Kalpsizler: Duyguları Geride Bırakan Bir Çizgi Roman Üzerine
Bir sabah uyandığınızda, çevrenizdeki herkesin cerrahi bir operasyonla kalbini aldırarak artık hiçbir şey hissetmediğini hayal edin. Mutlulukların, sevinçlerin, hüznün, kalbi sıkan o tarifsiz duyguların artık hiçbir karşılığı olmadığını… Hiç kalbinizi söküp bir kenara bırakmak istediniz mi? Acının, hayal kırıklıklarının ve üst üste gelen olayların ağırlığı altında ezilirken, hiç hissetmemiş olmayı dilediniz mi? İşte, Kerilynn Wilson’ın çizgi romanı Kalpsizler tam da bu soruların ortasına, karanlık bir dünyanın içine bırakıyor bizi.
Bir gün “Bilgin” isimli bir doktor, insanların kalbini cerrahi yöntemle alarak üzüntü, öfke ve kaygıyı yok ettiğini tüm dünyaya duyuruyor. İnsanlar, bir külfet olarak görmeye başladıkları hislerinden ve duygularından vazgeçmek için birer birer bu operasyonu yaptırmaya başlıyor. Kalbini aldıranların sayısı arttıkça geriye renksiz, mekanik bir dünya kalıyor. Türkçeye Barış Purut tarafından çevrilen ve Genç Timaş etiketiyle yayımlanan Kalpsizler, distopik atmosferi ve derin hikâyesiyle karşımıza çıkıyor.
Editör Notu: Yazının devamı spoiler içerebilir.
June’un Direnişi ve Yalnızlığı
Ana karakterimiz June, ailesinden okul arkadaşlarına kadar herkesin kalbini aldırdığı bir dünyada hâlâ kalbiyle yaşayan bir protagonist olarak karşımıza çıkıyor. Etrafını çevreleyen bu karanlık dünya ve kalbi kararmış insanların baskısı altında bir yaşam mücadelesi veriyor. Bu mücadele, ruh ikizi olarak gördüğü ablasının da kalbini aldırmasıyla büyük bir darbe alır. Umutları yavaş yavaş tükenen June, sonunda dört elle sarıldığı renkli dünyasından vazgeçerek kalbini aldırmayı düşünmeye başlıyor.
June’un kaderi, bir gün sokakta terk edilmiş bir kavanozda bulduğu kalple değişiyor. Bu kalp sayesinde en çok değer verdiği kişi olan ablasını yeniden hissettirebilme umuduyla yola koyuluyor. June, bu karanlık dünyanın baş mimarı Bilgin’i bulmak için bir maceraya atılıyor. Bir kalbi yerinden sökmeyi başaran Bilgin, şüphesiz onu yerine tekrar koymasını da bilecek. Bu yolculukta June yalnız değil. Kalbini aldırmasına rağmen yeniden hissetmeye başlayan sınıf arkadaşı Max ona bu yolculukta eşlik edecek.
Karanlık Dünya Metaforu
Wilson’ın yarattığı bu duygusuz dünya, siyah-beyaz tonlarla resmedilmiş. Bu görsel tercih, hem hislerin kayboluşunu hem de yaşamın tekdüzeliğini simgeliyor. Buna karşılık June’un sahneleri renkli çizilerek duyguların dünyayı nasıl renklendirdiği vurgulanıyor. Bu güçlü kontrast, hissetmenin insanı insan yapan en önemli unsur olduğunu gözler önüne seriyor. Adeta “kalbi kararmak” ifadesinin görsel karşılığı oluyor bu karanlık dünya. Renklerin varlığı ile yokluğu arasındaki tezat sessiz ama etkili bir mesaj veriyor: Renkler, yani duygular, yaşamı yaşanılır kılan yegâne şeylerden biri.
Hissizleşen Dünyanın Aynası
Bu hikâyenin merkezinde ele alınan konu bana günümüzün tüketim çağını sık sık düşündürdü. İçinde bulunduğumuz bu çağ, bizi sürekli tüketmeye, üretmeye ve yoğun meşguliyetler içinde olmaya teşvik ediyor. Duygular ise çoğu zaman bir yük gibi görülüyor. Hissetmekten, kendimizle baş başa kalmaktan ve içimize bakmaktan korkar hale geldik. O derin boşluğa düşmemek içinse kendimizi sonsuz meşguliyetlerle oyalıyor gibiyiz.
Kalpsizler, tam bu noktada, hissetmemenin verdiği huzur ile hissetmenin acısı arasındaki ince çizgide dolaştırıyor bizi. Okuru hem çağımızın sert gerçekliğiyle hem de kendi içindeki sessiz korkularla yüzleştiriyor. Cahit Zarifoğlu’nun da dediği gibi “Bir kalbiniz vardır, onu tanıyınız…”
June ve Max’in arayışı, yalnızca bir kalbin peşinden koşmak değil; yeniden hissedebilmenin, insan olmanın ve dünyayı tüm renkleriyle görebilmenin peşinden koşmak aslında. Hikâye, sevginin, acının, korkunun ve umudun; kısacası tüm duyguların bizi biz yapan şeyler olduğunu hatırlatıyor.
Eserin en çarpıcı yönlerinden biri, siyah-beyaz bir dünyanın ortasında bile hissetmenin mümkün olduğunu fısıldaması. Dünyayı güzellik kurtaracaksa, bu belki de bir insanı sevmekle, hissetmekle ve kalbimizi yeniden hatırlamakla başlayacak.
Sonuç olarak Kalpsizler, her yaştan okura hitap eden; düşündüren, yürek burkan ama umut ışığını da içinde barındıran bir çizgi roman. Güçlü çizimleri ve derin anlatımıyla okurunu kalbiyle yeniden bağ kurmaya davet eden harika bir deneyim. Kısacası, “Sentio, ergo sum”. Hissediyorum, öyleyse varım.
Bu çizgi romanla karşılaşmamı sağlayan, severek takip ettiğim editör ve çizer A. Gülfem Özer’e özel teşekkürlerimle.
Kapak Fotoğrafı: Kayıp Rıhtım
İlginizi çekebilir: Zeynep Bayşu Kırmızıgül’den Le Tableau

Recep Emre 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!