Latin Amerika sinemasını seviyor, ortak bir kültür mirasına sahip ama birçok açıdan farklı ülkelerin bulunduğu bu coğrafyadan çıkan hikâyeleri beyazperdede zevkle ve merakla takip ediyorsanız, bu önerileri bir yere not edin; yakın bir zamanda olmasa bile karşınıza çıktıklarında izlemeden geçmeyin!

Chicago, film festivalleri açısından oldukça zengin bir şehir. Özellikle farklı kültürlerin ya da ülkelerin filmlerini bir araya toplayan tematik festivaller de bu zenginliğin önemli bir parçası. Ben de Chicago’daki ilk yılımda, International Latino Cultural Center tarafından, 5-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenen 34. Chicago Latino Film Festival‘da 21 film izledim. Orta Amerika, Güney Amerika ve Karayipler’in yanı sıra İspanya ve Portekiz’den onlarca kısa ve uzun metrajlı filmin yer aldığı programda çoğu insanın adını dahi duymamış olabileceği ülkelerden filmler izlemek, o coğrafyaların filmleriyle tanışmak, filmlerin çoğu belli bir çizginin üzerine çıkamasa bile ufuk açan, bir şeyler katan bir deneyimdi. Bu 21 film arasından en sevdiğim 5 filmi paylaşmak istedim. Belki bazıları Türkiye’deki festivallerde ya da vizyonda da karşınıza çıkabilir.

 

Los Buscadores / The Gold Seekers | 2017, Paraguay 

2013 yılında İstanbul Film Festivali programında yer alan Paraguay filmi 7 cajas / 7 Boxes‘ı hatırlar mısınız? Hayalindeki cep telefonunu satın alabilmesine yetecek parayı, içinde ne olduğunu bilmediği 7 kasayı kalabalık bir pazar yerinin bir ucundan diğerine taşıyarak kazanabileceğini öğrenen 17 yaşındaki Victor’un kendini nefes kesen bir kovalamacanın içinde buluşunu anlatan, Slumdog Millionaire benzetmelerine maruz kalan, temposu yüksek, şaşırtıcı bir filmdi. İşte o filmin yönetmenleri Juan Carlos Maneglia ve Tana Schémbori, bu yeni filmlerinde yine tempoyu bir an dahi düşürmüyor: Geçtiğimiz yıl Paraguay’ın Oscar aday adayı seçilen Los buscadores / The Gold Seekers, yine Paraguay sokaklarında, yine genç bir kahramanın yaşadıklarını nefes nefese izlettiriyor. Bu kez karşımızda, bir şehir efsanesine dönüşmüş, gömülü bir hazine ve onu bu hazineye götüreceğini düşündüğü bir haritayı bulan genç bir adamın altın arayışı yolunda karşılaştığı iyi ve kötü niyetli insanlar var. İki yönetmen, tempoyu nasıl ayarlayacaklarını, kurgu ve müziği nasıl kullanacaklarını çok iyi biliyorlar.

 

La educación del Rey / Rey’s Education | 2017, Arjantin

İlk kez bir suç işlemeye kalkıştığında her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran Rey yakalanıyor, fakat polis tarafından değil, bahçesine düştüğü evin sahibi Carlos tarafından. Bu yakalanışın ardından Carlos’un Rey’i dönüştürmesini, bataklığına çekilmekte olduğu suç dünyasından uzakaştırmaya çalışmasını, yani Rey’in rehabilitasyonunu izlemeye başlıyoruz. Son zamanlarda izlediğim en iyi büyüme hikayelerinden biri olan filmde yaşananlar, toplumun gençleri ve suçluları nasıl geri kazanabileceğine dair güzel ipuçları veriyor. Latin Amerika sinemasıyla ilgiliyseniz oldukça tanıdık bir yüz olan yetenekli oyuncu Germán da Silva, Carlos’u canlandırıyor ama yepyeni bir yüz olan genç oyuncu Matías Encinas‘ın da ondan kalır yanı yok.

