Liberty Signa Tatil Deneyimim: Deniz, Gün Batımı ve Lezzet
Plajda, kabananın beyaz tülleri rüzgârla dans ederken kendimi oraya bırakmışım. Hava sıcak ama hafif esinti ferahlık veriyor. Arkada dingin bir müzik… Gözlerimi kapatıyorum; dalgaların sesi ve melodiler birbirine karışıyor. Bir süre sonra kalkıyorum, karşımda ışıldayan masmavi bir deniz uzanıyor. Kumsalın altın rengi kumlarını adımlayarak suya doğru ilerliyorum. Güneş tenime değiyor, deniz ise adeta sarıyor beni. Bir süre yüzüp keyfini çıkardıktan sonra tekrar kabanaya dönüyorum. Arkadaşlarımla bir şeyler yudumluyor, kahkahalarla tatlı bir sohbete dalıyoruz. Günün ilerleyen saatlerinde akşam yemeğini konuşuyor, buluşacağımız saati planlıyoruz. İşte Liberty Signa’da yaşadığım tatil böyle huzurlu, böyle keyifli geçti. Şimdi gelin, sizi de bu atmosferin içine davet edeyim. Hazırsanız, anlatmaya başlıyorum.
Liberty Signa’ya yolculuğum İstanbul’dan başladı. Sabiha Gökçen’den Dalaman Havalimanı’na kısa bir uçuş yaptım. Oradan transfer aracına bindim ve yaklaşık 40 dakika sonra Fethiye’de, otelin kapısındaydım. Daha girişte güler yüzlü bir ekip karşıladı beni. İlk andan itibaren hissettirdikleri samimiyet, tatilin güzel geçeceğinin işareti gibiydi. Resepsiyonda oteli kısaca anlattılar, önüme koydukları haritayı görünce tek bir şey düşündüm: “Burası gerçekten çok büyük bir alana kurulmuş.” Sizlere de kısaca bahsetmek isterim…
Liberty Signa, modern mimarisiyle dikkat çeken bir otel. Geniş yaşam alanları, özenli hizmet anlayışı ve doğal çevreyle kurduğu uyum sayesinde kendinizi sadece bir otelde değil, başlı başına bir deneyim alanında buluyorsunuz. Her detayda konfor ve estetiğin bir araya getirildiğini görmek mümkün. Toplamda 562 oda ve süitten oluşan tesis, farklı ihtiyaçlara göre konaklama seçenekleri sunuyor. Aileler için bağlantılı odalar ve geniş süitler, çiftler içinse daha özel alanlar mevcut. Çağdaş çizgilerle tasarlanmış bu odalarda ferahlık, işlevsellik ve şıklık bir arada sunuluyor. Daha ilk dakikada bile “Burada herkes için bir yer var” diye düşündüm.
Otel hakkında bilgileri aldıktan sonra artık dinlenmek ve hazırlanmak üzere odama çıktım. Benim konakladığım oda bir süitti ve kapıyı açtığım anda büyülendiğimi söyleyebilirim. Perdenin ardında hafifçe görünen manzarayı fark eder etmez kendimi dışarıya attım. Terasta küçük bir havuz ve karşımda masmavi bir deniz… O an, gözlerimden kalpler çıkarcasına her köşede yaşayacağım anları hayal etmeye başladım. Valizimi yerleştirdikten sonra terasa oturup manzaranın tadını çıkardım. Sessizlik, denizden gelen esinti ve maviliğin verdiği huzur… İşte tam da böyle hissettirdi bana.
Bu arada size diğer konaklama seçeneklerinden de bahsetmek isterim. Liberty Signa’da her zevke uygun birçok alternatif mevcut. Havuza merdivenle bağlanan superior odalar, kısmi deniz manzaralı odalar, deluxe jakuzili odalar, göl evleri ve villadan doğrudan havuza erişim imkânı sunan özel alanlar… Eğer ailenizle ya da kalabalık bir arkadaş grubuyla gelirseniz bağlantılı odalar ve aile odaları da oldukça ideal. Hangi tarzı seçerseniz seçin, konfor ve keyif garanti. İnternet sitelerinden odaları incelemenizi tavsiye ederim, bayılacaksınız.
