Yunan mitolojisinde ay tanrıçası Selene bir gece gümüş arabasıyla, Bafa Gölü’nü çevreleyen Latmos dağlarının üzerinden geçerken, aşağıya baktığında Endymion isimli uyuyan bir çobanı görüp aşık olur ve yanına gelir. O günden sonra her akşam Selene, Endymion’un yanına gelip geceyi onunla geçirir. Ancak ölümlü olan Endymion ile ölümsüz tanrıçanın aşkı imkansız olduğu için Zeus, Selene’in dileğini yerine getirerek Endymion’u sonsuz bir uykuya mahkum eder ve onun hiç yaşlanmadan bir rüya içinde yaşamasını sağlar. Selene her gece onun yanına gelip geceyi onunla geçirir ancak onu uyandıramaz. Ayı’da arabasında getirdiği için efsaneye göre ayın en güzel parladığı yer Bafa Gölü’dür. Bu yazıda bölgeye yaptığım gerek hiking, gerekse antik kent ziyaretlerini içeren yolculuğumu sizlerle paylaşacağım.

img_20251029_113240
Muhteşem Manzarada Milattan Önceye Yolculuk | Fotoğraf: Gürkan Sonat

Gezinin ilk gününde, Kerdemlik neolitik kaya resimlerini görmek için köyden yürüyüşümüze başlıyoruz. Yürüyüş, Bafa Gölü’nün harika manzarası eşliğinde devam ediyor. Sanki bu manzara, birazdan yapacağımız zamanda yolculuğun yakıtı. Bir süre sonra dar girişi olan bir kayanın içine, kendimizi eğip bükerek giriyoruz. İçerisi geniş olmadığı için tek seferde 6-7 kişi kayanın içine girebiliyor. Buna rağmen içerisi, büyük üstat Kemal Sunal’ın Atla Gel Şaban filmindeki minibüs sahnesi gibi. Demir oksitten üretilmiş kırmızı boyayla yapılan kadın erkek figürleri ve diğer resimler sanki Indiana Jones filminde yer alan bir bulmaca. İnsanin içinden bulmacayı çözüp, zamanda yolculukla milattan öncesine giderek o döneme şahit olmak geliyor.

img_20251026_114700
Muhteşem Manzarada Milattan Önceye Yolculuk | Fotoğraf: Gürkan Sonat

Daha sonra Yediler Manastırı’na gidiyoruz. Burada yer alan mantar şeklindeki bir kayanın üzerindeki Hz. İsa ve 12 Havari’nin resmedildiği freskler gerçekten olağanüstü. Tahrip edildiğinden dolayı dört bir yanı parmaklıkla çevrilmiş. Sadece bu freskleri değil, tarihle ilgili her tür resmi, çizimi, kaya resmini tahrip edenler maalesef bitmiyor. Gerçek mağara adamı sıfatını bu resimleri çizenler mi yoksa onu tahrip edenler mi hak ediyor takdiri size kalmış. Bölgede tarih boyu yapılan manastırların en büyüğü olan Yediler Manastırı ise 10. yüzyılda inşa edilmiş. Yürüyüş boyu başka yerlerdeki kaya resimlerini de görüyoruz, özellikle bir kartal gagasına benzer kayanın içindekiler oldukça etkileyici. Yürüyüş sonunda Kapıkırı köyünün göl kıyısına iniyoruz. Burada geçen sene göle düşen daha sonra çıkarılıp gölün kıyısında sergilenen yangın söndürme uçağı var. Gün batımında gölü ve uçağı fotoğraflayıp günü noktalıyoruz.

img_20251026_122423
Muhteşem Manzarada Milattan Önceye Yolculuk | Fotoğraf: Gürkan Sonat

İkinci gün Bağarcık köyü civarında göl manzarasının yerini, fıstık çamı ormanlarının ve güzel kaya şekillerinin aldığı yine çok güzel bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz. Zeus Akraios Tapınağı, Çörlen Asarı gibi yapılar bugünkü yürüyüşün önemli yapıları. Özellikle kaya oluşumları ve Çörlen Asarı isimli kale muhteşem görünüyor.

img_20251027_162248_1
Muhteşem Manzarada Milattan Önceye Yolculuk | Fotoğraf: Gürkan Sonat

Sonraki gün önce Balıktaş kaya resimlerini görmeye gidiyoruz. Milas’a bağlı Karahayıt Mahallesi’nden kısa bir yürüyüşle buraya ulaşılıyor. Bazı resimler oldukça iyi korunmuş. Büyük bir el figürü ve bazı insan figürleri çok dikkat çekici. Buradaki resimlerde kırmızı boya dışında sarı renk de kullanılmış. Orada bulunduğum sürede, milattan öncenin bir açık hava bienalinde ya da sanat galerisindeymişim gibi hissediyorum. Dönüşte traktörüne çalı çırpı balyaları koyan bir çiftçiye ettiğim yardımın karşılığında aldığım ayva ise adeta bu bienalin açılış kokteylindeki bir ikram gibi.

img_20251028_144650
Muhteşem Manzarada Milattan Önceye Yolculuk | Fotoğraf: Gürkan Sonat

Buradan sonra Bafa Gölü kıyısındaki Göl Kalesi’ni gezip muhteşem manzaraya dalıyoruz. Tepeden telefonun zoom’uyla gölde dolaşan bir iki flamingoyu yakalıyorum. Göl kıyısında biraz daha yürüyüp ahır gibi bir yapıdan yukarı doğru sapıyoruz. Rehberimizin de ilk defa yürüdüğü rota bize tüm gezinin sürprizini yaparak muhteşem bir manzara sunuyor. Antik yol kalıntıları, orman, peri bacalarına benzer kayalar ve Bafa Gölü manzarası eşliğindeki rota gerçekten inanılmazdı.  

img_20251028_133135
Muhteşem Manzarada Milattan Önceye Yolculuk | Fotoğraf: Gürkan Sonat

Dönüş günü son olarak bence Türkiye’deki en heybetli ve iyi korunmuş tapınaklardan olan Didim’deki Apollon Tapınağı ve sonrasında Milet Antik kentine de uğruyoruz. Buralar, antik kentlere ilgi duyanların mutlaka görmesi gereken lokasyonlar. Özellikle Apollon Tapınağı, üzerine ayrı bir yazı yazılacak kadar hikâyeyi içinde barındırıyor. Bafa’ya oldukça yakın konumda olduklarından buralara da mutlaka uğranmalı. Bu muhteşem coğrafya sonrası Didim Altınkum Plajı’nın akşamı ise, bölgenin eleştirilecek tek kısmı. Sezon kapanmış olmasına rağmen yan yana sıralanmış türkü barlardan son ses gelen ve birbirine karışan gürültü kirliliği, zamanda yolculuk yaptıran yürüyüşler sonrası sizi tekrar günümüz Türkiye’sine döndürüp tüm enerjinizi emiyor. O yüzden akşam buralardan uzak durun.

Kapak Fotoğrafı: Gürkan Sonat

İlginizi çekebilir: Zeynep Durukan’dan Likya Yolu