Hacks: Kuşaklar Arası Ödülleri Toplayan Dizi
“Hacks” benim çok geç tanıştığım ama tanıştığıma bir o kadar memnun olduğum bir dizi. Lucia Aniello, Paul W. Downs, Jen Statsky gibi “Broad City”den tanıdığımız yaratıcıların elinden çıkan, komedi ile hayatı bağlayan müthiş bir dizi. Son birkaç senedir ödül sezonlarında pek çok adaylık alan ve ödülleri toplayan bu dizinin neden bu kadar beğenildiğine gelin beraber bakalım.

Deborah ve Ava. Varoluşsal olarak farklı ama aynı değerleri yaşayan, aralarında 40 yaş kuşak farkı olan iki kişi. Deborah, 70’li yaşlarına merdiven dayayan bir komedyen. Gençliğinde Los Angeles’ta televizyon ile kariyerine başlayıp ardından Las Vegas’ın özgürlükler dünyasında residency adı verilen sezonluk gösterilerle kariyerini ilerletmiş ancak artık sebebini gizlemeye bile gerek görülmeksizin, yaş haddinden ötürü gözden çıkarılmak üzere olan bir komedyen. Özellikle 2000’ler öncesi dünyada bir kadın olarak kendine iyi bir yer kazanmayı başarmış Deborah Vance’in keskin duvarları var ve komedisinin büyük bir kısmını da bu oluşturuyor. Öte yanda ise Ava var. Ava ise 20’li yaşlarının başlarında, yeteneğinden ötürü kendini bulunmaz hint kumaşı zanneden ama daha kat edecek yolu olan genç bir yazar. Tek ortak noktaları var, o da menajerleri Jimmy.
Hikâyemiz tam olarak da burada başlıyor. Gözden çıkarılmış iki kadını menajerleri bir araya getirip bir iş yapmalarını istiyor. Jimmy gerçekten müşterilerini önemseyen ve onların ışığının parlamasını isteyen bir menajer. Bundan ötürü kimin ışığı parlıyorsa onu kapan değil, ışığını önden gördüğü müşterilerin peşinden koşan biri. Jimmy’nin en sevdiğim özelliği de bu. Hollywood’da çalışan diğer menajerlere göre çok daha insancıl bir yaklaşımı var ve kurtlar sofrasında bu bir zayıflık olarak görülse de aslında bu Jimmy’nin süpergücü. Bu şekilde Jimmy, son yılların en başarılı gece programının yapılmasına alan açmış oluyor.
Dizi aslında sürekli seyirciye kendine inanması gerektiğini hatırlatıyor. “Önce kendinize inanacaksınız ki başkaları da sizin içinizdeki ışığı görsün.” Çok klişe duyuluyor olabilir ama “Hacks” size bu klişeyi, klişeleşmeden önceki düsturuyla anlatıyor. Çünkü izlediğiniz hiçbir karakter boş değil. Sürekli gördüğümüz her karakterin bir derinliği, bir hikayesi var ve bundan ötürü de “Hacks” kalbinizde bir yere sahip olacak.
Dizinin seyirciye verdiği bir diğer mesaj da anlamlı bir ilişki kurmak için yaş farkının oldukça önemsiz oluşu. Aralarında bu denli büyük bir kuşak farkı olmasına rağmen Ava ve Deborah’nın arasında başka kimseyle kuramadıkları bir bağ var. İkisi de oldukça zor karakterler ve ikisinin de sevilesi çokça özelliği var. Sadece kabuğu açmaya istekli ve içini görmeye azimli olmak gerekiyor. 4 sezon boyunca çok kez kavga edip yolları ayıran bu ikili bir şekilde birbirlerine dönen sarı tuğlalı yolu buluyor.
Mizansen ve Müzik Seçimi
Bana kalırsa iyi bir dizinin kilit unsuru tüm elementleriyle bir bütün oluşturabilmesinden geçer. Sadece iyi bir hikâye yetmez, karakterlerin de iyi olması gerekir. Sadece iyi karakter yetmez, oyunculuğun ve yönetmenliğin de iyi olması gerekir. Bunlar var ise zaten dizi bizi sürüklediği bir yere götürüyordur. Bir adım ilerisi mi? Müzik, mizansen ve renk seçimi. Dizinin görsel anlatı dili de sözsel anlatım dili gibi belli bir karaktere sahip mi? Komedi ve Hollywood üzerine bir dizi yapıyorsanız bunun olması şart. Bunun üzerine de belli mizansenlere doğru müziklerin eklenmesiyle elinizde bir dizi şaheseri bulabilirsiniz.
Buna benzer hissi aldığım başka diziler arasında “Sucession” ve “The Handmaid’s Tale” var. Tür olarak farklı olsa da ikisi de hem görsel, hem de metinsel anlatım noktasında bir fikir birliği sağlayabiliyor ve bundan ötürü de izlediğimiz dünya bize çok tanıdık gelebiliyor. Bunu komedide yapmak ise bambaşka bir vizyon gerektiriyor ve evet, “Hacks” bu vizyona sahip.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.
