!f İstanbul ve theMagger işbirliğiyle, !f Yeni bölümündeki filmleri sizin için inceledik! Sıradaki film, Emre Erdoğdu’dan “Kar”…

Genç oyuncularıyla, samimiyetiyle, müzikleriyle ve dinamikliğiyle gerçekten yepyeni bir film olan “Kar”, ayrı dünyalara ait iki gencin aralarındaki kan bağını sınarken kendileri de sınandığı, dört dörtlük bir ilk-film.

Emre Erdoğdu‘nun ilk filmi Kar, adını aldığı o mucizevi doğa örtüsünü ilk ve son kez gördüğümüz açılış sahnesinde, Ali’nin ailesinin ondan saklı tuttuğu bir sırrı öğrenmesiyle başlıyor: O doğmadan kısa bir süre önce babasının Antalya’da bir metresi olduğu ve bu metresten olma ablasının varlığı. Üniversite sınavına hazırlanan bir liseli genç için aile dramının tam da zamanı! Yarıyıl tatilini de fırsat bilerek, Bolu’dan kalkıp Antalya’ya, ablası Müzeyyen’i bulmaya gidiyor Ali. “Ben…” diyor, “Mehmet’in oğluyum.”. Müzeyyen ise onun kadar heyecanlı değil. 20 yaşına gelmesine rağmen, sınıf tekrarları nedeniyle hâlâ -kardeşi gibi- liseye devam ediyor. Bir kez dahi görmediği babasının varlığından ve annesiyle ilişkisinden 9 yaşındayken haberdar olmuş. Her şeyi biliyormuş, umrunda bile olmamış. Önce gülüyor Ali’ye, “E tabii ben de Mehmet’in kızı olduğuma göre…” diyor, sonra da küfrü basıp kovuyor onu. Kar‘ın kan bağını sorgulayışı işte bu tanışma anıyla başlıyor. Kan bağıyla bağlı olmak, aynı babadan olmak, kardeş olmayı gerektirir mi? Apaçık ayrı dünyaların insanı olan Ali ve Müzeyyen, sadece aynı genleri paylaştıkları için kardeşler mi?

Müzeyyen’in dünyası, yani Antalya’nın arka sokaklarındaki bir grup gencin dünyası, Ali’yi önce küfür ve kovulma, ardından daha çok küfür ve dayakla karşılıyor, reddediyor. Gündüzleri eğlencesine para dileniyor, etrafına sataşıyor, okulda ve sokakta huzursuzluk çıkarıyor, geceleri amaçsızlıklarını ve terk edilmişliklerini yüksek sesli müzikle ve uyuşturucuyla unutmaya çalışıyorlar. O dünyanın bir parçası değilseniz, hiç olmadıysanız, sizi de küfür ve dayakla karşılıyor Müzeyyen, Hazerhan ve arkadaşları… Ali gibi pes etmezseniz, o dünyanın içine girmeyi ve çok iyi vakit geçirmeyi başarıyorsunuz. Geleceklerinden umudu kesmiş, farklı bir gelir seviyesinden, kar görmemiş bir şehrin çocukları olan bu grubun karşısında, mühendis olmak isteyen, “biz-o-kadar-da-zengin-değiliz-aslında” Bolulu Ali, kendini bu gruba dahil etmek için mücadele ediyor. Yavaş yavaş kendini kabul ettirmeye, onları etkilemeye hatta ufak kahramanlıklarla gözlerine girmeye başlıyor.

Ali onlardan biri olmaya, Müzeyyen’in kardeşi olmayı başarmaya çok yaklaşıyor ama işte kan bağıyla bağlı olduğu bir başkası, onun peşini bırakmıyor. Filmin kan bağıyla ilgili ikinci büyük sorusu da burada ortaya çıkıyor: Antalya’ya adım attığı ilk andan itibaren onu tekrar tekrar “Ben babam değilim, tamam mı!” diye bağırtan kararlılık, kan bağına baskın çıkabilir mi? Ali gerçekten babası gibi olmayabilir mi? Müzeyyen cevabı başından beri biliyor, “Hepiniz babanızsınız.” diyor ondan “Babamın zamanında yediği boklar” diye bahseden kardeşine de, Ali iyimserliğini koruyor işte. Oysa babasına öfkelenip Bolu’dan yola çıktığı anda babasına benzemeye başlıyor Ali fark etmeden. Tıpkı filme adını vermesine rağmen bizim o bembeyaz örtüyü bir kez daha görmeyişimiz gibi, saflığını yitirmeye başlıyor.

Emre Erdoğdu’nun filmi her şeyi dozunda bırakan, her şeyi olması gerektiği kadar gösteren, samimi ve doğal, gerçek ve çarpıcı bir film. Müziği ve görselliği, küfürleri ve esprileriyle şehirli gençlerin dünyasını çok iyi anlaması bir yana, Hazar Ergüçlü, Ozan Uygun (Korkuyorum Anne‘deki küçük Çetin’i hatırlar mısınız?) ve Halil Babür’ün muazzam oyunculukları da filmi yukarıya taşıyor.

!f Yeni filmlerinden Arafta / Displaced‘i 15 Şubat Perşembe 19.00‘da Cinemaximum Nişantaşı City’s‘de, 25 Şubat Pazar 13.00‘te Cinemaximum Akasya AVM‘de; ayrıca 3 Mart Cumartesi 17.30’da !f İzmir, 4 Mart Pazar 17.30’da !f Ankara’da izleyebilirsiniz.

 

Bir diğer !f Yeni filmi Displaced / Arafta‘nın incelemesine Mert Tanöz’ün yazısından ulaşabilirsiniz.

Emre Eminoğlu

theMagger Editörü, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN