Geçtiğimiz hafta Amerikan Rüyası’nın en yoğun yaşandığı, dünyada sanatın ve finansın kalbinin attığı şehir, ismini iki kere söylemenin adetten olduğu, “Büyük Elma” New York’taydım. Empire State, Broadway, Central Park bir yana, on günlük seyahatin ilk beş gününü turistik geçirdikten sonra beş günlüğüne de olsa gerçek bir New Yorker gibi şehrin tadını çıkarmak gerçekten de unutulmayacak bir deneyimdi.

Sonunda meşhur “Büyük Elma”dan ben de bir ısırık aldım. Kabul edelim ki New York, turistik bir pazarlama harikası, başlıbaşına bir popüler kültür öğesi. Elbette tüm o turistik dünyanın yanında şehrin bir o kadar da kendine has bir yaşam ritmi var. Tabii ki New York gibi bir Jungle için on gün herşeyi deneyimlemeye ve anlatmaya yetmiyor ama yine de size NY’un benim için EN’lerinden bahsedebilirim.

En Enteresan Mekan:

Hiç bilmediğiniz bir şehirde tanıdıklarınızın olması büyük şans. Çünkü onlar şehrin en turistik olmayan ve gizli kalmış yerlerini bilirler ve sizi de zevkle götürürler. Bir süre önce evlenip NY’a yerleşen bir arkadaşım sizi Please Don’t Tell adlı gizli bir bara götürelim dediğinde barın kelimenin gerçek anlamıyla gizli olduğunu hiç düşünmemiştik. East Village Bölgesi, St Marks Sokak, 113 numarada bulunan barın kendi girişi ve tabelası yok. Bara giriş yandaki Crif Dogs adlı fastfoodcunun içindeki önünde ankesörlü telefon kabini olan gizli kapıdan. Hadi barı buldunuz giriş de hiç kolay değil. Önceden telefonla arayıp rezervasyon yapmanız değil resmen randevu almanız gerekiyor. Çünkü herkesin bir giriş saati var. Barda istediğiniz kadar kalamıyorsunuz size verilen saatte kapıda olup ankesörlü telefondan arıyor ve geldiğinizi söylüyorsunuz. Peki tüm bu çılgın uğraş sonrası bar çok mu matah? Hayır değil ama içeri girmesi bile başlıbaşına bir macera. Burası yapılan yorumlara göre kokteylleri ile ünlüymüş diye biz de çeşit çeşit kokteyl denedik. Gerçekten güzellerdi. Ayrıca acıkırsanız barın garsonuna mekanın komşusu fastfoodçudan da bir şeyler sipariş verebiliyorsunuz.

20151025_225806

En Lezizler:

NY’ta müthiş bir DELI kültürü var. Her köşe başında çeşit çeşit büfeler bizdeki dönerciler gibi iyi iş yapıyor. Buralarda meşhur zincir fastfoodçuları sollayacak lezzette sandviçler, bagellar, hamburgerler yiyebiliyorsunuz. Bir numara hangisiydi derseniz açık ara Katz’s Delicatessen derim. 1888’de açılan mekan o zamandan beri hem NY’luların hem de turistlerin akınına uğruyormuş. Biz de gittik Katz’s ın spesyali Pastrami Sandwich’i denedik.

Katz's Deli- Pastrami Sandwich

Eti özel süreçlerden geçirerek yumuşacık ve sulu kalmasını sağlıyorlarmış. Hayatımda yediğim en güzel sıcak sandviçti diyebilirim. Katz’s Deli, Lower East Side bölgesinde, East Houston Caddesi, 205 numarada. F treni ile Avenue 2 metro durağına 5dk yürüme mesafesinde.

Katz’s Deli’nin bir sokak paralelindeki Il Laboratorio del Gelato adlı dondurmacıda yediğim dondurma da sanırım hayatımda yediğim en güzel dondurma olabilir. Buraya yolda rastladığımız ve Katz’s Deli’nin yerini sorduğumuz iki yaşlı amcanın tavsiyesi ile geldik. Dondurma için şehrin en iyisi dediler ve bizi anında ikna ettiler. Onlarca çeşit içinden seçim yapmak zor, iki top alıp üçüncü bir topa hayır diyebilmek daha da zor.

Türkiye’de uzakdoğu mutfağı ne kadar pahalıysa burada bir o kadar ucuz. Her ne kadar salaş bir mekan olsa da Chinatown bölgesinde Eldrige Sokak’taki Vanessa’s Dumplings’de yedi doların hakkını fazlasıyla veren şeyler yedik: Özel ekmekli iki ördekli sandviç ve dört adet Çin mantısı.

Bonus: Viski ve turşu suyunun bu kadar güzel bir ikili olabileceğini de NY’ta öğrendim. Pickleback isimli viski-turşu suyu shot, tuz-limon-tekila üçlüsünü sollayacak cinsten. Aslen Brooklyn çıkışlı olan Pickleback, Manhattan’daki barlarda da kolaylıkla bulunabiliyor.

En Doğru Karar:

Verdiğim en doğru karar, metroyla 45 dakika uzaklıktaki Coney Island’a gitmekti. Burası Brooklyn’in en güney ucunda okyanusa kıyısı olan bir eğlence yarımadası. 1900’lü yılların başında kurulan ve o zamanlardan beri NY’luların eğlence kaçamağı yeri olan Coney Island’ın o eski zamanlarından kalma vintage havası hala yerinde. Rengarenk tenteleri, dönme dolaptan roller coasterların atası Cyclone’a lunapark klasikleri, dünyaca meşhur hotdog’cu Nathan’s ın ilk şubesi gibi lunapark lezzetlerini bulabileceğiniz ayaküstü atıştırmalık yerleri ile Coney Island, hazır NY’a gelmişken gökdelenlerden bir günlüğüne kaçıp gidilesi bir yer. Ben buranın adını ilk kez Patti Smith’in Çoluk Çocuk kitabında duymuştum. Patti ve büyük aşkı Robert hafta sonu kaçamağı olarak sık sık Coney Island’a gidiyordu. Gerçekten de okyanus kıyısı, kumsal, martılar, Nathan’s’dan sosisli derken zaman çabucak geçiyor.

