Akşam gün batımında kumsala kurulan masalar ve mumlar, masa etrafında çiçeklerle bezenen direklere sarılan tüller, salına salına sizi karşılıyor. Arkanızda palmiyeler, yanınızda mumlar ve eşsiz yemekler, önünüzde bir renk ki turkuazın açıktan koyuya çalanı. Karşınızda Güney Asya’da 1200 minik adadan oluşan bir cennet: Maldivler!

Adliye koridorlarında duruşma beklediğim sırada gözüme çarpan koridordaki bir fotoğraf, açık mavi-yeşil okyanusu öpen palmiyeler… Belli ki dünyanın diğer ucu… Bakırköy Adliyesi’ne 2010 yılında gidenler hatırlayacaktır ki duvarlarda asılı bu sanat parçaları insanı alıp güneşli sahile götürüyor, sanki  mübaşirin sesi bile mızıkadan yükseliyor.  Tablolara bakanlardan kimisi denize girmeyi, kimisi palmiyeler arasına hamak gerip uyumayı, kimisi tüpünü alıp mangal yapmayı hayal etmiştir. Ama ben bu kadar stresin karşılığı olarak, kendime bunu çok görmeden oralara ulaştım ve yazıyorum.

Güney Asya’da 1200 minik adadan oluşan Maldivler tamamen Müslüman olup, İslam Hukuku uygulanan, sadece turistlere alkolün serbest olduğu, Hint Okyanusu’ndaki tropikal bir ülke. İklim değişikliği yüzünden yükselen okyanus suları sonucunda sular altında kalıp tarihe gömüleceğine inanılan bu adaları görüp “MUHTEŞEM” demek bile yetersiz kalır, bu yüzden Maldivler’den başladım anlatmaya.

İru Fushi Adasına varmak için Dubai’den Maldivlerin başkenti Male’ye uçup, oradan pervaneli deniz uçakları ile buz mavisi okyanusun ortasında palmiye dolu küçük adaları geçtik ve vardık. Beş yaşında, beş metre tramplenden havuza atlarken bu kadar heyecanlanıyordum. Su üstündeki kişiye özel villayı tarif edersem yarın herkes işi bırakıp Maldivler’e gider, kalanlar da bana küser. Yine de yazacağım. Kişiye özel villanın zemini cam, yani yataktan altınızda, okyanusta yüzen rengarenk balıkları görebiliyorsunuz. Sizi güler yüzlü, yalın ayak, yanık benizli yerliler bin türlü tropik meyveyle karşılıyor. Daha meyveleri nasıl yiyeceğinizi bilmeden, villada tahta balkonunuzda, okyanusun üzerinde, durup öylece tatili geçirebileceğinizi düşünmeniz bile sizi mutlu ediyor. Gözünüzün ucundaki jakuzi de cabası… Her yer kartpostaldan çıkmış, her yer adliyedeki o fotoğraf sanki… Kumsal inci beyazı, öyle sarı, çamurlu bir renk görmek mümkün değil.

O yorgunluğun üzerine heyecanla yeniden dirilince hemen kameramı alıp dalmaya gittim ve balıklara yanımda olan minik bir kurabiyeyi ufaladım ki güzel kareler yakalayayım. Suyun altında çığlık atmak neymiş öğrendim. Her yeri onlarca balık sarınca, denizlerle çevrili ülke insanı da olsam biraz yabani kaçtım ama alıştım. Renkli ojelerim onların dikkatini çekmiş olsa gerek parmaklarıma şaşı bakan balıklar ellerimin etrafında dudaklarını açıp kapatıyorlardı. Suyun altındaki dünyada epey popüler oldum.

Yerlilerin hazırladığı geleneksel kıyafetleri ile çalıp oynadıkları bir gösteride bulundum. Kafalarında dengede tuttukları su şişelerine dokunmadan gerdan kıvırıyorlar. Çaldıkları davullar ve yüksek sesle, ağıt şeklinde, fakat gülerek söyledikleri şarkılarla ve değişik ayak hareketleriyle dans ediyorlar. Hindistan cevizi suyunuzu yudumlarken kolunuzdan tutup sizi sahneye çıkarmaya zorluyorlar. Hem de Türk insanı kadar ısrarcılar!

Geçimini daha ziyade balıkçılıkla sağlayan bu ülkede çeşit çeşit balıkları ve deniz kabuklularını ziyafet eşliğinde bulabildiğiniz gibi bir gün dönere -evet bizim Bursa işi dönere- bile rastladım ama balıkla yetindim. Güney Asya’nın masajı meşhurdur ya; yerinde denedim ve bayıldım…  Egzotik adanın spası meşhurmuş, spada bir insan 5 saat nasıl geçirir, gördüm. Asya tipi ağaç bungalovlara giden dar, taş yollar yeşilliklerle çevrili. Japon balıkları yeşil sularda turuncu turuncu yüzüyor. Giydirdikleri kimono benzeri giysiyle, sularda yüzen hibiskus çiçekleri arasında yürürken otantik bir filmin başrolü sizde sanıyorsunuz. Kaptırıyorsunuz kendinizi.

Tropik ağaçların altında bize özel mini golf aracı ne zaman arasak gelip bizi alıyor ve topu topuna 15 dakikada tüm adayı bize dolaştırıyor, istediğimiz yerde bırakıyor. Tropik ağaç ve bitkilerin arasında yürümek oldukça ilginç, meyve yarasasına bile rastladım. Gün batımında sahilde yürüyüp minare toplamak, hamakta huzurlu bir şekilde sallanmak, okyanusta tekneyle açılmak, villanın jakuzisinde okyanusun havasını ciğerlerinize derin derin çekmek… Aklıma bir an olsun dava dosyalarım ve kanun değişiklikleri uygulamaları gelmedi. Villanızın balkonundan okyanusa inen tahta basamaklardan bile başka bir cennete geçebiliyor olmak, işte yaşamak bu!

Fotoğraflar: Gözde Ahu Özkayalar’a aittir.
Kapak fotoğrafı: instagram @dorbukobza

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?