Fotoğraflarında başka, kendisi başka Çandarlı. Ondaki başkalığı görmek için, nüfusunun 80 bin olduğu yazın değil de, 5 bin olduğu kışın gitmek gerek. Sokakları, kumsalı, denizi, henüz beton görmemiş yemyeşil tepeleri ile sessiz mi sessiz Çandarlı…

Candarli (2)

Uzun süredir haber almadığım Çek Cumhuriyetinden arkadaşım Jirka’dan bir posta düşüyor posta kutuma. “Haziran’ın ilk haftası Çandarlı’ya geliyoruz. Bir hafta tatil yapacağız. Sen ve eşin bize katılırsanız çok memnun oluruz.”

Mayıs’ın Haziran’a bağlandığı hafta sonu arabayla Çandarlı’ya gitmek üzere plan yapıyoruz. Ancak eşimin açık öğretim sınavları olunca araba seyahatinin yerini tek başıma bir uçak seyahati alıyor.

Çandarlı, İzmir’in kuzeyinde bir sahil beldesi. Harita üzerinde uzak gibi görünse de aslında gitmek çok kolay. Havalimanından metro ile Aliağa’ya direkt gidiş var. Yol, bir saatten biraz fazla sürüyor. Aliağa metro çıkışında çevre kasabalara giden dolmuşlar sizi bekliyor. Yarım saatlik bir yolculukla Çandarlı’ya varıyorsunuz.

İstanbul’dan uzun yolculuk, beni 5 yıldır görmediğim arkadaşıma kavuşturuyor. Jirka ailesiyle birlikte, Almanya’dan tanıdıkları bir Türk arkadaşlarının evlerinde bir hafta tatil yapmak için gelmiş. Burası, Çandarlı’nın girişinde yer alan, yoldan sahile doğru evlerin sıra sıra uzandığı tatil sitelerinden biri.

Haziran’ın başı. Okulların kapanmasına birkaç hafta var. Yazlıkçılar henüz gelmemiş. Birkaç komşu ve kışı aç susuz nasıl geçirdiklerini anlamadığım kedi ve köpekler dışında kimse yok. Mutlak bir sessizlik hakim. Jirka, Çandarlı yolculuğunda bir Türk ile sohbetinde “Çandarlı nasıldır?” sorusuna “Sessiz” cevabı aldığını anlatıyor. Gerçekten de çok sessiz…

Candarli (4)

Bavulumu hazırlarken hava durumuna bakmadığım, üstüne üstlük “İzmir’de hava ne kadar soğuk olabilir ki” diyerek polarımı da bavuldan son anda çıkardığım için pişmanım. Çandarlı’daki ilk günümüze yağmurlu ve kapalı bir havayla uyanıyoruz.

Hava, balkonda kahvaltı etmemize engel değil. Bir gün önce merkeze kurulan semt pazarından aldıkları taze domates ve biberlerle, bizim turistlere enfes bir menemen yapıyorum. Ve yanında, demlemeyi yeni öğrendikleri, ülkelerine dönünce de muhtemelen hiç yapmayacakları Türk çayı.

Kahvaltının ardından kasabaya yürüyoruz. Hava hafif serin, deniz biraz dalgalı. Rengarenk tentelerle dolu Çandarlı fotoğraflarının aksine kumsalda kimseler yok. Köpekler tembel tembel yatıyor. Yoldan araç bile geçmiyor.

 Candarli (1)

Merkezde, deniz kıyısına paralel kurulmuş çay bahçeleri ve kahvehaneler kalabalık. Çaylar içiliyor, okey döndürülüyor, iskambil kağıtları dağıtılıyor. Kısa bir çay, kahve molasının ardından, sahil boyunca yürümeye karar veriyoruz. Rüzgarın hızını artırdığı bir havada, Çandarlı’nın yarım ada tarafını bir uçtan bir uca tamamlıyoruz.

Merkezin aksine yarımada tarafındaki restoran ve kafeler henüz sezonu açmamış. Bazı evlerde “eşyalı kiralık” tabelaları asılı. Herkes birkaç haftaya gelecek turistlerini bekliyor.

Jirka’ya Çandarlı’da nüfusun kışın 5 bin olduğunu, yazın 80 bini bulduğunu söylemişler. 5 binlik haliyle çok güzel Çandarlı… Kuş bakışı çekilen fotoğraflarında evlerin dışında bir şey görmediğim bu sahil beldesi, gözümde farklı bir şekle bürünüyor. Sessizliğinin yanında naif ve zarif. Sokaklar tenha. Yollar bomboş. Çandarlı’yı çevreleyen yeşil tepelerine ise henüz siteler dizilmemiş. Birçok İzmir sahil beldesinin akıbetini henüz yaşamamış Çandarlı. Ama talana maruz kalması çok da uzak bir ihtimal gibi görünmüyor. Sitemize komşu İngiliz, sahil tarafına yapılan yeni evleri gösteriyor, “Bir gün geldik, önümüze bu site dikilmiş” diyor. Evi artık deniz görmüyor.

Candarli (3)

İkinci gün hava yine yağmurlu. “Nasılsa Ebru bir şeyler yapar” diyerek semt pazarından aldıkları bir paket yufkayla peynirli börek yapıyorum bizimkilere. Kışı aç geçirmiş ve balkonumuzun önünden ayrılmayan çocukları da marketten aldığım kedi mamasıyla besliyorum. Türk usulü kahvaltımızı balkonda yapıyoruz. Yağmura en çok iskambil oynamak yakışıyor. Bir de Türk kahvesi.

Çandarlı’dan ayrılmak, buraya gelmekten zor oluyor. Gönül gitmek istemeyince, engeller de kendiliğinden çıkıveriyor. Çandarlı’dan dönüş, geliş gibi “dolmuş dolunca kalkar” mantığıyla işlemiyor. Çandarlı’nın otogarına giderek rezervasyon yaptırmak ve bilet almak gerekiyor. Bunu bilmediğim için bir saat gecikmeyle ayrılıyorum. Pazar öğleden sonrası yolcu trafiği yoğun olduğu için son anda kendime bir kişilik yer bulabiliyorum. Yine bir sessizlik anında gelmek üzere Çandarlı’ya veda ediyorum.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?