theMagger.com'a kayıt olduğunuzda,
• theMagger’a keşiflerinizle katkıda bulunarak, yazar olup dilediğiniz konuda yazılarınızı yayınlayabilir ve kendi blog sayfanızı oluşturabilirsiniz,
• Yazılarını kaçırmak istemediğiniz yazarları, sevdiğiniz kategorileri ve ilginizi çeken etiketleri takip edebilirsiniz,
• Takip ettiğiniz yazar, kategori, etiket ve okuduğunuz yazılara göre size özel ana sayfa akışınızı oluşturabilirsiniz,
• İlginizi çeken yazıları sonra okumak için kaydedebilirsiniz,
• Yakınımdakiler bölümünden çevrenizdeki mekanlarla ilgili theMagger.com'da yazılmış yazıları görebilirsiniz,
• Yazılara yorum yaparak merak ettiklerinizi yazara sorabilir; fikirlerinizi yazar ve okurlarla paylaşabilirsiniz,
Bizimle birlikte pek keyifli bir keşif yolculuğuna çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Şimdiden hoş geldiniz!
theMagger, sponsorluk ve reklamlarla gelişen bir platform.
AdBlock'unuzu kapatarak beraber büyüdüğümüz markaların yaratıcı reklamlarını görebilir; siz de bizlere dolaylı olarak katkıda bulunabilirsiniz.
Zihnin tükenişini yalnızca iş ya da problem yoğunluğuna değil, sürekli uyarana maruz kalmanın ve düşünsel sınırların aşınmasının bir sonucu olarak ele alması oldukça kıymetli. Makale, insanın kendi zihinsel alanını korumasının bir konfor arayışı değil, nitelikli bir düşünme biçiminin ön koşulu olduğunu hatırlatıyor. Üzerinde saatlerce düşünmeye değer bir yazı olmuş.
Küresel kapitalist evrenin dopamin tetikleyici illüzyonu artık herkesin dilinde bir slogana dönüştü: “İste, çalış, başarırsın. Sen en değerlisin.”
Başarıyı tamamen iradeye bağlayan her cümle, başarısızlığı veya fakirliği bir beceriksizlik, bir zayıflık, bir zafiyet olarak kodlar. Kurulurken hiçbir şekilde müdahil olmasına izin vermediği bu acımasız sistemin tüm yükünü de bireyin vicdanına devreder.
Oysa başarı dediğimiz şey irade ile birlikte, başlangıç koşulları, sosyal sermaye, entelektüel sermaye, zamanlama ve yapısal fırsatların bileşkesidir. ‘Nasip’ ‘kısmet’ ve ‘kader’ kavramlarına ise hiç girmiyorum. Yalnızca iradeyi görünür kılıp diğerlerini silmek, avantajlı doğmuş olanı becerikli ve çalışkan dezavantajlı doğmuş olanı ise kusurlu ve tembel gösterir. Böylece eşitsizlik, kişisel bir ahlâkî meseleye dönüşür ve gerçekte sorunlarla dolu olan bu düzen sorunsuzmuş gibi görünmeye devam eder.
Kapitalist başarı ideolojisinin asıl tahakkümü, insana yalnızca kaybettirmesi değil kaybın müsebbibinin, bireyin yine kendisinin olduğuna inandırmasıdır.
Aileden devralınan şeyler yalnızca sahip olunan maddî imkânlar değildir. Ebeveynler iki önemli miras daha bırakır; neyin mümkün olduğunu gösteren ‘zihinsel harita’ ve neyin mümkün kılınabileceğine dair ‘network’.
Kimin ‘ben oraya aitim’ duygusuyla büyüdüğü, kimin ise daha eşiğe gelmeden kendini dışarıda hissettiği, eşitsizliğin servetten önce zihinlerde neşvünema bulduğunu gösterir. İşin ilginci, bireylerdeki bu toplumsal farklılaşma çoğu zaman ayrıcalıklı olduğunu hissettirmeyecek kadar erken yaşta normalleşir.