Muse Contemporary ve offgrid art project ile: Erişilebilir Sanat Üzerine
Sanat eseri almak uzun süre seçkin bir azınlığın işiydi; galeriler ise çoğumuz için eşiğinden çekinerek geçtiğimiz yerler. Bu yaz İstanbul’dan iki galeri bu alışkanlığı değiştirmeye niyetli. Muse Contemporary, 2013’ten beri savunduğu erişilebilir sanat fikrini bir Art Store’a taşıyarak genç sanatçıların taşınabilir, edinilebilir işlerini bir araya getirdi. 2024’te Taksim’de doğan offgrid art project de bağımsız sanatçılara açtığı alanı hem fiziksel hem çevrimiçi bir Art Shop’la büyüttü. İkisi de aynı soruyu farklı yerlerden soruyor: “Sanat, sevdiğimize götürdüğümüz doğal bir hediyeye dönüşebilir mi?” Erişilebilirliği, fiyatı ve yeni kuşağın sanatla ilişkisini bu iki galeriden dinledim.
Bir an durun ve çocukluğunuzun evini gözünüzün önüne getirin. Salonun duvarında ne asılıydı? Belki solmuş renklerde bir kır manzarası, belki çerçevesi altın yaldızlı bir aile portresi, belki de kim olduğunu hiç sormadığınız, camın ardından size bakan bir kadının resmi. O görüntü çoğumuzun bir yerinde hâlâ durur. Galiba evimizin o en dikkat çeken duvarına astıklarımız; hayallerimiz, sustuklarımız, unuttuklarımız ve umutlarımızdı…
Sanatın insana dokunuşu biraz böyle. Bir müzeye gitmek için; bilet alırsınız, sıraya girersiniz, tablonun karşısında birkaç dakika durur, sonra yürür gidersiniz. Evdeki bir eserle kurduğunuz ilişki ise bambaşka. Ona bakmazsınız, onunla yaşarsınız. Sabah kahvenizi içerken göz ucuyla, misafir gelmeden tozunu alırken, bir tartışmanın ortasında başınızı çevirdiğinizde… Yıllar içinde belki on bin kez bakarsınız ve çoğunu fark etmezsiniz bile. Zaten gücü de buradan gelir. Sanat evde acele etmez; sizi yavaşça, hem de siz farkına varmadan biçimlendirir ve biçimlenir. Zaten duvara bir resim asmak yüzyıllar boyunca bir sınıf işaretiydi; portresini yaptırabilen, manzarasını sipariş edebilen belli bir kesimdi. Sıradan bir evde özgün bir eserin asılı olması, sanat tarihinin ölçeğinde epeyce yeni bir fikir. Belki de o yüzden içimizde hâlâ küçük bir tereddüt var, sanat biraz başkalarının işi gibi duruyor. Peki ya öyle değilse? İşte bu noktada yazının konusuna giriyorum: “Sanatı neden sevdiklerimize hediye etmiyoruz?” İlk okuyuşta kulağa “pahalı” bir soru gibi geldiğinin farkındayım. Ama bekleyin.
Sevdiklerimize götürdüğümüz üç günde solacak çiçekleri, belki bir akşamda yarıya inecek çikolata kutularını düşünün. Evet, elbette bunlar ince jestler. Şimdi bir de yıllar yılı evinin baş köşesinde onu karşılayacak, her bakışta olmasa da sıkça sizi hatırlatacak bir eseri düşünün. O eserde imzası olan sanatçının uyandırmak istediği duygu dışında; onun önünde edilen sohbetlerin, kurulan neşeli sofraların anısı da o tabloya sinecek. Zaman dediğimiz o kıymetli şey ilerledikçe eserin anlamı ve değeri katmerlenecek. Son yıllarda giderek daha çok insan bunu yapmaya başlamış; birine nesne değil, uzayıp giden bir hikâye hediye etmek.
