İkincikat Tiyatro’nun Yarının Oyunları serisinde üçüncü sırayı LET oyunu aldı. Bu sefer konu adalet. Gerek oyuncuları gerekse farklı dekoruyla, bu oyunda da başarı geleneği hiç bozulmadan devam etti. Oyunu, izledikten sonra, daha öncekiler gibi sezonun başında, ortasında ve sonunda yine bu serinin tekrarlanmasını diledim. Tabi ki, bu projenin mimarı Sami Berat Marçalı’ya ve ekibine teşekkür ederek.

İkincikat Tiyatro, yazın başlattığı Yarının Oyunları projesinde üçüncü olarak LET isimli oyununu sahneledi. Konusunun işlenişi farklı, oyuncuların performansı başarılı ve dekoruyla da oldukça havalı bir oyun olmuş. Sahneler, düşündüğümüz kurgudan ve akıştan uzak hatta biraz kafa karıştırıcı biçimde yerleştirilmişti. Dolayısıyla da terazinin dengesi zaman zaman değişti. Oyunun başında ve sonunda kefeler eşit, ikisinin arasında ise bir aşağı bir yukarı gidip geldi. Oyunu izlemek için en önemli nedeniniz konusundan ziyade akışı, oyuncuları ve bir de, dekorla ne kadar harikalar yaratıldığını görmek olmalı.

let4

Öncelikle, konunun adalet olduğunu öğrenince herkes gibi ben de klasik bir akışta yani giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle oyunun ilerleyeceğini ve adalet konusunun bir hukuk davası eşliğinde verileceğini düşünmüştüm. Oyunun açılışıyla birlikte, kesin şimdi bir olay yaşanacak, kavga, kıyamet kopacak, sonra cinayet olacak veya oyuncular, bir haksızlığa kurban gidecek diye bekledim. Oyun ilerledikçe de ne kadar yanıldığımı anladım. Oyundaki ilişkilerde, diyaloglarda, bakışmaların arasında adalet bunun neresinde diye sorguladım durdum. Bu arada oyun, bizi Gezi Parkı’na da götürdü ve adaleti bu sefer de parkın içinde, olaylarda ve isyanlarda aradım, doğru deliller toplamaya çalışarak. Sonuç olarak da oyunda ben kendime göre adaleti bulmaya çalıştım. Adaletten ziyade adil olmaktı, asıl bize göstermek istedikleri. Oyunu, temanın işlenişi bakımından epik tiyatro türüne yakıştırdıktan sonra kendime göre bir takım anafikirler de çıkardım. Mesela, adaletin bu mu dünya, herkesin adaleti kendine gibi. Benimkinden farklı dersler çıkaranlar olabilir, bir kez daha izlesem bu sefer bambaşka fikirler de edineceğim ve hatta öncesinde de adaleti daha farklı açılardan arayacağım kesin. Tüm bu kafa karışıklığı için de Sami Berat Marçalı’yla birlikte oyunun yazarlarından Özer Arslan’ı, yönetmenlerinden Onur Karaoğlu’nu alkışlamam gerekiyordu, ben de aynen öyle yaptım.

Let - İkinci Kat TiyatroAdalet temasından sonra akışı da beni dağıtmaya devam etti. Oyun, sona yakın bir yerden başlıyor, sonra başa dönüyor, sahne sahne arada yaşanılanları anlatıyor. Daha da sonra başladığı yere geri dönüyor, oradan ilerliyor ve bitiyor. Tüm bunlar, düz bir çizgide ilerlemediği gibi dalgalı bir seyir izliyor. Hal böyle olunca, biz de bu dalgalardan, daire gibi görünüp bir yerden yukarıya doğru çıkan oyun çizgisinden nasibimizi alıyoruz. Alışılmışın dışında bir kurguyu seyretmek de arada farklı deneyim yaşamanın ne kadar hoş olduğunu hatırlatıyor. Sıkılmadan oyunu seyretmenin en güzel nedeni  de işte bu kurgu oluyor.