Arkadaşımdan gelen mesajla akşam gideceğimiz yeri öğrendim: Oteldeki Uzak Doğu restoranında yemek yiyecekmişiz. Bunu duyunca heyecanlandım çünkü otelde tam sekiz restoran olduğunu öğrenince inanamamıştım. Her biri farklı bir mutfak kültürünü yansıtıyor ve hepsi Executive Chef Ömer Canbay’ın önderliğinde hazırlanıyor.
Restoranların menüleri, bulunduğu bölgenin avantajını da kullanarak, yerel üreticilerden temin edilen taptaze ve mevsiminde malzemelerle oluşturulmuş. Bu da her tabağın hem doğal hem de özgün bir lezzet taşımasını sağlıyor. Şef Canbay’ın uluslararası deneyimi sayesinde seçenekler oldukça geniş: Türk mutfağından Asya füzyonuna, İtalyan klasiklerinden Hint baharatlarına; deniz ürünlerinden Uzak Doğu tatlarına kadar uzanan bir yelpazeyi kendi yorumuyla buluşturuyor.
Hazırlanıp arkadaşlarımla buluştum ve mesajda yazan adrese doğru yürüdük. Akşam yemeğimiz için seçilen mekân: Miyabi. Daha kapıdan içeri girdiğimiz anda atmosferiyle bizi etkiledi; şık, sakin ve özenle kurgulanmış bir ortam.
Menüden başlangıç için masamızı şölene çevirecek tabaklar geldi: tuna tartar, somon ve dana tataki, ıstakoz carpaccio, gyoza ve kalamar… Hepsi ayrı ayrı özenle hazırlanmış, taze ve dengeli tatlardı. Salatalarda ise yanık domates, köz patlıcan ve zencefil sosun eşlik ettiği ferah bir lezzet bizi karşıladı. Hafif acılı karides tempura sofraya renk kattı. Ana yemek olarak ise deniz tarağı kamamashi, yanına kuşkonmaz ve tatlı mısır geldi.
Her bir tabak öylesine iyiydi ki, bazılarını ikinci kez sipariş etmekten kendimizi alıkoyamadık. Beklentimizin çok üzerinde bir akşam yaşadık. Hem lezzetler hem de servis kusursuzdu. Yemek boyunca bolca sohbet ettik, kahkahalarla dolu sıcacık bir atmosferde akşamı noktaladık. Masadan kalkarken hepimizin aklında tek bir şey vardı: “Miyabi gerçekten özel bir deneyimdi.”
Yemekten sonra otelin sürprizlerinden birine doğru yöneldik. Her akşam farklı bir gösterinin sahnelendiği alanda yerimizi aldık. Işıklar yandı, müzik yükseldi ve sahnedeki enerjiyi izlerken hepimiz kendimizi eğlencenin içinde bulduk. Keyifli, kahkahalarla dolu, hareketli bir akşamdı. Gösteri sona erdiğinde ise geceyi noktalamak için sadece yetişkin misafirlere özel olan Lumos Beach Club’a geçtik. Deniz kenarında, müzik eşliğinde arkadaşlarımızla dans ettik, sohbet ettik, keyifli vakit geçirdik. Gecenin sonunda hafif yorgun ama çok mutlu bir şekilde odalarımıza döndük.
Ertesi sabah erkenden uyandım. Hava hâlâ serin, deniz ise masmavi ve sakin… Elimde bilgisayarım, yanıma kahvemi de alıp sahile indim. Dalga sesleri eşliğinde biraz çalışmak inanılmaz keyifliydi. Güne böyle huzurlu bir başlangıç yapmak bana çok iyi geldi.
Saat 10 gibi arkadaşlarımla Petra Restoran’da buluştuk. Kahvaltı gerçekten çok iyiydi; sofrada olması gereken her şey özenle hazırlanmıştı. Uzun uzun keyifle kahvaltı yaptıktan sonra deniz için sahile doğru yürümeye başladık.
Yolda karşımıza otelin en renkli köşelerinden biri çıktı: Libby & Berty Kids Club. Öğrendiğim kadarıyla burada sanat atölyeleri, spor aktiviteleri, dans ve müzik programları düzenleniyor. Temalı oyun alanları, kaydıraklı çocuk havuzu, hatta belirli günlerde yemek ve tatlı atölyeleri varmış. Minikler hem eğleniyor hem de mutfakta yaratıcılıklarını keşfediyorlar. Hatta film gösterimleri ve sinema geceleri bile yapılıyor. 0-3 yaş için ayrılan özel bebek alanı ise aileler için güvenli ve konforlu bir ortam sağlıyor. Bence bu alan Liberty Signa’nın en canlı ve hareketli yerlerinden biri. Çocuklu aileler için tatili kolaylaştıran, miniklerinse unutulmaz anılar biriktirmesini sağlayan çok güzel bir düşünce olmuş.
