“Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”
Gülten Akın

Hayat çok garip. Uzun zamandır yazmak istediğim şeyleri kendi blogum yerine bir başka yerde yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Bazen, insan farklı heyecanlar arıyor. Sanırım benim de o arayışlarımdan birine denk geldi theMagger ile buluşmam.

MimarcaDetay adını koyduğum bu seride, üzerine bir cümle söyleyip geçmenin yetmediği, sayfalarca konuşmak istediğimiz “detayları” yazacağım. “Durup ince şeyleri anlamaya”, anlatmaya çalışacağım. İlk yazı biraz şahsi bir heyecanım, belki çok kişinin bildiği ama benim kendimce keşfim olan bir yerle ilgili olacak. Dilerim henüz keşfetmemiş olanlara yeni bir kapı açmış olurum.

Yaklaşık 3 sene önce doğup büyüdüğüm Tuzla’dan ayrılıp, Üsküdar’ın Selamsız olarak bilinen semtine taşındım. Bir hayli garip olan bu muhitte ilk alıştığım şey hafta sonları müzik sesleri ile uyanmak oldu! Roman komşularımız sağ olsunlar, 7/24 enerjikler. Daha sonra yine komşularımın birbirleriyle camdan cama bağırarak haberleşmesine (daha çok kavga etmesine) ve son olarak da sokakta yaptıkları müthiş eğlenceli düğünlerine alışma süreçlerinden geçtim. Evim Romanların mahallesinin dış sınırında olmasına rağmen öyle yüksek ses müptelasılar ki duymamak mümkün değil.

Sesleri dışında bugüne kadar rivayet olan hiçbir sıkıntılarını görmediğim Romanların mahallesi evimin bir yanı. Diğer bir yanı ise 1640 yapımı, müthiş bir Klasik Osmanlı eseri olan Çinili Cami (fotoğraf: zamaningolgesi.org) ve çevresinden oluşuyor. Yazımın konusu olan bölüm ise şimdilerde inşaat halinde olan ve “Çevik Kuvvet” olarak bilinen Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün de üzerinde bulunduğu Selamsız (Selami Ali) Caddesi ve etrafı ile ilgili.

Selamsız Caddesi bizim muhitin ana caddelerinden (minübüs caddesi) olduğundan sıkça kullanırım. Bilmeyenler için caddeyi tarif etmem gerekirse; Selamsız yokuşunu çıkıp devam edince önce solda Çevik Kuvvet görülür,  geçtikten sonra ilerde yol ayrımında, yapımı 1842’de tamamlanan Üsküdar Çocuk Şube Müdürlüğü’nün hizmet verdiği Çinili Karakolu ihtişamıyla dikkat çeker. Çınar ağaçları ile çevrili, giriş kapısının üzerinde bir kitabesi bulunan bu iki asırlık binayı geçip Gazi Caddesi’nde devam edildiğinde ise solda Art Nouveau tarzındaki penceresiyle göz kamaştıran ahşap binayı görürsünüz.

Buraya kadar ana cadde üzerindeki bu binalar, her gün en az iki kere gördüğüm yerlerdi fakat bir gece yanlışlıkla bir sokağa girmem ile Roman Mahallesi, Çinili Karakolu, ahşap binalardan mütevellit sandığım mahallemde İstanbul’u sevmek için nedenlerimden biri daha olan “o yer”le karşılaştım. Zira Görümce Sokak ile Mektep Sokağın kesiştiği yerde, o gece gördüklerim çok acayipti!

Ne gördün de bu kadar şaşırdın bre mimar derseniz: O tek arabanın sığdığı, hayatımda ilk defa geçtiğim daracık sokakta, bir yanımda sonradan Özel Surp Haç Ermeni Lisesine ait olduğunu öğrendiğim yüksek duvarlar vardı. 1860 yılında Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan bu  okulun duvarlarını geçip kafamı çevirince Mona Lisa ile göz göze geldim! Nereye ışınlandım diye bir müddet düşündüğümü hatırlıyorum. Selamsız’da Mona Lisa görmüş olamam neticede! Sokak düğünleriyle, kavgalarıyla, Romanlarıyla, 70′lerde mahalle takımının yaptığı maçlarıyla ünlü Selamsız’dan bahsediyoruz!