4. sezonun son bölümünde yazarlar bize yürek hoplatan bir sürpriz hazırlamış. Bölümün bitişine doğru Ava ve Deborah’yı bazı sebeplerden ötürü Singapur’da buluyoruz. Deborah artık kendinden ve kariyerinden vazgeçtiği bir bezginlik noktasına gelmiş. Ava bunu görüyor ama yaptığı veya söylediği hiçbir şey Deborah’ya etki etmiyor. Ansızın bir sabah Deborah’nın ölüm haberi meşhur bir dedikodu sayfasında yayımlanıyor ve Ava’nın başından aşağı kaynar sular iniyor. Ava’nın otel odasından çıkıp Deborah’nın odasına doğru koşturmaya başlamasıyla beraber Janis Joplin’in Summertime şarkısı çalmaya başlıyor. O meşhur 4 notanın gelip gidişiyle beraber haber gerçekse yaşayacağımız hayal kırıklığı duygularımızı dürtüyor. Ava bu epik müziğin iniş çıkışları ve kendi duygusal gelgitleriyle var gücüyle koşuyor ve Deborah’nın odasına varıyor. Kapısını birkaç kez çalıyor ama cevap yok. Tam da Joplin“No, no, no, don’t you cry…” derken Deborah kapıyı açıyor ve“Ne var yine?” diye akşamdan kalma suratıyla Ava’yı içeri alıyor. İşte bu harika bir müzik süpervizyonu göstergesidir. Deborah Vance bu dizideki her hali ve tutumuyla bir rock yıldızı izlenimi veriyor. Onun ölüm haberine Ava’nın vereceği tepki de ancak Janis Joplin gibi birinin blues’a kayan şarkısıyla eşlenince seyircide de bu vurucu etkiyi yaratabilirdi.
“Hacks”
“Hack” aynı zamanda İngilizce’de yaşlı at anlamına da geliyor. Bir yandan Deborah karakterine gönderme yaparken diğer yandan da küçük dağları ben yarattım diyecek ölçüde vasat iş yapıp kendini çok iyi pazarlayan kişi noktasında Ava’ya dokunuyor. Ve hepsinin özünde hack dediğimiz insanlar aslında Hollywood kültürünü de oluşturuyor. Çünkü fake it ’til you make it (yani başarana kadar başarmış gibi yap) felsefesinin içerisinde de bu yatıyor. Bir işe inanıp onu yapmak yetmiyor, bir de bunun arkasını dolduracak sahte de olsa özgüveni pompalamak gerekiyor. Üstelik Hollywood gibi bir yerde sadece yeteneğin olması da yetmiyor, çünkü yetenekli ve yeteneksiz herkes masada kendine bir yer, pastadan kendine bir dilim çıkarmak istediği için yetenekliysen bile sana bir “hack” denebilir. Seni yeteneksizlikle bile itham edebilirler, çünkü senin yerini almak isterler.
Bir iş ancak büyük beğeni toplayana kadar vasat olarak anılıyor.
Hatta bir adım daha ileri gidersek, menajer Jimmy’nin kendi yolundan gitmeye karar verip açtığı menajerlik şirketi LuSaque ve Schafer da aslında bir nevi hack. Çünkü kendilerini kanıtlamaya giden yolda vasat olarak görülen işler yapıp kendilerini gerçekleştiriyorlar. Bir iş ancak büyük beğeni toplayana kadar vasat olarak anılıyor. Yazarlar bile bu mantıkla yola çıkmış olabilir çünkü Hacks bir yandan Hollywood ve star kültürünü eleştirirken, bir yandan da bize o kültürün içerisinde özenle hazırlanmış ve sağlam tabanlı bir hikâye sunuyor. Yani eleştirdikleri kültürün içerisinden güzel işler çıkabildiğini de kendi içerisinde kanıtlamış, bir nevi yüzleşme yaşamış oluyorlar.
“Hacks” özünde bize insanın kendiyle barışmasının kendini gerçekleştirmekteki en temel taş olduğunu gösteriyor. Dizinin adı bile, hacks yani “vasat iş yapan” kimseler, bize bunu anlatmaya çalışıyor. Yani dizinin hikâyesinden ziyade 4 sezon içerisinde paragraflarca anlam çıkacak bir iskelet kurmuş olması, bunun sektörün her tarafına dokunması ve bütün bunları yaparken de sıra dışı bir anlatı kurması bana kalırsa Hacks’in en büyük başarısı. Neden sezonlarda ödül yağmuruna tutulduğunu anlamak hiç zor değil. İzlemediyseniz ivedilikle başlamanızı öneriyorum, çünkü kendinizden bir parçayı bulmanız kaçınılmaz.
Hacks’in ilk iki sezonunu Amazon Prime Video’da, son iki sezonunu da HBO Max’te bulmak mümkün.
Kapak Fotoğrafı: Rotten Tomatoes
İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Güncel İzleme Listemiz

Akasha Coral 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!