Sizce şu an gerçekleşen bir olayın geçmişi değiştirebilmesi mümkün mü? Her ne kadar bu soru bilim kurgu metinlerinden fırlamış gibi gözükse de aslında şu an iklim krizinin sonuçlarından sadece bir tanesi. Artan sıcaklıklar, eriyen buzullar ve zorunlu göç derken iklim krizi çoktan geçmiş bağlarımızdan biri olan kültürel mirasa dokunmaya başladı bile.

Kazı | Fotoğraf: Unsplash.com – Dane Deaner

Hindistan’ın eski başbakanı ve önemli bir figürü olan Jawaharlal Nehru kültürü ruhun ve zihnin genişlemesi olarak görür. Kim olduğumuz kendi hikâyemiz kadar doğduğumuz ve doğmadığımız toprakların üzerinde önceden yaşamış olanların hikâyeleri de. Efsanelerden dillere; anıtlardan biyolojik alanlara kadar somut ve soyut bütün kültürel varlıkları kapsayan kültürel miras; geçmiş ve gelecek ile kurduğumuz bağlarda en önemli etmenlerden biri. Peki, iklim krizi geçmiş ile olan bağlarımızı nasıl riske atıyor?

Arkeolojik kazılar

Mohenjo-daro | Fotoğraf: Unsplash.com – Noman Bukhari

Herhâlde hepimizin adımımızı atar atmaz kendimizi geçmişte bulduğumuz, heyecanlandığımız, merak ettiğimiz ve her fırsatta yeni biri ile geri dönüp tekrardan keşfettiğimiz arkeolojik bir sit alanı vardır. Maalesef, bu sit alanları ve arkeolojik kazılar şu an için iklim krizinin yarattığı artan sıcaklıklar, eriyen buzullar, değişen nem ve rüzgâr yoğunlukları ile tehlike altında bulunuyor.

Geçtiğimiz haftalarda Pakistan’dan aldığımız sel haberleri ülkenin üçte birinin sular altında kaldığını belirtirken birçok arkeolojik kazı ve kültürel miras da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 4500 yıl geçmişe uzanan arkeolojik sit alanı Mohenjo-daro’nun yağmurdan ötürü çöken duvarı ise bu örneklerden sadece biri.

Su altı kültürel mirası

Su altı dalışı | Fotoğraf: Unsplash.com – NOAA

Ben küçükken her yüzdüğümde Atlantis’i bulmak umuduyla elimden geldiğince çok dalmaya çalışırdım. Artık Atlantis’in bir efsane olduğuna inanıyor olsam da su altında bulunan birçok kültürel mirasın geleceğine şüphe ile yaklaşıyorum. Bunun sebebi ise buzulların erimesi sonucunda suların yükselmesi, artan sıcaklık nedeniyle suların çekilmesi, deniz kirliliği ve deniz suyundaki asit oranının artıyor oluşu. İklim değişikliği yüzünden risk altında olan su altı kültürel mirası içerisinde Titanik’in dahi hasar gördüğü söyleniyor.

Gelenekler, ritüeller ve şölenler

Birçoğumuz şu an heyecanla yeni ülkeleri, kültürleri keşfetmek için keyfi seyahatlere çıkabiliyorken; 2050 senesine kadar elliye yakın küçük adanın yok olacağı ve bir milyardan fazla insanın zorunlu göç edeceği ön görülmekte. Göç sebebiyle topluluk üyelerinin farklı yerlere dağılması ise şölenlerden danslara; müziklerden dil kullanımına kadar soyut kültürel mirasın unutulmaya başlanacağı anlamına gelmekte. Ayrıca şu an yaşam alanları tahrip olmaya başlayan birçok yerli halk; toplumsal pratikliklerini uygulayamamakta ve yaşam biçimlerini değiştirmek zorunda.

Neler yapılıyor? Biz ne yapabiliriz?

UNESCO, 2007 senesinden beri iklim krizinin kültürel mirasa olan etkilerini azaltmak için çalışmalar yapıyor. Kâr amacı gütmeyen Museums for Future kuruluşu; müze profesyonelleri ve kültürel kurumlar topluluğunu birleştirerek Paris İklim Anlaşması’nda belirtilen ısınmanın 1.5 derecenin altında kalması için çalışmalar düzenliyor. TED’in iklim krizi üzerine çalışmalar yapan kısmı COUNTDOWN ve sosyal etkiler üzerine çalışan yaratıcı stüdyo Fine Act iş birliğinde gerçekleşen “Artists for Climate” açık çağrısı; 95’ten fazla ülkeden 1500 sanatçının iklim krizine karşı ürettiği eserleri internet üzerinden sergiliyor.

İklim krizi protestoları | Fotoğraf: Unsplash.com – Ronan Furuta

Birçok kuruluş sanat ve iklim krizi üzerine çalışırken biz bu kuruluşlara üye olarak ve bağışta bulunarak destekleyebilir; bu konuda araştırmalar yapmaya devam edebiliriz. İklim krizinde asıl sorumluluk devletler ve şirketlere düşüyorken; biz de eylemlerini şeffaf bir şekilde bizimle paylaşmaları talebinde bulunabiliriz.

Geçmişle kurduğumuz bağlarımızı devam ettirdiğimiz, umursamayı ve sorgulamayı bırakmadığımız günlere…

Eğer iklim krizine bağlı bir anksiyete duyuyorsanız Tuğçe Özçelik’in Eko-anksiyete üzerine olan yazısını okuyabilir ve bilgi alabilirsiniz.