Coney Island

Maalesef mevsim nedeniyle Coney Island’ın en büyük olayı eğlence parkı biz gittiğimizde kapalıydı fakat parkın kapalı hali bile bu kadar güzelken açıkkenki halini siz düşünün. Coney Island’a gelmek için turuncu D-F veya sarı hat N-Q metroları Brooklyn yönüne binmeniz yeterli. Bindiğiniz durağa bağlı bazı aktarmalar yapmanız gerekebilir ama en nihayetinde Coney Island son durak.

Processed with VSCO

En Şiddetli Tavsiye:

NY’tan en şiddetle tavsiyem de Manhattan kadar Brooklyn’e de zaman ayırmanız, hatta buranın hakkını daha iyi vermek için Brooklyn’de konaklamanız. Peki neden mi? İşte size birkaç cevap:

1. Brooklyn için sokağın kalbinin attığı yer diyebiliriz. Belki bir iki sene öncesine kadar Manhattan’ın banliyösü diyebileceğimiz bölge, şimdilerde öğrencilerin, hipster New Yorklularların, alternatif mekan avcılarının en taze uğrak yeri.

2. Kesinlikle konaklama, yeme-içme ve gece hayatı bakımından Manhattan’a göre çok daha uygun. Hatta Manhattan’da vasat bir restoranda harcadığınız para ile burada çok yaratıcı ve lezzetli şeyler bulabiliyorsunuz. Konaklama içinse de Manhattan’da vasat bir otelde kalmak yerine airbnb’den çok konforlu ve sıcak bir ev yada oda kiralayabilir, kendinizi evinizde gibi hissedebilirsiniz. Şahsen biz bu opsiyonu tercih ettik ve çok da memnun kaldık.

Brooklyn

3. Belki NY’a gelenlerin yaptığı en klişe şey olabilir ama Brooklyn Köprüsü’nden yürüyerek geçmek yine de en etkileyici deneyimlerden. Ben şahsen Empire State’dense Brooklyn Köprüsü’nü Brooklyn-Manhattan yönünde yürümeyi daha etkileyici buldum.

20151023_135904

4. Burada devasa yüksek binaların arasında kayboluyormuşsunuz hissi yok. Mahalle ve sokak kültürü olduğu gibi kalmış. Grafittiler her yerde. En canlı mahalleler: Bedford, Williamsburg, Dumbo, Graham, Bushwick… Buralarda Manhattan’da bulamayacağınız birbirinden tatlı cafeler, bistrolar, barlar, restoranlar, publar var. Pazar brunch’ı için çok fazla seçenek, alışveriş için vintage mağazalar ve hafta sonları kurulan bit pazarları ve marketler var. Benim favorilerim brunch için: The Egg, Le Baricou, Sweet Chick. Akşam yemeği için: Five Leaves Burger, The Meatball Shop. Ayrıca tüm NY’un en iyi pizzalarını da yine Brooklyn’de bulabiliyorsunuz ve daha sonra okudum ki bu konuda Manhattan’lılar da hemfikirmiş. Ayrıca Manhattan’da kahve konusunda Starbucks hakimken Brooklyn, NY’un Karaköy’ü gibi. Çeşit çeşit cafe ve coffee houselar var. Hem de bitmeyen Starbucks kuyrukları da yok.

5. Nedense genellikle herkes Manhattan’ın içinden Manhattan manzarası görme çabasındadır. Bunun için en ideal rooftop barlar aranır ve günler öncesinden rezervasyonlar yaptırılır. Fakat aslında gerçek NY manzarası Brooklyn’in Manhattan’a bakan Dumbo gibi kıyı semtlerinden görünen NY siluetidir.

Processed with VSCO with kk1 preset

En “Keşke Türkiye’de de Olsa” Dedirten:

WholeFoods adlı zincir market. Çoğunlukla organic ürünler satan, diyet, vegan, paleo, clean olsun her türlü beslenme tipi için yüzlerce alternatif sunan, benim gibi “antinkuntin” şeyleri denemeyi sevenler için gerçek anlamda bir yiyecek-içecek cenneti. İsterseniz günlük yemekler çıkan devasa açık büfesinden hem orada yemelik hem de yanınıza almalık paketler yapabiliyorsunuz. NY’tan üstüme başıma bir çöp almışlığım yok ama bu mağazalarda saatlerce vakit geçirmişliğim, elim kolum dolu çıkmışlığım var. Burası keşke Türkiye’de de olsa dediğim tek yer oldu.

En Popüler:

Öğrendik ki son zamanların en popüler yerleri Meatpacking District ve Chelsea Bölgeleriymiş. Hem turistik olup aynı zamanda da tuhaf bir şekilde sakin olan bu bölgelerde birbirinden güzel cafeler, restoranlar, publar var. Özellikle Meatpacking-Chelsea arasındaki eski bir metro hattının tamamen kapatılıp kamusal alana dönüştürülmesi (yani High Line) fikrine bayıldık. Chelsea sokaklarına ve kıyısına hakim hat boyunca yürümek, içinde yüzlerce tasarım ürün ve yeme-içme alternatifi bulabileceğiniz Chelsea Market’te vakit geçirmek, PHD Terrace’ta Empire State’e karşı Manhattan’ın ışıklı manzarasını seyretmek hemen favorilerim arasına girdi.

PHD Terrace Manzarası

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?