Londra’da 1999’da kurulan Affordable Art Fair de sanatı milyoner olmadan da satın alınabilecek bir şeye dönüştürme fikriyle doğmuş. Kurucusu Will Ramsay’in derdi, piyasanın ağır kapılarını herkese açmakmış. Bugün aynı fuar dört kıtada, on altı şehirde kuruluyor; Londra ve New York’un yanı sıra Hong Kong, Singapur, Melbourne, Brisbane ve Sidney’de. Avustralya’da doğan Bluethumb ise otuz bini aşkın sanatçıyı internet üzerinden alıcıyla buluştururken, kurucuları aynı şeyi başka kelimelerle söylüyor: “Sanatı sıradan insan için daha ulaşılabilir ve daha az ürkütücü bir hâle getirmek.” İşte Türkiye’de de bu kapıyı aralayan iki galeriye, Muse Contemporary‘den Alev Vayısoğlu ve offgrid art project‘ten İpek Eyüboğlu‘na, bu yeni alanı sorduk.
Art Store / Art Shop fikri tam olarak nasıl doğdu? Bir ihtiyaca mı, yoksa izleyici davranışlarındaki bir gözleme cevap olarak mı harekete geçtiniz?
Muse Contemporary: Fikir, galerimizde düzenlediğimiz kişisel sergilerin yanı sıra, farklı sanatçıların işlerini bir araya getiren ve daha geniş bir izleyici kitlesine hitap eden bir seçki oluşturma isteğiyle doğdu. Amacımız, sanat eserlerini daha erişilebilir hale getirirken aynı zamanda kolaylıkla edinilebilen, hediye edilebilen ve taşınabilen işleri de izleyiciyle buluşturmaktı. Bu yaklaşım hem koleksiyonerlerin hem de sanata yeni ilgi duyan kişilerin sanatla daha rahat bir bağ kurabilmesine olanak sağlıyor.
offgrid art project: Art Shop fikri, offgrid art project’i hayata geçirdikten sonra sanatçılarla ve koleksiyonerlerle kurduğumuz yakın ilişki sayesinde gözlemlediğimiz somut bir ihtiyaca yanıt olarak ortaya çıktı. 2024’te kurulan offgrid’in iki yıllık deneyimi boyunca gördüğümüz en önemli ihtiyaçlardan biri, sanatçıların görünürlüğünü sergi ve fuar dönemlerinin ötesine taşıyabilmekti. Fiziksel mekânlar doğal olarak sınırlı bir kapasiteye sahipken çevrimiçi bir platformda bu sınırlar ortadan kalkıyor. Art Shop’u da sanatçılara yıl boyunca daha geniş bir kitleye ulaşabilecekleri, eserlerini sürekli görünür tutabilecekleri bir alan sunmak için hayata geçirdi
Bu girişimi bir deneme olarak mı, yoksa galeri modelinin uzun vadeli ve kalıcı bir dönüşümü olarak mı kurguluyorsunuz?
offgrid art project: Art Shop’u, offgrid’in uzun vadeli bir diğer ayağı olarak görüyoruz. Fiziksel mekânımızda sergiler ve küratoryal programlarla geleneksel galeri modelini sürdürürken Art Shop tarafında açık çağrılarla yeni sanatçılara alan açmaya ve eserlerini daha geniş kitlelerle buluşturmaya devam edeceğiz. Bize göre bu yaklaşım galerinin sanat mekânı kimliğini zayıflatmıyor; aksine onu bugünün izleyici alışkanlıklarına uyum sağlayan, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir yapıyla güçlendiriyor.
Fiyatı aşağı çekmek erişilebilirliği artırıyor gibi görünüyor. Oysa düşük fiyat bazen “demek ki çok da ciddi bir iş değil” algısı oluşturabiliyor. Erişilebilirlikle algılanan değer arasındaki çizgiyi nasıl koruyorsunuz?