Let - İkinci Kat TiyatroOyunu bu kadar farklı ve izlenilebilir olmasında kurgu kadar oyuncuların rolü de haliyle büyük. Tüm oyuncular çok güzeldi, etkileyiciydi ama en çok Murat Mahmutyazıcıoğlu’nu alkışladım. Kendisini oyun yazarı olarak FÜ oyununda tanımıştım ve hayran olmuştum. Bu sefer de oyuncu olarak daha çok hayran oldum. Canlandırdığı karakter zaten komik, oyunculuğu ondan da komik ve eğlenceli. En başından sonuna kadar, sahnede göründüğü her dakika  gözüm üstündeydi, kahkahalarım da eşlik etti. Hiç abartmadan, her duyguyu o kadar güzel veriyor ki, ne eksik ne fazla. Diğer taraftan Barış Gönenen de delifişek, hayallerinin peşinde, gerçeğin gölgesinde ve bir o kadar da duygusal bir karakteri  canlandırmada oldukça başarılıydı. Biraz daha devam etse, gerçekten öyle bir insan olduğuna inanacaktım. Aziz Caner İnan ve Neslihan Arslan da günümüz ilişkilerine oyunculuklarıyla çok güzel bir örnek verdi. Sahne ne gerektiriyorsa onu işlediler, oldukça dengeli bir şekilde. Sevişme sahnesi de vardı, kavga sahnesi de. Ne rahatsız etti ne de sıktı beni. Özge Keskin’e de, sergilediği oyunculukla doğru orantılı olarak güzel ve akıllı bir kız kardeş olmak çok yakışmıştı.  Yalnız, bu oyuncular dışında alkışı hak eden başka biri daha vardı, o da Aziz’in annesi. Her ne kadar kendisini göremesek de varlığını birkaç sahnede fazlasıyla hissettik. Teknolojiyle yeni tanışıp cep telefonunun nimetlerinden yararlanmaya çalışan modern bir anne gibi olsa da gelin adayıyla iletişiminde ve oğluyla yaptığı diyaloglarla da klasik bir anne portresi çizdi. Bu portre de bize hiç yabancı gelmedi tabi. Eminim hepimiz içimizden “aynı benim annem” demiştir. Oyun sonunda selam verilirken, telefonun öbür ucundaki bu anneyi de alkışlamayı ihmal etmedik.

let3

Oyunun bana göre en ilginç ve en başarılı unsuru sahnenin dekoru idi. Öyle bir dekor düşünün ki, puzzle gibi şekilden şekle girsin, parçalara ayrılsın, yeniden birleşsin, haliyle sizi şaşırtsın ve hatta oyuncuların önüne geçsin. Söz konusu dekor, sadece T şeklinde, ters çevrildiğinde madalya kürsüsüne benzeyen bir masadan, dört adet farklı renkte ve büyüklükte ahşap kutulardan ibaret. Tüm bunlar bar tezgahı, içki masası, yatak, çadır alanı oluyor bununla da kalmıyor üstüne bir de balkona ve son olarak da sanat eserine dönüşüyor. Tabi tüm bunları anlamak için oyuna gitmeniz gerek, gözünüzde canlandırmak biraz zor. Bir de bar sahnesi var ki, işte burada dekor, başrolü oynuyor. Bu sahne, oyunun en dahiyane bölümüydü. Ortada restoran masasına dönüştürülmüş ince uzun kutu, üstünde bir şişe şarap ve iki kadeh, çevresinde dört oyuncu. Oyuncular ikili sahne alıyor, birbirinden bağımsız şekilde. Sırayla konuşuyorlar, konuştukları konular farklı, diyaloglarda duygu ve düşünceler de farklı. Bir o sahneye bir bu sahneye geçiyoruz ama başımız dönmeden, sahneleri ve olayları birbirine karıştırmadan. İki sahneyi hem böyle birleştirme hem de böyle ayırma fikrine bayıldım. O kadar keyifliydi ki, oyun sadece bu sahneden ibaret olsaydı hiç itiraz etmeden sonuna kadar izleyebilirdim.

Kısaca LET, kurgusuyla, oyuncularıyla ve sıradışı dekoruyla sevdiğim oyunlar arasına girdi. Şu anda gösterimi sona erdi ama kış sezonunda da yeniden sahneleneceği konusundaki umudum devam ettiği için bu oyunu da gidilecek oyunlar listenize alın derim. Şimdi sırada Yarının Oyunları’nda son olarak RUVEYDA var. Gösterimi geçen hafta başladı ve 27 Eylül’e kadar devam edecek. Bu sefer konu Medya yani tüm zamanların en sıcak konularından biri. Gündemden inmeyen bu konuyu yine İkincikat Tiyatro’nun yorumlarıyla seyretmek çok güzel olacak, yerinizi şimdiden almanız önemle tavsiye olunur.

Fotoğraflar: ikincikat.org, biletix.com, mahmutunguncesi.blogspot.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?