Gökçe Alper ve Ceren Ataer ile: Ayrıntı Yayınları'nın Mini Kitaplar Serisi Üzerine
Bir konunun doğurduğu merakı gidermek için bazen yüzlerce sayfaya ihtiyaç olmayabilir. Ayrıntı Yayınları’nın kendilerinin deyimiyle “160 sayfayı geçmeyen, eğlenceli ve herkesin anlayabileceği metinler” olarak tanımladıkları Mini Kitaplar serisi, merakı merkezine alan yaklaşımıyla okuru iz bırakan okumalarla buluşturma ve okuyucuyla yeni bir sohbet açma amacıyla yola çıkıyor. Gündelik hayatın içinden seçilen başlıkları kısa ama yoğun metinlerle buluşturan seri hem okurlar için bir başlangıç noktası hem de Ayrıntı Yayınları’nın kapsamlı ve yoğun metinler barındıran okuma dünyasına farklı bir kapı aralamayı hedefliyor. Ben de bu vesileyle Ayrıntı Yayın Grubu Yayın Direktörü Gökçe Alper ve editör Ceren Ataer ile Mini Kitaplar’ın çıkış noktasını, editoryal yaklaşımını ve okurla kurmak istediği ilişkiyi konuştum.
Ayrıntı Yayınları, yayımladığı kapsamlı ve teorik metinlerle okurun zihninde güçlü bir yer edinmiş bir yayınevi. Mini Kitaplar serisi, bu yerleşik yayın çizgisi içinde nasıl bir alan açmayı hedefliyor?
Gökçe Alper: Aslında çok basit bir yerden çıktı: Ayrıntı’nın o bildiğiniz yoğun, teorik dünyasını koruyalım ama biraz da hareketlendirelim istedik. Çünkü o dünya çok kıymetli, ama her zaman herkesin içine girmesi kolay olmuyor. Mini Kitaplar da tam burada devreye giriyor. Aynı düşünsel hattı sürdürüyor ama daha hızlı temas kuruyor. Biraz şöyle: cebine at, aç, oku… ama kapattığında da bir şey kalmış olsun.
Mini Kitaplar serisinin amacını “160 sayfayı geçmeyen, eğlenceli ve herkesin anlayabileceği metinler” olarak tanımlıyorsunuz. Bu yaklaşım bugünün okuma alışkanlıklarına dair size ne söylüyor?
G. A: Hepimiz bir koşturmaca içerisindeyiz ama bu, düşünmek istemiyoruz demek değil. Sadece o düşünceye ayırdığımız zaman azaldı. Mini Kitaplar da tam bu aralara giriyor aslında. Metroda, yolda, bir kahve arasında… Açıp birkaç sayfa okuyorsun, sonra geri dönüyorsun. Ama “hafif” değil, aksine; kısa olduğu için daha net ve daha doğrudan. Bir de şöyle bir tarafı var: Okudukça birine anlatmak istiyorsun. Bu da en çok hoşumuza giden tarafı.
Bu seriyle birlikte okurla kurduğunuz ilişkiyi nasıl tarif edersiniz? Daha geniş bir okur kitlesine açılmak mı, yoksa mevcut okurla yeni bir temas kurmak mı?
G: A: İkisi de, diyelim. Zaten bizimle olan okur için bu seri daha sık bir araya gelmek demek. Daha gündelik, daha yakın bir temas. Hiç tanışmamış biri içinse biraz daha kolay bir giriş. Çünkü herkesin bir yerden yakalayacağı bir konu var: biri mantarlarla başlar, diğeri uykuyla… Oradan yolculuk başlar zaten.
Hız çağında kısa metinler çoğu zaman yüzeysellikle ilişkilendiriliyor. Mini Kitaplar serisi bu algıya nasıl bir karşılık veriyor?
Bence kısa yazmak çoğu zaman daha zor. Çünkü saklanacak bir yer yok. Bu serideki yazarlar da zaten uzun zamandır düşündükleri, kafalarına takılan konuları yazıyor. Biz de gidip “şunu yazın” demiyoruz. Daha çok “seni ne meşgul ediyorsa onu yaz” diyoruz. O yüzden metinler kolay okunuyor ama öyle çabuk unutulacak türden değil.
Ayrıntı Yayınları’nın genel yayın politikası göz önünde bulundurulduğunda Mini Kitaplar serisinin uzun vadede Ayrıntı Yayınları kataloğunda nasıl bir yer edinmesini hedefliyorsunuz?