Muse Contemporary: Art Store’da satılan eserlerin fiyatlarını bilinçli olarak aşağı çekmiyoruz. Ulaşılabilir fiyatlar, daha çok kariyerinin başındaki genç sanatçıların, yeni mezunların ya da sanat dünyasına yeni adım atan isimlerin üretimlerinden kaynaklanıyor. Ayrıca küçük ölçekli ve taşınabilir eserler de doğal olarak daha erişilebilir fiyatlarla sunulabiliyor. Bizim için önemli olan, fiyatı yapay olarak düşürmek değil; sanatçının kariyer aşaması ve eserin niteliğiyle uyumlu, adil bir fiyatlandırma yapmak. Böylece hem erişilebilirliği artırıyor hem de eserin ve sanatçının algılanan değerini koruyoruz.
Kabaca hangi fiyat aralığından söz ediyoruz?
Muse Contemporary: Art Store’da mevcut eser fiyatları 200 dolar ile 3.000 dolar arasında değişiyor.
offgrid art project: Art Shop’ta yaklaşık 4.000 TL ile 200.000 TL arasında değişen bir fiyat aralığı bulunuyor. Farklı bütçelere hitap eden özgün eserler, limitli edisyonlar ve açık edisyonlu çalışmalar bir arada yer alıyor. Böylece hem ilk kez sanat eseri alacak kişiler hem de daha deneyimli koleksiyonerler için farklı seçenekler sunabiliyoruz.
Önce eseri seçip sonra mı fiyatlıyorsunuz, yoksa baştan bir tavan koyup seçkiyi ona göre mi şekillendiriyorsunuz?
offgrid art project: Baştan belirlediğimiz bir fiyat tavanı yok. Seçkiyi oluştururken ilk baktığımız şey her zaman eserin niteliği ve sanatçının üretim pratiği oluyor. Fiyat ise bu değerlendirmenin doğal bir sonucu olarak şekilleniyor. Aktif olarak sergi düzenleyen ve fuarlara katılan bir galeri olmanın deneyimiyle, sanatçılarla fiyatlandırma konusunda fikir alışverişi yapıyor ve piyasa dinamiklerini birlikte değerlendiriyoruz. Amacımız, sanatçının üretiminin değerini korurken eseri alanlar için de dengeli ve ulaşılabilir bir yapı oluşturmak.
Erişilebilir fiyat, sanatçı için ne anlama geliyor? Baskı, edisyon ve çoğaltılabilir işler mi öne çıkıyor?
offgrid art project: Biz erişilebilirliği yalnız fiyat üzerinden değerlendirmiyoruz. Bizim için erişilebilirlik, sanat eserine ulaşma sürecinin daha açık ve kolay olması. Fiyatların şeffaf olması, web sitesinde gördüğünüz bir eseri galeride de deneyimleyebilmeniz ve beğendiğinizde doğrudan satın alabilmeniz bu yaklaşımın önemli parçaları. Art Shop’ta tek bir üretim biçimine odaklanmadık; açık edisyonlu işler, limitli edisyonlar ve özgün eserler aynı seçkide bir araya geliyor. Başvuruları değerlendirirken belirli bir tekniğe ya da fiyat aralığına değil, bizi heyecanlandıran, güçlü bir üretim dili kurduğunu düşündüğümüz işlere baktık.
Walter Benjamin’in o meşhur aura kaygısını bugüne taşırsak; bir eser kolayca elde edilebilir hale geldiğinde büyüsünden bir şey yitirir mi, yoksa tam tersine hayata karışarak gerçek anlamını mı bulur?
