Düşünün: İşe giderken, iş çıkışında ya da boş bir vaktinizde müzik dünyasını dip bucak keşfetmek istediğinizde kulaklıklarınızı takıyor ve kendinizi bambaşka bir dünyada bulmak istiyorsunuz. Sanki büyük bir mutlulukla uzayın boşluğunda süzülüyor ya da heyecanla farklı bir gezegen keşfediyormuş gibi… Bence Empire of the Sun, 2008’den beri bu “out of this world” deneyimini müzik severlere yansıtan eklektik gruplardan biri.

Empire of the Sun | Fotoğraf: Another Planet Entertainment

Ne zaman dünyanın gidişatı pek iyi olmaz, o zaman müzik endüstrisi basar EDM ritimlerini, basar dans pop tınılarını… Ve son 2 senedir dinlediğimiz şarkılarda eskiye dönüşler, tüm bu ritimler ve tınıları duymaya başladıktan sonra Empire of the Sun’ın 30 Ağustos’ta Türkiye’de vereceği ilk konser hiç de şaşırtmadı beni.

Müzik, belki de son birkaç yıldır en çok romantik duyguları besleyen bir araç. Romantikten kastım aslında biraz hüzün ve neşe, biraz nostalji, biraz da “galiba ben bu ritmi bir yerden tanıyorum” hissiyatı. Ve son yıllarda dünyanın gidişatını etkileyen olaylar, müzik endüstrisinin insanlarda yaratmak istediği duyguları da yeniden yönetmeye başladı diyebiliriz. Hiç recession pop terimini duymuş muydunuz? Hah işte, tam olarak bundan bahsediyorum!

Recession Pop Sanatçıları | Fotoğraf: Medium

Recession pop, tamamen enerjik, hızlı ve tempolu müzik türlerinin yükselişte olduğu bir döneme denk geliyor. Bu dönemin temalarında özgürlük, parti, hedonizm; ne ararsanız var! Ve bu terim, 2008’deki küresel ekonomik krize dayanıyor: Çünkü dünya bir krizin göbeğinde ve insanlara yaşamaya değer duyguların varlığı hatırlatılmalı. Müzik ise, evrensel bağlamdaki en büyük hatırlatıcı.

Kafiyeli nakaratlar, akıllara ömürlük yer edinen melodiler ve “her şeyi unutup dans et” temalı, hatta internetin Y kuşağı tayfasının son zamanlarda özlem duyduğu tüm nostaljik-iyimserlik temalarını işleyen eğlenceli şarkılardan bahsediyorum. Örnek olarak Pitbull şarkılarını, Lady Gaga’dan Just Dance, The Black Eyed Peas’ten I Gotta Feeling ve Kesha’dan TikTok’u verebilirim. Çünkü gece genç, biz de eğlenmeyi hak ediyoruz!

youtube play youtube play

Avustralyalı Empire of the Sun grubunun çıkış dönemi de tam olarak recession pop teriminin hakkıyla verildiği o küresel ekonomik krizinin yaşandığı döneme dayanıyor. Yani tam olarak takvimlerimiz 2008’i gösterirken. “Walking on a Dream” albümleriyle bizi ütopik bir hayal dünyasında yürümeye davet eden bu albüm, Avustralyalı elektronik ikilisinin teatral imajlarıyla ve yarattıkları retrofütüristik evrenle de birleşince sanki yepyeni bir galaksi keşfediyormuşuz gibi bir his vermişti bize.

youtube play youtube play

Aslında müzik türlerine de sadece elektronik diyip geçmek, haksızlık olur. Synth-pop’un parlaklığı ve nostaljik new wave dokunuşları, coşkulu ve psikedelik diyebileceğimiz elektronik tınılarıyla harmanlanıyor. Dinlerken kendimizi hem retrofütüristik bir evrende hem de 80’lerin neon ışıltılarına göz kırpan melodilerin içinde buluyoruz.

youtube play youtube play

Sahne aldıklarında ise, bu “gezegen keşfi” hissiyatı daha da artıyor: Şamanlardan ilham alınan tarzlarına büyük ve estetik headpiece’ler ekleniyor, vokalist ve gitarist Luke Steele’nin uhrevi ses aralığı hepimizi büyülüyor (en azından YouTube’ta canlı performanslarını izlerken; aşağıya favorilerimden birini bırakıyorum). Bu çıkış albümleriyle Avustralya’nın prestijli müzik ödülleri ARIA Music Awards’ta 11 adaylığı olan grup, “Album of the Year” ile birlikte 7 farklı ödülle harika çıkışlarını taçlandırmışlardı.

youtube play youtube play

Takvimlerimiz 2024’ü gösterirken, dünya yeni bir çöküşün eşiğinde ve bilin bakalım kim geri dönüyor? Pitbull’un eski şarkıları, Lady Gaga’nın ilk albümünü aratmayan müzikleri, Kesha’nın muhteşem dönüşü, Chappel Roan ve Charlie XCX gibi sanatçıların çıkışı ve tabi ki Empire of the Sun. Çünkü yeniden küresel bir ekonomik belirsizlik dönemindeyiz ve bireysel (aynı zamanda evrensel) mutluluk kaynaklarımızdan biri tabi ki müzik. Bu yüzden son zamanlarda nostaljik tınıları bu kadar çok duyduğumuzu da eklemek isterim, çünkü bilinçaltısal olarak aradığımız konfor hissiyatını, genellikle nostaljik dönemlerde buluyoruz.

youtube play youtube play

Dansa ve neşeye kaçışımızın simgesi olan recession pop akımı yeniden kendini göstermişken, Empire of the Sun da 2024 yazında çıkardıkları “Ask That God” albümüyle tekrar kendilerini dinleyicilerine hatırlattılar. Aslında hatırlatmalarına bile gerek yoktu, zaten masalsı ve zamansız şarkısı “We Are The People” TikTok’ta yeterince popülerleşmişti.

youtube play youtube play

“Ask That God” ise bu sefer fantastik yolculuğuna farklı bir anlatı yerleştiriyor. Deneysel synth ritimlerini duyabildiğimiz atmosferik şarkılara da yer veriyorlar, Wild World gibi. Yine de recession pop tınılarını, bu radyoda benim sevdiğim şarkıyı niçin çalmıyorlar diye sızlandıkları Music On the Radio şarkısında görüyoruz. Hatta işin içine, zamanının tartışmalı ama şimdinin ikonik gruplarından Fleetwood Mac’in baş üyelerinden Lindsey Buckhingam‘i de dahil ettikleri Somebody’s Son şarkısı da giriyor ve favorilerimizin bir araya geldiği alternatif bir dünya hissi artıyor.

youtube play youtube play

Ve bu sefer ilk kez Türkiye’ye adım atacak olan grubun konseri 30 Ağustos’ta Feel Real Presents: Babylon Soundgarden vesilesiyle Bonus Parkorman’da olacak. O yüzden bence şimdiden nerede olursanız olun, kulaklıklarınızı takın ve bambaşka evrenlerde süzülmek üzere Empire of the Sun’ın şarkılarını konser öncesinde dinlemeye başlayın!

Kapak Fotoğrafı: The Guardian

İlginizi çekebilir: Gürkan Sonat’tan Postmodern Jukebox: Müziğin Zaman Makinesi