One Battle After Another: İdeolojilerin Yarattığı Kaos
One Battle After Another, Paul Thomas Anderson’ın en iddialı işlerinden biri. Film, devrimci geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan bir adamın hikayesini hem politik hem kişisel bir çerçevede anlatıyor. Siyasi hesaplaşmalar, aile bağları ve kişisel pişmanlıklar iç içe geçiyor. Başrollerde Leonardo DiCaprio, Sean Penn, Chase Infiniti ve Teyana Taylor gibi güçlü isimler var ve her biri karakterine bambaşka derinlikler katıyor. Filmin ufak bir falsosu olan uzun süresi, bazen izleyicisini yorsa da yine de finale kadar sürükleme konusunda sıkıntı yaşamıyor. PTA tam anlamıyla günümüz ABD’sinin çelişkilerine ayna tutuyor. Ari Aster’in Eddington ile yapamadıklarını yapıyor gibi bir durum söz konusu. Vizyondayken izlenmeli diye düşünüyorum…

PTA’nın anlatısı ilk bakışta klasik bir yolculuk hikayesi gibi başlıyor ama film ilerledikçe daha parçalı bir yapıya bürünüyor. Zamanda sıçramalar, farklı karakter bakış açıları ve beklenmedik kesitler filmin temposunu dalgalı hale getiriyor bence. Bu tercihler, yer yer izleyicinin dikkatini test ediyor ama benim pek de ısınamadığım bir durumdu bu.
One Battle After Another’ı ilginç kılan en önemli nokta, ideolojik meseleleri yalnızca yavan sloganlar düzeyinde bırakmaması bence. Film, radikal fikirlerin gerçek hayatta nasıl bedeller doğurduğunu ve bu bedellerin bireylerin hayatında nasıl yankı bulduğunu sorguluyor. İdealler uğruna verilen mücadelenin her zaman kahramanca sonuçlar doğurmadığını, bazen kişisel yıkımlara yol açtığını açıkça gösteriyor. Bu da hikayeyi son derece insani bir düzleme taşıyor. Fakat şöyle bir gerçek de var. Bu filmin vizyon tarihi, Trump ABD’sinde yaratacağı yankı itibariyle PTA için onun hanesine büyük bir artı yazıyor. Başka bir dönemde aynı sükseyi yaratır mıydı bilemiyorum.

Filme dönersek, karakterlerin eylemleriyle inandıkları şeyler arasındaki gerilim, filmin dramatik omurgasını oluşturuyor. Filmin gücünü artıran en önemli unsurlardan biri olağanüstü oyuncu performansları. Leonardo DiCaprio, içsel çatışmalarla dolu karakterini büyük bir doğallıkla canlandırıyor ve seyirciyi onun zihinsel yolculuğuna ikna ediyor. Eskiden yangın bir devrimci olan bu adam artık paranoyak bir baba ve biz onun kaosuna son derece inanmış şekilde yola çıkıyoruz. Sean Penn’in sert ve otoriter figürü, hikayedeki politik gerilimi kızıştırıyor ama kendisi asla karikatürize hale gelmiyor. Hatta ve hatta filmdeki en iyi performans Penn’e ait bence. Teyana Taylor’ın enerjisi filmin ilk yarısını sırtlıyor. Yan karakterler de yüzeysel çizilmemiş; her biri hikayenin büyük resmine katkı sunan anlamlı bir yere sahip.
Teknik açıdan film, PTA hocanın ustalığını yine gözler önüne seriyor. Görüntü yönetimi geniş arazilerde dar mekanlardaki alengirli koşturmacalara kadar uzanan etkileyici bir görsel çeşitlilik sunuyor ve her sahne kendi tonunu taşıyor. Kullanılan ‘vistavision’ kameralar özellikle kovalama sahnesinde büyük fark yaratıyor, tüm sekans izlediğimden beri aklımdan çıkmıyor… Müzik ve ses tasarımı, hikayenin ritmini destekleyerek bazı sahnelerde gerilimi yükseltmiş, bazılarında ise bir dinginlik yaratıyor. Müzik kullanımı bu anlamda o kadar yoğun ki, biraz ne hissedeceğimiz konusunda didaktik hissettirebiliyor yer yer. Aksiyon sahneleri hiçbir zaman karakter gelişiminin önüne geçmiyor. Kurgu, karmaşık anlatıyı bir arada tutmayı başarıyor; bazı bölümlerde ritim bozulsa bile film bütünlüğünü koruyor. Teknik açıdan her şey, anlatının daha güçlü ve etkileyici hissedilmesi için titizlikle tasarlanmış görünüyor. Tam bir sinema filmi bileşenlerinden oluşuyor yani.

One Battle After Another, yılın en çok konuşulan yapımlarından biri olacak orası kesin. PTA, bu filmle birlikte sinemasını daha cesur ve tartışmalı bir alana taşıyor ve izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıyor. Kendisinin ödül sezonunda takınacağı politik tavrı da merakla bekliyorum. Film bittikten sonra bile aklınızda dönüp duran fikirler, sorular ve sahneler uzun süre sizinle kalacak. Bu anlamda da bittikten hemen sonra hakkında hissettiklerim, günler geçtikçe iyi anlamda pekişti. Umarım vizyonda izleme şansı bulursunuz.
Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.
Kapak Fotoğrafı: Warner Bros
İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den The Smashing Machine

Eralp Alper







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!