Muse Contemporary: Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Müzede karşılaştığınız özgün bir tablo ile aynı eseri telefon ekranında görmek arasında ciddi bir deneyim farkı var; eserin fiziksel varlığı, bulunduğu mekân ve izleyiciyle kurduğu doğrudan ilişki dijital kopyalarda büyük ölçüde kayboluyor. Ama erişilebilirlik esere yeni anlamlar da katıyor. Dijital ortamda paylaşılan bir iş farklı kültürlerde yeniden yorumlanıyor, tartışılıyor, gündelik hayatın parçası oluyor; belirli bir çevrenin deneyimiyle sınırlı seçkin bir nesne olmaktan çıkıp canlı bir kültürel değere dönüşüyor. Yani eser, özgünlüğünden gelen aurasının bir bölümünü yitirirken daha fazla insana ulaşarak yeni yorumlar kazanıyor. Bugün sanatın değeri belki de yalnız tekilliğinde değil, dolaşımında.
Ülkemizde de insanların birbirlerine eser hediye etmeye başladıklarını duyuyoruz. Bu var mıydı, biz mi yeni fark etmeye başladık. Yoksa yeni filizlenen bir davranış mı?
offgrid art project: Bunun Türkiye’de çok yaygın bir alışkanlık olduğunu düşünmüyorum. Daha çok sanatla ilgilenen ya da hediye edilen kişinin sanata ilgisini bilen kişiler arasında karşılaştığımız bir davranış. Sonuçta bir eser almak hem belirli bir bütçe hem de zaman ayırmayı gerektiriyor; hediye edilen kişinin beğenisine denk gelmeme çekincesi de olabiliyor. Bununla birlikte son yıllarda insanların yaşam alanlarına daha çok özen gösterdiğini düşünüyorum. Evler artık daha görünür olduğu için insanlar seçimlerini daha dikkatli yapıyor, bu da eseri hediye olarak düşünme fikrine katkı sağlıyor olabilir.
Bir sanat eseri hediye etmek, karşı tarafa bir hikâye de bırakmak aslında. Peki bir eseri tasarım objesinden ayıran ne? Hediye edildiğinde o fark korunuyor mu, siliniyor mu?
Muse Contemporary: Bir eseri hediye etmek bir duyguyu, bir düşünceyi, bir hikâyeyi de paylaşmak. Eseri tasarım objesinden ayıran şey, özgün olması ve sanatçının emeğini, bakışını, ifade biçimini taşıması. Hediye edildiğinde bu özelliklerini kaybettiğini düşünmüyorum. Aksine, doğru kişi için seçilmişse anlamı daha da güçleniyor çünkü artık yalnız sanatçının anlatısını değil, onu veren kişinin karşı tarafa yüklediği değeri ve aradaki bağı da taşıyor.
offgrid art project: Bence temel fark, üretimin çıkış noktasında ve izleyiciyle kurduğu ilişkide. Sanat eseri çoğu zaman bir düşünceyi, bir soruyu ya da bir anlatıyı görünür yapma amacı taşırken, tasarım objesi estetik değerinin yanında belirli bir kullanım ihtiyacına da karşılık verebilir. Bir eseri asıl farklı yapan şey, hangi soruyu sorduğu ve nasıl bir düşünsel bağlamda üretildiği. Hediye edildiğinde bu farkın ortadan kalktığını düşünmüyorum. Aksine, bir eseri hediye etmek çoğu zaman karşı tarafa bir nesneyi değil, bir düşünceyi, bir bakış açısını paylaşmak anlamına geliyor. Eğer alan kişi eserin taşıdığı fikre değer veriyorsa, hediye edilmiş olması o anlamı azaltmıyor; tam tersine ona yeni ve kişisel bir katman ekliyor.
Hediye alacak biri size geldiğinde süreç nasıl işliyor? Kişiyi mi tanımaya çalışıyorsunuz, hediye edileni mi?
Muse Contemporary: Müşterilerimizin büyük kısmı koleksiyonerlerimizden oluştuğu için çoğu zaman birbirlerini ya da zevklerini az çok tanıyor oluyoruz; bu da hediye seçme sürecini kolaylaştırıyor. Yeni bir müşteri geldiğinde ise öncelikle hediye edilecek kişinin ilgi alanlarını, beğendiği tarzı ve yaşadığı ortamın genel stilini anlamaya çalışıyoruz. Kısa ama doğru sorularla hem kişiye hem de yaşam alanına uygun, anlamlı bir seçim yapabiliyoruz.
Bu işleri satın alan yeni nesil alıcının profili nasıl? Yaş, beklenti ve size yönelttikleri ilk soru genellikle ne oluyor?
offgrid art project: Kabaca 25–45 yaş aralığında, ilk eserini almak isteyen ya da koleksiyon oluşturmaya ilgi duyan kişilerden oluşuyor. Bunun yanında genç sanatçıların üretimlerini takip eden ve onları desteklemek isteyen bir kitle de var. Yeni nesil alıcıların en belirgin özelliği, satın alma kararını verirken araştırmaya önem vermeleri; sanatçıyı, üretim sürecini ve eserin hikâyesini merak etmeleri. İlk sorular da çoğunlukla bu yönde oluyor: Eserin sertifikası, teslimat süreci ve sanatçı hakkında bilgi. İlk kez alacak olanlar ise koleksiyona nasıl başlayacakları ve hangi kriterlere dikkat etmeleri gerektiği konusunda bizden rehberlik bekliyor.
Muse Contemporary: Her yaş grubundan alıcımız var. Gençler daha çok kendi yaşam alanları için eser alırken, sanatla daha yakından ilgilenen ve yaşça büyük koleksiyonerler eserleri sıklıkla hediye amacıyla tercih ediyor. En sık yöneltilen soruların başında eserin tek ve özgün olup olmadığı geliyor. Bunun yanında, eser zaman içinde zarar görürse sanatçının restorasyon ya da onarım konusunda destek sağlayıp sağlayamayacağını da merak ediyorlar.
Yeni kuşağın sanatla ilişkisi öncekilerden farklı mı? “Geleceğe yatırım” düşüncesi mi ağır basıyor, yoksa sanatı gündelik hayatın içine katarak onunla yaşama, haz alma arzusu mu?
offgrid art project: Bunun tek bir cevabı yok. Bir eserin satın alınma nedeni kişiden kişiye değişiyor ve her biri kendi içinde tutarlı. Köklü bir kurumun motivasyonu ile yeni evli bir çiftin ilk eserini alma motivasyonu doğal olarak farklı. Yatırım amacıyla almak hâlâ daha çok bilgi birikimi ve uzun vadeli bir bakış gerektiren bir alan. Bireysel alıcıların önemli bir kısmı içinse ilk motivasyon genellikle yatırım değil; beğendikleri bir eserle yaşam alanlarında bağ kurmak ve onu gündelik hayatın bir parçası yapmak oluyor. En belirgin fark ise sanata erişim biçiminde: Bugün insanlar satın almadan önce araştırıyor, sanatçının üretimini takip ediyor ve duygusal ya da düşünsel bağ kurabildikleri işleri tercih ediyor.
Muse Contemporary: İlişki belirli yönleriyle farklılaşıyor. İlk aşamada ilgi daha çok bir yatırım aracı olarak başlasa da zaman içinde bu yaklaşım yerini sanatı gündelik yaşamın parçası yapma, onunla birlikte yaşama ve estetik haz alma arzusuna bırakıyor. Bu dönüşüm, yeni kuşağın sanatı yalnız ekonomik değer üreten bir unsur olarak değil, yaşam kalitesini artıran kültürel ve kişisel bir deneyim olarak da gördüğünü gösteriyor.
Sevdiği için alanla, yatırım gözüyle alan arasında nasıl bir fark var sizce? Genç bir alıcı “Bu ileride değerlenir mi?” diye sorduğunda ne cevap veriyorsunuz?