 

El hombre que cuida / The Watchman | 2017, Dominik Cumhuriyeti

Bu filmi (ve yine festivalde izlediğim ama oldukça kötü olan bir diğer filmi) izlemeden önce, Dominik Cumhuriyeti’ne dair en ufak bir fikrim yoktu. El hombre que cuida, ülkedeki toplumsal düzeni, geçim sıkıntısı yaşayan insanlarla dolu köylerin tüm sahil şeridinin zenginlerin yazlık malikaneleriyle dolu olduğunu ve bu köylerde neredeyse tüm ekonominin bu evlerde (yazın hizmetkar, kışın bekçi olarak) çalışmak olduğunu bilmiyordum. Ekonomik uçurum ve sınıf farklılıklarının bu ülkeye özgü bir sorun olmadığı malum; kaldı ki film de zaten bu evrensel sorunu yerel bir fonda evrensel bir şekilde gözler önüne sermeyi başarıyor. Bekçilik yaptığı evin genç oğlu ailesinden habersiz, arkadaşlarıyla beraber yazlıkta alem yapmaya gelince Juan hem patronunu arayıp aramamak konusunda büyük bir ikilemde kalıyor hem de gençlerin arkadaşça ile işveren arasında gidip gelen tavırlarına katlanmaya çalışıyor – üstelik bunlardan birinin kendi köyünden, tesadüfen gruba dahil olmuş bir genç kadın olması işleri zorlaştırıyor.

 

Niñas Araña / Spider Thieves | 2017, Şili

Toplumsal ve ekonomik sınıf farklılıklarının yarattığı çatışmalar, bu farklılıkların büyümekte olanlar üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkileri dünyanın her yerinde var; ama sinemaya en çok yansıdığı bölgelerden biri Latin Amerika bana kalırsa. Niñas Araña, yaşanmış olaylardan esinleniyor ve Şili’de binlerce evsizin yerleştirildiği ve böylece Santiago kent merkezinden uzaklaştırıldığı bir gecekondu mahallesinde 3 genç kızdan oluşan bir çeteye odaklanıyor. Medya onlara “Örümcek Kızlar” diyor, çünkü bu üçlü, şehir merkezindeki lüks apartmanlara girip daireleri soyuyor ve bu çokkatlı binaların balkonlarından, pencerelerinden sarka sarka aşağıya inerek kaçıyorlar. Tabii ki her şeyin kaynağında maruz kaldıkları toplumsal eşitsizlik var, hepsi de hayallerini içine doğdukları sınıf ve aile yüzünden gerçekleştiremeyeceklerinin umutsuzluğunu taşıyor. Filmin başrolündeki üç gencin benzer mahallelerde yaşayan amatör oyunculardan seçilmiş olması, etkileyiciliğini katbekat arttırıyor.

 

Querida Mamãe / Dear Mom | 2017, Brezilya

Bir açılma hikâyesi Querida Mamãe… Brezilya’da üst gelir seviyesinden bir aileden gelen, evli ve ergen bir çocuk sahibi cerrah Helô, evliliğinin sallantıda olduğu bir dönemde gerçek kimliğinin ve yıllardır süregelen mutsuzluğunun sebebinin farkına varıyor. Hastanede tanıştığı bir ressamla ilişkisi sonucunda, ayrılmakta olduğu eşinin de, kızının da ama özellikle ölümcül hastalığını gizlemeye çalışan annesinin de abartılı tepkilerine ve aşağılamalarına maruz kalıyor. Bir yandan toplumun herhangi bir kültürel ya da ekonomik seviyesinde ‘açılmanın’ bir diğerinden daha kolay olmadığını anlatırken film, bir noktadan sonra Bergman’ın Güz Sonatı‘nı anımasatan bir anne-kız hesaplaşmasına dönüşüyor. Hem bir LGBTİ+ anlatısı olarak çok şey barındıran hem de bir anne-kız ilişkisini sert ve derinlemesine işleyen bir film.

Bunların yanına, Meksika’dan fantastik unsurların büyüme hikayesine büyük katkıda bulunduğu Vuelven / Tigers Are Not Afraid, bir trans cinayetine odaklanan Brezilya filmi Berenice Procura / Berenice ve ölüm döşeğinde bile hayat dolu bir adamın hikayesini anlatan, En İyi Film dahil Platin Cine Iberoamericano Ödülleri’ne 7 dalda aday gösterilen Küba filmi Últimos días en la Habana / Last Days in Havana ve geçtiğimiz yıl Filmekimi programında yer alan, başrolünde Paulina García’nın yer aldığı Arjantin-Şili ortak yapımı başarılı ilk film La Novia del Desierto / The Desert Bride‘ı da ekleyebilirim.

Emre Eminoğlu

theMagger Editörü, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN