Hangi yaşta olursak olalım Erdil Yaşaroğlu’nun yarattığı oyun alanında kendimizle ilgili bir şey bulacağız. 3 Kasım’a kadar Yapı Kredi bomontiada’nın birçok farklı yerinde birbirinden farklı heykeller bizleri bekliyor olacak. Kafamızı kaldırdığımızda ayaklarını uzatan ve bulutlara çok yakın bir Hayalci göreceğiz, diğerlerinden bahsetmeyelim keşfin büyüsü bozulmasın. Sevgili Erdil Yaşaroğlu’yla kendi yarattığı Oyun dünyasında buluştuk.

Sizi kısaca tanımak istersek, Erdil Yaşaroğlu deyince ilk akla gelmesi gerekenler nelerdir?

Birer kelimeyle özletmek gerekirse; karikatür, heykel, motosiklet, bisiklet, koca kafa, siyah tişört, eğlence ve hayvanlar.

İlk kişisel heykel serginizle sanat severlere vermek istediğiniz mesaj neydi? Hayvanlar alemi üzerinde yoğunlaşmanızdaki temel amaç nedir?

Yıllarca heykel yaptığım çok az biliniyor ama Mimar Sinan Üniversitesi heykel bölümünden mezunum. Mezun olduktan sonra da her sene karma sergilerle heykel yaptım ama hiç kişisel sergi açmamıştım. İlk kişisel sergim hakkında geçen sene birlikte çalıştığım Bürosarıgedik ile konuştuk. Bürosarıgedik, Türkiye’nin ilk sanatçı danışmanlığı ofisi.

Esra Sarıgedik Öktem de okuldan eski arkadaşımdı. Heykel bölümünde beraberdik, herkes seneler sonra Esra’yı gösterince ona gittim. Beraber çalışalım ve sergi yapalım dedik. Beyaz bir galeri ortamı değil de, daha farklı bir ortam bulalım istedik. Neresi olur diye konuşurken Yapı Kredi bomontiada ne güzel olur diye düşündük. Mekan çok güzel, kendine ait bir kitlesi var ve tarihi bir bina. Ortam çok neşeli, oyun alanı çok güzel, aynı zamanda beyaz sergi alanı istersek o da var. Yapı Kredi bomontiada ailesi de kapılarını açınca duramadım, normalde 7-8 tane heykel konulur ama burası o kadar doğurgan ve neşeli bir alandı ki; çatıya şunu koyayım, Babylon’un girişine şunu koyayım falan derken, eskizler, karikatür defterlerini de kapsayan 18 tane heykel oldu. Aynı zamanda bir film de yaptık, orada ilk eskizden bu serginin bitişine kadar olan süreci kapsamasını amaçladık. Hikayeleri hayvanlarla anlatmak, hem metafor olarak güzel hem de hayvanlar doğurgan ve çeşitlilikleri var ama özünde anlatmak istediğim insan diyebilirim.

 

Heykellerin renkleri ve alandaki konumları özel bir anlam içeriyor mu?

Hayalci bulutlara yakın olsun istedim, heykelin bulunduğu yer ve zaman hepsi bir bütün. Anlatmak hikayenin bir parçası, onu destekleyecek şekilde olması gerekiyordu.

Sergiyle birlikte gerçekleşecek olan konuşma ve atölyelerle ilgili sanatseverleri neler bekliyor?

Klasik bir sergi olsun istemedim, başka şeyler de paylaşalım istedim. “Çizginin Sahne Arkası” diye bir konuşmam var;  karikatürde neye gülüyoruz, nasıl gülüyoruz gibi konuları ve başka konu başlıklarını kapsayan, onu yapacağım. 6-13 yaş gurubu çocuklar için bir heykel atölyesi yapacağım, tabii büyükler de gelsin hep birlikte yapalım. Çocuklar çok meraklılar, e güzel şey küçüklükten bunu aşılamak. Çocukların da sanata ihtiyacı var.

Sanatseverleri hem heykellerinizle hem de karikatürlerinizle buluşturacağınız bir sergi planlıyor musunuz?

Burada aslında karikatür defterlerim var ama o bir iş aslında.  Tüm defterler heykel sürecinin bir bütünü gibi; aslında iki farklı disiplinin birleştiği yer.

Seçtiğiniz temaları heykel üzerinden mi daha kolay aktarıyorsunuz yoksa karikatür üzerinden mi?

Sonuçta hikaye anlatıcısıyım; komik ve kısaysa karikatürle anlatırım. Eğlenceli ve uzun tutmak istiyorsam senaryo yazarım. Duygumu veya bir anımı bu ikisiyle de anlatamıyorsam heykelle anlatırım. Aslında her biri benim araçlarım, fikirden sonra hangisiyle daha iyi anlatabilirsem onu seçiyorum.

Oyun adlı serginizin Bomontiada’dan başka bir durağı da olacak mı?

Bir yerden teklif gelirse tabii sergilemek isterim.

Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü mezunusunuz ama hepimiz sizi ilk olarak karikatürlerinizle tanıdık. Heykelden önce sizi karikatür alanına yönlendiren etken neydi?

Karikatüre heykelden çok önce başladım. Heykel bölümüne girdiğimde 4 senedir profesyonel olarak karikatür çiziyordum. Ayrıca zaman içerisinde karikatür çok daha fazla ürettiğim için daha ön plana çıktı ama bu gidişle ikisini dengeleyeceğim umarım.

İlhamınızı kaybettiğinizi düşündüğünüz anlar oluyor mu? Böyle zamanlarda motivasyon kaynağınız, olmazsa olmazınız nelerdir?