Muse Contemporary: Bu iki alıcı arasında belirgin bir motivasyon farkı gözlemliyoruz. Geçmişte, özellikle genç kadın sanatçıların evlenerek üretimden çekilebileceği yönündeki önyargılar yüzünden bazı alıcıların tereddüt yaşadığına sıkça tanık olduk. Ancak bugün bilinçli genç koleksiyonerlerde farklı bir yaklaşım öne çıkıyor. Bu alıcılar için genç sanatçıların eserlerini edinmenin temel motivasyonu, eserden estetik ve entelektüel haz almak. “Bu eser ileride değerlenir mi?” sorusu ise daha ikincil hale geliyor.
İnsanlar canlı görmedikleri bir işi ekrandan satın alıyor. Bu güveni nasıl kuruyorsunuz? Dijitalin sanatla ilişkisinde neyi kazanıp neyi kaybediyoruz?
offgrid art project: Bu güvenin temelinde, fiziksel bir galeriye sahip olmamız ve sanat ekosisteminin aktif bir parçası olarak faaliyet göstermemiz yatıyor. Düzenli sergi programımız, katıldığımız fuarlar ve sanatçılarla doğrudan kurduğumuz iş birlikleri, bizi yalnız çevrimiçi faaliyet gösteren platformlardan ayırıyor. Eserleri doğrudan sanatçılarından temin ediyor, özgünlükleri konusunda kurumsal güvence veriyoruz. Elbette bir eseri ekrandan deneyimlemek, onun karşısında durmanın etkisini birebir karşılamıyor; ölçek, doku ve mekânla kurduğu ilişki fiziksel deneyimin önemli bir parçası. Ancak yüksek kaliteli görseller, kapsamlı eser bilgileri ve şeffaf bir iletişim süreciyle bu mesafeyi olabildiğince azaltmaya çalışıyoruz. Dijital erişim sayesinde ise farklı şehir ve ülkelerdeki koleksiyonerlere ulaşıyor, sanata erişimin önündeki coğrafi sınırları büyük ölçüde ortadan kaldırabiliyoruz.
Son olarak, theMagger.com okurları arasında ilk kez bir eser alarak kendi koleksiyonunu başlatmak isteyen birine, bütçesinden bağımsız olarak vereceğiniz altın tavsiye ne olurdu?
Muse Contemporary: En önemli tavsiyem, “yatırım” kelimesinden önce “bağ kurma” fikrine odaklanması olurdu. Bir eseri değer kazanma ihtimaliyle değil; size ne hissettirdiği, hangi hikâyeyi anlattığı ve yaşam alanınızda nasıl bir yer edineceği üzerinden değerlendirin. Koleksiyonculuk tek bir büyük alımla değil, zaman içinde gelişen bir merak ve keşif süreciyle başlar. Müzeleri, galerileri, fuarları gezin; sanatçının pratiğini ve eserin arkasındaki düşünceyi anlamaya çalışın. İlk eserinizin “doğru” eser olmasından çok, sizin için anlam taşıması önemli. Çünkü iyi bir koleksiyon, fiyatlardan önce kişisel bir bakışın ve estetik hafızanın yansımasıdır.
offgrid art project: Acele etmemelerini öneririm. Bir koleksiyon oluşturmak, bütçeden çok merak, araştırma ve zaman ayırmakla ilgili. Önce kişinin kendi ilgisini çeken sanatçıları, konuları ve teknikleri keşfetmesi önemli. Satın alma tarafında ise küçük ve orta ölçekli eserlerle başlamak daha sağlıklı olabilir; zaman içinde beğeniler değişebiliyor, o yüzden ilk alımlarda acele etmemek gerekiyor. Sergileri, fuarları ve müzeleri gezmek, sanat üzerine okumak ve farklı üretimleri takip etmek de koleksiyonculuğun en keyifli yanlarından biri.
*** İki galeri de aynı cümlede buluşuyor; önce bağ, sonra değer. Sanat hediye edenleriniz çok olsun.
Kapak Fotoğrafı: i.pinimg.com
İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Shiva Zahed ile Röportaj
Sümeyra Gümrah 











Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!