Modern kültürü müzik, dans ve ikonografi düzleminde radikal bir biçimde dönüştüren Michael Jackson, ölümünden on yedi yıl sonra bile küresel gündemi belirleme gücünü koruyor. Geçtiğimiz hafta izleyiciyle buluşan Antoine Fuqua imzalı “Michael”, bir biyografi filmi evet fakat aynı zamanda bir mirasın korunma çabası olarak da karşımıza çıkıyor. Ancak film, teknik başarısı ile anlatısal tercihlerinin yarattığı etik tartışmalarla beraber keskin bir çizgide oradan oraya savruluyor.

Fotoğraf: Michael

Film, Jackson’ın yaşam öyküsünü bütüncül bir perspektifle ele almak yerine, çocukluk yıllarından başlayarak 1988 yılına kadar uzanan bir kesiti merkezine alıyor. Ki zaten uzun metraj bir filme sığabilecek bir hayat hikayesi değil pek. Bu tercih, hikayeyi Jackson ailesinin dinamikleri ve Jackson 5 döneminin kolektif başarısı üzerine inşa etme imkanı tanımış. Fuqua, özellikle ikonik konser sahnelerini ve video klip sekanslarını aslına sadık bir titizlikle yeniden kurgulayarak görsel bir şölen sunmayı denemiş. Bu anlamda başarılı olduğunu söyleyip hakkını teslim edeyim.

Buna karşın, filmin dramatik yapısında bazı zayıflıklar göze çarpıyor. Ebeveyn figürlerinin gri alanlara yer bırakmayacak şekilde hikayenin içine yerleştirilmesi ve kardeşlerin karakter derinliğinden yoksun kalması, filmi derinlikli bir karakter analizinden ziyade, steril bir aile anlatısına yaklaştırıyor. Bohemian Rhapsody örneğinde gördüğümüz “gerçekliğin pürüzlerini törpüleme” eğilimi, ne yazık ki bu yapımda da hissediliyor. Hatta ne tesadüftür, iki filmin de yapımcısı aynı…

Fotoğraf: Michael

Bir biyografiyi, içerdikleri kadar dışarıda bıraktıklarıyla da değerlendiririz. Bu hep böyle olmuştur yani. “Michael”, sanatçının hayatının en tartışmalı konusu olan çocuk istismarı iddialarını tamamen odak dışı bırakıyor. Bu durum sanatsal bir tercih değil de, hukuki bir zorunluluktan kaynaklandığı söyleniyor. 1994 yılındaki Jordan Chandler davasına dair sahnelerin, aile ile yapılan gizlilik sözleşmeleri nedeniyle prodüksiyon aşamasında iptal edilmesi, filmin kurgusunu ve bütçesini doğrudan etkilemiş durumda. Bu hukuki bariyer, filmin finalinin 1988 yılına çekilmesine neden olurken, yapımı bir “başarı hikayesi” sınırları içinde tutuyor. Aslında filmi risksizleştiriyor.

Filmin ticari performansı, Michael Jackson’ın ölümsüz popülaritesinin somut bir kanıtı niteliğinde. İlk hafta sonu rakamlarıyla bütçesini amorti eden yapım, izleyici ve eleştirmenler arasında ciddi bir kutuplaşmaya yol açtı. Rotten Tomatoes verilerindeki puan farkı, izleyicinin nostaljik ve duygusal bağının, eleştirmenlerin “objektif sinema dili” beklentisinin önüne geçtiğini gösteriyor. Yapımcı kadrosunun Jackson ailesi üyelerinden oluşması, filmin tek taraflı bakış açısını pekiştirse de, hayran kitlesi için bu durum bir engel teşkil etmiyor. Görünen o.

Fotoğraf: Michael

Filmin en güçlü yönü, şüphesiz cast seçimi. İki yıllık bir sürecin ardından rolü üstlenen yeğen Jaafar Jackson, bir taklitten öteye gidiyor. Amcasının günlüklerini okuyarak ve yaşam alanlarında vakit geçirerek role hazırlanan Jaafar, karakterin sahne hakimiyetini ve kırılganlığını başarıyla yansıtıyor. Küçük Michael’ı canlandıran Juliano Krue Valdi ve menajer rolündeki Miles Teller da, filmin ritmini yükselten performanslarıyla Jaafar’a eşlik ediyor.

“Michael”, sinemanın ötesinde bir ekonomik dalga yaratmış durumda. Sanatçının şarkılarının dijital platformlardaki dinlenme rekorlarını kırması, stüdyolar için “tartışmalı figürleri süper kahraman gibi kurgulama” stratejisinin ne kadar bereketli olduğunu kanıtlıyor. Aile içindeki görüş ayrılıklarına (Janet Jackson’ın dışarıda kalması ve Paris Jackson’ın eleştirileri gibi) rağmen, Lionsgate devam filmi ve hatta bir üçleme için hazırlıklarını sürdürüyor.

Fotoğraf: Michael

Sonuç olarak; “Michael”, hayranları için büyük bütçeli bir saygı duruşu niteliği taşırken, objektif bir hayat hikayesi bekleyenler için cevaplanmamış sorular bırakıyor. Bir sanatçının hayatı sinemaya aktarılırken, mirasın korunması ile gerçekliğin çıplaklığı arasındaki denge ne kadar korunabilir? “Michael”, bu sorunun cevabını izleyicinin vicdanına ve sanatçının bitmek bilmeyen büyüsüne bırakıyor. Tek bildiğim şey, böyle bir süperstarın hikayesi usta belgeselci Kapadia’dan izlemek isteyeceğim… Sevgiler.

Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: IMDb

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Mayıs Ayında Yeni Diziler ve Filmler