Bazen her şey tükendi gibi geliyor, insansın sonuçta. Ama ondan sonra bir terapi geliyor. “Bu zamana kadar buldun gene bulursun” oluyor. Fikir bitmiyor, fikir biten bir şey ama senin onu beslemen lazım. En çok ilham  veren şey akıllı arkadaş sohbetleri, okumak, izlemek, gezmek. O yüzden sürekli beslenmen lazım, o zaman da dert etmeyeceksin çünkü üretmeye devam ediyorsun.

Dünyanın en büyük karikatür denemesini 2012 yılında gerçekleştirdiniz ve Guinness Rekorları’na imzanızı bu başarıyla attınız. O zamanlara geri dönmek istersek sizin için bu yolda en zorlu aşama hangisiydi?

Bu Samsung ile birlikte gerçekleştirdiğim bir projeydi. Galaxy Note 1 Türkiye’ye geliyordu ve farklı bir tanıtım yapmak istiyorlardı. Sonunda insanları eğlendirecek, yüzünü güldürecek ve dünyaya yayılacak bir şey yapalım dedik ve bu proje ortaya çıktı. 12 Bin metrekarelik bir araziye dünyanın en büyük karikatürünü çizecektik. İşin içinde mühendisler de olmak üzere yaklaşık 70 kişilik bir ekiple hazırladık projeyi. Açıkçası ben tek başıma çiziyor olsam, emin ol hala çiziyor olurdum haha. Çünkü işin pratiği şöyle, masa kalınlığında bir çizgi ile 2.5 futbol sahası üzerine bir şey çiziyorsun. Bir süre sonra kendini kaybediyorsun ya ben neresini çiziyordum bunun diye. Başını mı kıçını mı? Çizim yaparken bir de helikopter getirmişlerdi sahaya. Ben amma da abarttınız dedim ama başladıktan 5 dakka sonra ya bir yukarı çıkıp bakabilir miyiz? Ben nereyi çizdiğimi bulamıyorum demeye başladım.

Sonunda bitirdik karikatürü, Guinness Rekorlar Kitabına girdik ve yaklaşık 150 ülkede haber oldu bu. ‘İnsanların yüzünü güldüren, güzel bir proje oldu torunlarıma bile anlatabileceğim.

Mizahın evrilişini sizin gözünüzden analiz etmek istersek, neler demek istersiniz?

Mizah toplumu anlatıyor, toplumla paralel olduğu için toplum yapısı değiştikçe onun da değişmesi gerekiyor. Teknolojiyle de paralel gidiyor. 90’ların başında volkmenle ilgili karikatürüm vardı, şu an 10 yaşındaki bir çocuğa göstersek “O ne?” diyecek. Maalesef bazı şeyler de hiç değişmiyor; mesela insan hakları ihlali, işçi ölümleri, zamlar… Bunları 10 sene önce de çizmiş oluyoruz. Bu çok korkutucu ve üzücü, keşke ilerlesek ve bunları tekrar çizmek zorunda kalmasak.

En basitini söyleyeyim; her sene doğal gaza zam diye karikatür çiziyoruz. Dijitalle birlikte mizah da çok hızlı evrilmeye başladı çünkü mizah da bir iletişim yolu. Eskiden yurt dışından getirdiğin bir kitap veya dergiyle takip yapabilirken şimdi dijital ortam sayesinde bunu gerçekleştirebiliyorsun. Örneğin Kore’nin underground mizahına bile ulaşabiliyorsun. Bunun en net yansıması ise etkileşimin çoğalması ve yansıması.

Odunpazarı Modern Müzesi’nin açılışı geçen haftalarda  gerçekleşti. Sizlerin de iki heykeliniz orada sergileniyor. Okuyucularımızla müzeyle ilgili izlenimlerinizi paylaşabilir misiniz?

Koleksiyonda 8 tane heykelim var ama şu anki sergide iki tanesi sergileniyor. Birinin adı Gergedan, diğerinin ise Maymun. Eskişehir zaten uzun süredir çok sevdiğim bir şehir. Bu sevgimin sebebi üniversite şehrinin olmasını yanında Sayın Belediye Başkanı Yılmaz Büyükeyşer’den kaynaklı. Son derece iyi bir belediye başkanı, eskiden de Anadolu Üniversitesi rektörüydü. Gurur da duyuyorum, aynı üniversitenin bölümünden  mezunuz. O vizyonuyla şehri çok güzelleştirdi. Erol Tabanca Eskişehirli, kendi yaşadığı şehre yatırım yapmak istedi ve bu müzeyi kurdu. Erol Tabanca’nın çok zengin bir yerli ve yabancı bir koleksiyonu vardı, bunu herkesle Odunpazarı Modern Müze’de buluşturmak istedi. Böyle sanatsever ve vizyoner iş insanlarımızın ülkemize böyle güzel yatırımlar yaparak bu vizyonunu bizimle paylaşması beni mutlu ediyor.

OMM binası; dünyaca ünlü mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates tarafından tasarlandı. Müzenin içinde aynı zaman VR (Virtual Reality) deneyi de var; gözlüğü takıp birkaç dakikalığına başka dünyada hissedebiliyorsunuz. Gelenler kesinlikle çok severek gezecek, hem Eskişehir İstanbul’a da uzak değil, çok keyifli bir tren yolculuğu yaşıyorsunuz gelirken. Odunpazarı’nda 20’ye yakın müze var ve bunları da gezmek ayrı bir keyif, ee gelmişken çiğ börek de yiyorsunuz. Alın size buraya gelmek için birden fazla neden. :)

Erdil Yaşaroğlu’na çok teşekkür ederim.

Instagram

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN