gezmek daha keyifli olacaktır.

https://saglikmuzesi.trakya.edu.tr/

Edirne’de Yemek 

Yemek vakti gelince alternatifler artıyor. Tava ciğeri seviyorsanız mutlaka çarşı içindeki Ciğerci Aydın’a gidin, zaten önündeki kalabalıktan anlarsınız hangi dükkan olduğunu.

Daha sakin bir ortam arayışındaysanız veya ciğer sevmeyen bir ekipleyseniz, rotanızı Meriç Nehri’nin kenarına, Lalezar’a çevirin! Ciğer mi yersiniz köfte mi bilmem ama o yemeğin sonunda Hayrabolu tatlısını mutlaka deneyin. İki kişi paylaşın benden tavsiye!

Karaağaç

Kahve içmek için Karaağaç’a doğru hareketlendik. Karaağaç mahallesine giderken Tunca’yı ve Meriç’i geçtik, böylece “suyun öte yanındaki” tek toprak parçamıza ayak bastık. 1873 yılından yapılan demiryolu ile burada açılan istasyon sayesinde Avrupalıların uğrak noktası olmuş; kısa zamanda açılan oteller, lokantalar ve sinemalar ile “Küçük Paris” olarak anılmış. 1922 yılında Edirne kurtulurken, suyun öte yanının Türkiye’ye bağlanması Lozan Antlaşması ile olmuş. Bu nedenle şu an Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne ait olan alanda Lozan Anıtı ve Müzesi var. Eskinin hareketleri günleri pek olmasa da üniversiteliler sayesinde çok güzel bir ortamı var. Ağaçların altındaki cafelerinde vakit geçirmeden, eski tren vagonunun içinde fotoğraf çektirmeden dönmeyin.

Aslında Edirne’de gezilecek çok yer var ama dönüş yolunu da hesaplayınca bir güne ancak bu kadar sığdı. En güzeli hafta sonunun iki gününü de ayırıp bu neşeli şehrin tadını çıkarmak!

Sevgili Işıl Birengel’in diğer yazıları için tıklayın.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?