Sadece Mona Lisa olsa iyi. Dali de karşımda! Başka bir sürü tablonun kopyası da oradaydı… 1676 yılında Papaz Apraham tarafından yaptırılmış olan ve Selamsız Ermeni Kilisesi olarak anılan Surp Haç Ermeni Kilisesi’nin giriş kapıymış meğer bu gördüklerimin asılı olduğu yer. Halen ibadete açık bu büyük kiliseden, o gün yanlışlıkla o sokağa girene kadar haberim yoktu. (Bu da benim cahilliğim!)

Hala aklım Mona Lisa’dayken kilisenin karşısında duran o mavi bina farlarımla aydınlandı. Üstünde “International Art Center” yazan o bina! Yani mimarım kiliseden haberim yok, sanatseverim art center’dan haberim yok!

“Havar komşular!” diye yana yakıla eve sürdüm arabamı. Önce googleladım, yetmedi ertesi gün hemen koşup gündüz gözü ile gece gördüklerimi kendime teyit ettim ve geçtiğimiz ay kendileriyle tanıştım.

2009 yılında kurulmuş olan International Art Center (IAC), farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan bu önemli noktada, dünya sanatçılarını bir araya toplama hedefiyle yola çıkmış 1700 metrekarelik koca bir sanat mekanı! 1000 metrekare olan giriş bölümünde sanat galerisi, sergi salonu ve bir cafesi bulunan IAC’nin 700 metrekarelik üst katında ise, sergi salonunun yanında atölye, derslik ve çalışma odaları bulunuyor. Sanatçı Hafize Uncuoğlu tarafından önceleri cam atölyesi olarak kullanılan ve sonra kendisi tarafından kurulan bu galeriyi ziyaret ettiğimde Alican Apaydın’ın sergisi vardı.

GALERİ

6 fotoğraf

Açıldığı 2009 senesinden beri büyük sergilere imza atan bu müthiş sanat  galerisi ile ilgili  kurucusu Hafize Uncuoğlu ile ileyen günlerde bir röportaj yapmak için söz aldım. Röportaja kadar yolunuzu düşürün ve müzayedeler ve caz geceleri düzenlenen galeriyi ve cafesini gezin derim. Unutmadan galeri ve çevresinde 5 Mayıs’tan itibaren Antikacılar Sokağı kurulacak, not alın, kaçırmayın.

Sanat dolu günler!

mimarcasanat.com

Kaynakça: wikipedia, http://www.surphaclisesi.k12.tr, http://iacistanbul.com/
Fotoğraflar: Çinili Cami: zamaningolgesi.org, diğerleri: Zeynep Yılmaz

*Geçmişte tıpkı Sulukule ve Tophane gibi Romanların en çok yaşadığı bölgelerin başındaymış Selamsız, fakat 1996 yılında bölgeden 5bine yakın Roman tahliye edilmiş. (wikipedia)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Selam! Öncelikle theMagger’a hoşgeldin demek istiyorum! Yazıyı çok severek okudum, international art center ile bizi tanıştırman harika oldu. Bu kadar güzel bir mekanı nasıl duymamıştım, şaşırdım… Antikacılar sokağı’nı da ayrıca merakla bekliyorum. Havaların da düzelmesiyle 5 Mayıs’tan sonra oradayım. Tekrar hoşgeldin :) Sevgiler…

  2. Merhaba, hoşgeldin öncelikle!
    IAC’a ben de hiç gitmedim ve hemen “gidilecekler” listeme ekledim :)
    Ayrıca kurulacak “antikacılar sokağını” fena halde merak ediyorum, bu bilgilendirme için de teşekkürler!

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?