G. A: Açıkçası, bu serinin kalıcı olmasını istiyoruz. Hatta zamanla şöyle bir şey olsun isteriz: okur “Mini Kitaplar’dan yeni ne çıktı?” diye bakmaya başlasın. Ayrıntı deyince akla sadece ağır kitaplar değil, kısa ama çarpıcı metinler de gelsin. Biraz daha hızlı temas kuran ama etkisi uzun süren bir ilişki gibi.
Umut, Şarap, Mantar, Vampirler, Propaganda, Uyku, Burger…” gibi oldukça geniş bir başlık seçkisi söz konusu. Bu konular nasıl ortaya çıktı? Ne gibi araştırmaların sonucunda odağınıza almak istediğiniz başlıklar ortaya çıktı?
Ceren Ataer: Başlıklardan da anlaşılacağı üzere, aslında konularda belirli bir düzende gitmiyoruz. Dizinin genel bir çerçevesi var, seçkimizi bu çerçeveye sadık kalmak şartıyla mümkün olduğunca geniş tutmayı amaçlıyoruz. Bizce konular sınırsız, çünkü biraz kendi aramızdaki konuşmalardan da ilhamla ortaya çıkıyorlar. Gökçe’yle konuşmalarımızda sık sık bir merak peyda olur, “Neden?” soruları başka başka konulara, meraklara götürür bizi. Seçtiğimiz tüm kitaplar bizim de ilgimizi çeken konularda.
Serinin temel vaadi olan “kısa, eğlenceli ve erişilebilir” metinler, editöryal süreçte size nasıl bir yol haritası sundu?
C. A: Hem seçkiyi yaparken hem yayıma hazırlama sürecinde en eğlendiğimiz kitaplar, mini seri kitapları. Zaten bu diziyi tam da bu niyetle, öncelikle kendi içimize sinen şekilde planlıyoruz. “Ağır” kitaplarımızı ve konularımızı bir kenara koyarak, biraz daha gündelik ve herkese hitap eden bir yoldan gidiyoruz. Kitaplar tek konuya odaklanıyor ama tek konuya aynı şekilde odaklanmıyorlar; her birinin üslubu ve içeriği, konuya yaklaşma biçimi farklı. Zaten dizinin yönünü belirleyen şey de bu oldu. İlk aşamada yurtdışından aldığımız çeviri eserlerle başladık; onları okurken bu konuları aslında bizden birileri, yakın gördüğümüz, severek takip ettiğimiz kişilerden dinlesek güzel olabilir diye düşündük. Sonrasında da bu konuda harekete geçip yeni isimlerle anlaştık ve aslında başta planlayıp yola çıktığımızdan biraz farklı ama çok daha güzel bir yere evrildi süreç. Bu yüzden ayrıca heyecanlıyız. Mesela Burcu Kapu’yla Futbol kitabı üzerine çalışıyoruz; Deniz Durdu Canavarlar’ı, Demet Ün Hayranlık’ı, Enes Özel Normal’i yazacak. Dinlediğimizde bizde de çokça merak uyandıran Sadesati kitabını da Can Aydoğmuş’la hazırlayacağız.
Günümüzde bilgiyle kurduğumuz ilişki hızla değişiyor. Okurun değişen okuma alışkanlıkları bu seriyi hazırlarken sizi ne yönde etkiledi?
C.A: Dürüst olmak gerekirse seriyi oluştururken aklımızda olan şey, değişen okuma alışkanlıkları değildi. Yani bir talep, değişen bir alışkanlık var ve buna cevap vermeliyiz gibi düşünmedik. Hatta sanırım bunun tersinden düşündük. Kemik okurumuz dışındakilere, Ayrıntı’yı hiç tanımayanlara, yeni nesil okurlara kendimizi nasıl anlatabiliriz, güzel bir başlangıç ve tanışma sunabiliriz; buna odaklandık. Bizi zaten bilenlerle yapacağımız kısa tatlı bir sohbet, yeni tanıyacaklara da kısa bir merhaba ve içeri buyur etme gibi düşünebiliriz bu diziyi.
Okurun bu kitaplarla nasıl bir ilişki kurmasını hayal ediyorsunuz? Bu kitapların okurla kurduğu ilişkinin ardından, Ayrıntı Yayınları olarak nasıl bir geri dönüş almayı umuyorsunuz?
C.A: Bu kitaplar ilgili konuya giriş niteliğinde görülebilir. Amacımız bilgi vermek, bir şey öğretmek değil; bir sohbet açmak. O yüzden okurlarca da bu şekilde görülmesini temenni ederiz.
Kapak Fotoğrafı: Ayrıntı Yayınları
İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Begüm Egeli Bursalıgil ile: “Rosa Damascena” Kitabı Üzerine

Enes Kudu 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!