Beach’te geçirdiğimiz keyifli saatlerin ardından ben biraz odama çekildim. Terasta serin bir içecekle kitabımı okudum, kısa bir dinlenme sonrası akşam için hazırlanmaya başladım. O gece planımız Ricotta’daydı; İtalyan mutfağının en özel tatlarını deneyeceğimiz şık bir akşam bizi bekliyordu. Ricotta’ya girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey ambiyanstı. Loş ışıklar, özenle hazırlanmış masalar ve herkesin şık tavrı… Tam da bu akşama yakışır bir zarafet vardı.
Masaya oturduktan sonra başlangıçlarla başladık: bruschetta, burrata, beef tartar, arancini ve kabak çiçeği dolması. Her biri taptaze malzemelerle hazırlanmış, dengeli ve iştah açıcıydı. Salata olarak gelen panzanella, taze nane, renkli domatesler ve Ezine peynirinin başrolde olduğu nefis bir yorumdu. Ardından masayı makarnalar ve pizzalar süsledi: mantarlı bir risotto, ricotta peynirli ve çeri domatesli bir ravioli, taş fırından çıkan pizzalardan ise dana bresaola, mozzarella ve yeşil elmalı bresaola pizza ile peynir severler için kusursuz bir quattro formaggi. Tüm bu tatlar sofrayı bir İtalya yolculuğuna çevirdi. Ana yemeklerde tercih çeşitliliği vardı: dana bonfile, somon ve kuzu incik. Ben somonu seçtim; hem sunumu hem de lezzetiyle tam anlamıyla kusursuzdu. Gecenin finalini ise klasik bir tiramisu ile yaptık. Hafif, dengeli ve tatlı bir kapanış…
Ricotta’da geçirdiğimiz bu akşam, tatilimizin en özel duraklarından biri oldu. İtalyan mutfağının incelikleri, dostlarla paylaşmanın verdiği keyif ve özenli bir atmosfer… Hepsi bir aradaydı.
Ertesi günü serbest zaman olarak değerlendirmeye karar verdik. Ben sabahın dinginliğinde çalışmak için yine beach’e indim. O sırada arkadaşımla karşılaştım; o da sabah yoga alanında hoca eşliğinde yoga yapmış ve denize girmek için gelmişti. Ben bilgisayarımla çalışırken o denizin keyfini çıkardı. Ardından birlikte Timeless Restoran’da kahvaltı yaptık.
Gün ilerlerken akşam uçağım olduğu için arkadaşlarımdan ayrıldım ve oteli biraz daha keşfetmek istedim. Liberty Signa gerçekten öylesine büyük bir alana kurulmuş ki, her köşesinde farklı bir güzellik gizli. Özellikle göl evlerine uğradım; tasarımı gerçekten etkileyiciydi. Bir süre dolaştıktan sonra odama dönüp terasımda vakit geçirdim. Müzik açtım, şezlonga uzandım ve hafif bir uykuya daldım. Uyandığımda ise güneş batıyordu. Karşımda büyüleyici bir gün batımı manzarası vardı; tatilimin en huzurlu anlarından biriydi.
Son hazırlıklarımı yaptıktan sonra vedadan önce karnımı doyurmak için Myra Restoran’a uğradım. Açık büfenin çeşitliliği ve lezzetleriyle adeta son bir şölen yaşadım. Ardından odama çıkıp valizlerimi aldım ve transfer aracıyla havalimanına doğru yola çıktım.
Liberty Signa’da geçirdiğim bu hafta sonu benim için hem dinlendiğim hem eğlendiğim hem de çok lezzetli tatlarla buluştuğum unutulmaz bir deneyim oldu. Burası sadece bir konaklama değil, başlı başına bir yaşam alanı. Gelecek yıl tatil planınız Fethiye’ye düşerse, gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Benim için şimdilik bir veda ama umarım yollarımız tekrar kesişir.
Kapak Fotoğrafı: Liberty Signa
Tuba Nil Dengiz’den Il Mio Sogno

Tuba Nil Dengiz 















Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!