Kurtuluş: Berlinale ve Ötesine Uzanan Film
Geçtiğimiz günlerde Berlinale’den Gümüş Ayı ödülüyle dönen Kurtuluş, Emin Alper’in son filmi. Sinemaseverler yönetmenin bundan önceki son filmi Kurak Günler’i iyi hatırlıyor. Zira o da bu film gibi bazı tartışmaların odağında kalmıştı. Az sonra değineceğim. Kurtuluş’u basın gösteriminde izleme şansım oldu. Beklentilerimi ödül törenlerinin sonuçlarına göre ayarlamamayı becerebildiğim bir dönemden geçtiğim için nötr bir şekilde girdim salona. Fakat beklemediğim ölçüde içine girdim hikayenin. Çünkü gerilim sinemasının nüanslarını bu kadar barındırabileceğini hiç hayal etmiyordum açıkçası. Meselesi olan, anlatacağı şeyler olan bir filmin gerilimi hikayesine yedirebiliyor olması benim filme karşı toleransımı bambaşka seviyeye çekiyor. Fikirlerimden bahsetmeden önce Kurak Günler mevzusuna bir dönelim.

Kurak Günler kültür bakanlığından aldığı destek ile çekildi. Devamında bakanlık verdiği parayı geri istedi ve filmin yapımcılarını zor durumda bıraktı haliyle. Arka planda filmdeki hikayenin belirli kesimlerde yarattığı huzursuzluk vardı tabii ki. Bununla beraber Emin Alper, seyircinin film vizyondayken filme sahip çıkmasını bekledi ve istediğini de aldı. Kurtuluş’ta ise farklı bir durum söz konusu. Berlinale’de ödülü kazandıktan sonra konuşma yapan yönetmen, bulunduğu salonda da, ülkesinde de hem destek gördü hem tepki çekti. Şunu söylersem bunu incitirim demeden, bildiğini okudu. Bu anlamda ben yönetmenin bulunduğu kürsüde kendi ideolojisini savunmasını ve özgürlüklerinden mahrum olan arkadaşlarına destek vermesini çok kıymetli buluyorum. Tartışma yaratmaktan korkmamak, içinde bulunduğumuz iklimde başlı başına bir politik duruş.

Peki Kurtuluş’un bizzat kendisi politik bir film mi? Bu noktada 2 ayrı mevzu var. Film her ne kadar gerçek bir hikayeden uyarlansa da, anlatmaya çalıştığı şeyler çekildiği bölgeye has değil. Yönetmenin diğer filmlerini izlemesem, bu film bizim kültürümüzdeki politik çatışmaları batı kültürüne tasvir etmek için mi çekilmiş diyebilirdim ama yönetmenin filmlerini bilen biri olarak buradaki misyonun ve odak noktasının insan olduğunu, hatta insanların içindeki o saf kötülük olduğunu biliyorum. Emin Alper’in her filminin ortak noktası bu. Batının burada anlayabileceği şey pek de bize dair detaylar değil aslında. İnsanın varlığına dair bir şeyler söyleme çabasında Kurtuluş.

Filmin merkezinde iki köy var, Bu köyler arasında bir çatışma var fakat bizim kimden taraf olmamız gerektiği konusunda soru işaretleri mevcut. Hikayedeki kimseye sempati besleyemediğimiz gibi, empati kurmaya çalışabileceğimiz insan sayısı da oldukça az. Köylülerin motivasyonlarını topladıkları konular genelde güç kavramıyla iç içe. Bunun içine para da giriyor, toprak da, liderlik de, örgütlülük de. Yönetmenin bu çatışmanın içine koruculuk meselesini yedirmiş olması ve denkleme devleti dahil etmesi ise tartışmaya açık. Emin Alper filmlerinde devleti görünmez bir aygıt, bir el gibi konumlandırıyor. Fakat burada asker hikayenin yüzeysel de olsa içinde. Bu kulvarda herhangi bir tartışmaya sebep olabilecek bir detay da yok. Yani oldukça nötr, hikayeyi daha da kompleksleştirmekten çok hakem unsuru gibi duran bir yapı. Ben şahsen bu noktada daha derinlikli bir anlatı beklerdim ama açıkçası benim gözüme batan tek mevzu da bu sanırım.

Filmde kendisini seçilmiş kişi olarak değerlendirmeye başlayan bir adamın perspektifine yakınlaşmaya çalışıyoruz. Din de burada araçsallaşıyor. Gerçek ve rüya kavramları harman oluyor. Bahsetmiş olduğum, bana keyif veren gerilim sineması nüansları buradan besleniyor haliyle. Filmi vizyonda izlemek, bu filmlerin çekilmesine katkıda bulunmak ve üzerine tartışmak bence çok önemli. Çarşamba günleri de ucuza sinema bileti işi varken, bence kaçırmayın.
Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.
Kapak Fotoğrafı: Kurtuluş
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Sırat

Eralp Alper







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!