Müzelerde sevdiğim sanatçıların eserlerini görmek, yenilerini tanımak ve beni etkileyen eserleri bir kenara not almak bu dönemde kazandığım en güzel alışkanlık oldu. En son Londra’da aldığım notlara bakıp ziyaret ettiğim onlarca galeri ve müze arasında beni en çok etkileyen üzerine düşünmekteyken fark ettim ki not almaya ihtiyaç duymadığım bir sergi vardı. Her tablosuyla, renkleriyle yarattığı bütünlük sayesinde David Hockney’nin Royal Academy of Arts’taki sergisi unutulmazlarımdan olmuştu.

david-hockney-82-portraits-and-1-still-life

David Hockney’e olan ilgim aslında bu sergiyi gezdikten sonra kat kat arttı diyebilirim. Yaptığı işleri, çalıştığı alanları sergiden çıktıktan sonra daha farklı bir şekilde inceleyip aslında ne kadar çok yönlü bir sanatçı olduğunu farkına vardım. Kübizm, Pop Art, Realizm gibi birçok akıma yakınlık gösteren çeşitli eserleri yalnızca resimlerden oluşmuyor David Hockney’nin. Aynı zamanda filmleri, fotoğrafları ve kitapları da olan bir sanatçı… Bana göre günümüzde tam anlamıyla sanatçı olan ve gerçekten bu ünvanı taşımayı hak eden nadir insanlardan biri.

3500

Gelelim 82 portre ve 1 still life‘tan oluşan son sergisine; sanatçı son iki yıldır hayatında yer alan insanlara odaklanmış ve onlarla olan ilişkisini izleyiciye taşımış. Gördüğünüz her portre bakışları, vücut dili ile kendini size açıkça anlatıyor. Bu insanların David Hockney ile olan güçlü bağını hissedebiliyor, David Hockney’nin bu insanlarda yakaladığı derinliği bulabiliyorsunuz. İlişki ve gözlemlerini gerçek hayattan tablolarına büyük bir ustalık ile taşıyor sanatçı. Her portrede aynı sandalye ve benzer arka plan renkleri ile bambaşka bir karakter, bambaşka bir duruş yakalıyor sizi. Aynı olay içinde yalnızca karakterin değişmesinin ne kadar büyük etkileri olabileceğini görüyorsunuz.

2398

Hareketli ve canlı renkler arka plandan modellerin giysilerine kadar her yere sıçramışken gözlerinizi yormaktan çok galerinin içinde sıcak bir akım yaratarak sizi de David Hockney’nin bir dostu olmaya davet ediyor adeta.

Margaret-Hockney-14th-15th-16th-August-2015

Sergiyi ancak defalarca turlayıp tabloların ellerini dizlerine, karnına yerleştirişleri sayesinde anlattığı hikayelere kulak verip gün ışığına istemeye istemeye yeniden çıkıyorsunuz. Sonra gölgede oturup kahvenizi içerken karşı masada yemek yiyen adamın ellerini kullanışına ayaklarını uzatışına dikkat ettiğinizi fark ediyorsunuz…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN