Hayatta en önem verdiğim değerin ‘samimiyet’ olması kitap tercihlerime de yansıyor. Yazıma konu olan, kendimce keşif olarak adlandırdığım bu kitap “Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde,” 2012 yılı 30 Ağustos kaçamağında bana eşlik etti. Güzel anılar mıydı kitabı bu kadar güzelleştiren? Sanırım bu hiç bilinemeyecek.

2012, geçmiş senelere nazaran daha fazla kitap okuyabildiğim bir yıldı. Bir süre gelecek haberleri beklemem, kendimi tanıma konusunda yol almam gibi etkenlerin sevmem garanti kitapları seçmemde büyük rolleri var.

Ağustos sonunda Bozcaada’da okuduğum, ismine bayıldığım kitap Mahir Ünsalın ilk kitabı. Kitaptaki karakterlerle aynı yerden geliyorsanız yani bir zamanlar sokakta oynayan jenerasyondaysanız, kitapta anlatılanların hislerinize tercüman olmaması mümkün değil. “Samimi” kelimesini karşılayan, bir öyküde yanımda olan insanın durumunu birebir kapsadığı için denize gözyaşlarımı akıtmama sebep olan kitap “Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde…”

‘İçime bir ad koyacak olsam Leyla derim, öyle güzelim.’

Kitap, “çok sıkılır arkadaşı ölen çocuklar,” “kimi sevse gülderen,” “biten bir aşkın ardından,” “bana küstüler” gibi 14 kısa öyküden oluşuyor. Çocukluğa dair detaylar başrolde. Zaten bana sorarsanız tamamen detaylar oluşturuyor kitabı. Çocukluktan ergenliğe geçişteki gel-gitlerin, içinizde yaşattığınız kimsenin bilmediği duyguların dışavurumu naif bir şekilde aktarılmış.

‘Bir filmde olsak tam müziğin başlayacağı yerdeyiz.’

İletişim Yayınları, markalaşma konusunda emin adımlar atan, ‘iletişim çıkardıysa okurum’ yargısına varacak kadar kendime ait kitaplar bulduğum bir yayınevi haline geldi. ‘Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde’ en son İletişim keşfim. ‘Canım, tatlım’ gibi kelimelerin içinin boşalma hızına tepki gösteriyorsanız bu kitaba bir şans verin.

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde…

Mahir Ünsal

İletişim Yayınları, Temmuz 2012, 152 sf.

“Abim Atatürk’ü çok severdi, bense Allah’ı. Babam, annemi ve Galatasaray’ı severdi, annem de Ringo’yu. Babam yorgun bir adamdı. Gündüz vardiyasındayken her gün, çalıştığı taşocağında sanki onca kayayı sırtına vurup ordan oraya sürüklemiş gibi, kalan son canıyla eve gelir, çoğunlukla da tek kanallı televizyonun bitmek bilmeyen ana haber bülteni sona ermeden uyuyakalırdı, akvaryumun karşısındaki ikili koltukta.”

Fotoğraflar: İlknur Turan

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?