The Oscillating Revenge of the Background Instruments, kısaca ORBI, üç klasik müzisyen ve bir soul/blues/rock sanatçısından oluşuyor. Oda müziği stilini ve rock’ı bir araya getiren topluluk, cesur yaklaşımlarıyla, klasik enstrümanların bilinenin ötesindeki potansiyellerini ortaya çıkarıyor. Repertuvarları ise Gustav Mahler’den The Doors, Radiohead ve Ennio Morricone’ye kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Mahler ve Wagner’in geç romantik yapıtlarındaki epik, varoluşsal temalar ile bunların rock ve metal müzikteki yankıları ORBI’nin çarpıcı ve özgün müzik deneyiminin temellerini oluşturuyor. Topluluk bu dramatik mirası güncel temalarla harmanlayarak dinleyiciyi sıradışı bir yolculuğa çıkarıyor. Klasik müziğin zarafetiyle rock müziğin asi ruhunu aynı sahnede buluşturan, 13 Haziran akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu‘nda konser vermeye hazırlanan ORBI’nin müzikal derinliklerine dair merak ettiklerimi grup üyelerine sordum.

orbi-1
ORBI | Fotoğraf: ORBI Music

ORBI; Bram van Sambeek, Rick Stotijn, Sven Figee, Marijn Korff de Gidts isimlerinin bir araya gelmesinden oluşan bir grup. Rick Stotijn ve Bram van Sambeek, enstrümanlarında günümüzün en saygın isimleri arasında yer alan üst düzey müzisyenler. Sven Figee Hollanda’da “Hammond’un Lucky Luke’u” olarak tanınan ünlü bir sanatçı ve ayrıca Sven, Hammond Big Band ile Sven Hammond Soul projeleriyle televizyon programlarında sıkça yer almakta. Marijn Korff de Gidts ise kendi yolunu çizen, her türde özgün bir üsluba sahip çok yönlü bir perküsyoncu, davulcu ve multi-enstrümantalist. Sınır tanımayan oda müziği kolektifi ORBI, klasik enstrümanların “arka planda kalma” kaderine karşı isyanını notalara döküyor. Fagot, kontrbas, Hammond org ve perküsyonun önderliğinde, Mahler’den Metallica’ya, Wagner’den Radiohead’e uzanan bir program sunuyor konserlerinde. 13 Haziran’da CRR Konser Salonu’nda tanışma şansı bulabileceğiniz ORBI’nin müzikal derinliklerini grup üyelerine sordum.

whatsapp-image-2025-06-11-at-10-44-58
ORBI CRR Konser Salonu Afişi | Fotoğraf: CRR Konser Salonu

Sohbetin içine müzik girmeden önce biraz grup üyelerini tanımak isterim. Siz nasıl ruhlarsınız?

Bram van Sambeek: Birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz; daha önceki iş birliklerinden, aynı okulda okumuş olmaktan… Farklı müzikal geçmişlere sahibiz ama enstrümanlarımızı alışılmışın dışında bir ışıkla gösterebilme motivasyonu, bizi yenilik arayışında ve sevdiğimiz eserlerin yeni versiyonlarını, fikirlerini ve yorumlarını keşfetme yolunda bir arada tutuyor.Bu farklı geçmişlerin, Marijn van Prooijen’in yaratıcı düzenlemeleriyle birleşmesi sayesinde, her yeni eser, tını ya da tür denememizde bizi yeniden bilinmedik yerlere taşıyan bir yolculuk başlıyor.

ORBI isminin arka planında yatan hikâyeyi anlatabilir misin? Neden bu ismi seçtiniz? Bu isim müziğinizi nasıl biçimlendirdi?

Bram van Sambeek: Bu ifade hem mizahi hem de ciddi bir anlam taşıyor. Hepimizin solo kariyeri var ve bu bile çaldığımız enstrümanlar için başlı başına sıra dışı bir durum. Ancak biz, kontrbas, fagot, Hammond org ve perküsyonda düşünülenin çok ötesinde şeylerin mümkün olduğuna inanıyoruz. Bir araya gelerek enstrümanlarımızın hayal edebildiğimiz tüm yönlerini sergilemeye çalıştığımızda, çaldığımız her parça kendine özgü bir şeye dönüşüyor. Enstrümanlarımızın daha fazla görünürlük ve kendine güvenle, üzerlerine yapışmış klişe imajlardan sıyrılması gerekiyor.

Sanatsal açıdan bakıldığında, neden örneğin kontrbas solisti yerine keman solistinin yüz kat daha fazla sahneye çıkmasının mantıklı bir gerekçesi yok. Elbette kemanın geniş bir ‘altın repertuvarı’ var ve dinleyiciler bu eserleri tekrar tekrar duymak istiyor; bunu anlıyorum. Ama bu, programcıların, bestecilerin, vakıfların ve en önemlisi müzisyenlerin kendilerinin, göz ardı edilen enstrümanlar için daha fazla eser siparişi vermesi gerektiği anlamına geliyor.

youtube play youtube play

Klasik müziğin zarif sesiyle rock müziğin isyankar sesini buluşturan bir tarzınız var. İki ayrı türün sizin için ne ifade ediyor? Klasik müzik ve rock müzik gibi iki sıkı hayran kitlesine sahip müziği aynı sahnede seyirciyle buluşturmak fikri nereden ortaya çıktı? Müzik tutkunuza bu biçimde şekil vermek sizin için ne ifade ediyor?

Bram van Sambeek: Bu iki türü bir araya getirme fikri aslında çocukluk yıllarıma, 90’lardaki mixtape’lerime kadar uzanıyor. Mahler senfonilerini dinlemeye bayılırdım ama bazen, özellikle Mahler erkek çocuk korosuyla bim-bam gibi bölümler çalmaya başladığında, içimde bir yerlerde Metallica’dan Fight Fire with Fire’ı dinleme isteği belirirdi. Klasikle rock arasında gidip gelen o ruh hali zamanla bir müzik kimliğine dönüştü diyebilirim.

Şimdi sahnede yaptığımız şey, o dönem içimde büyüyen bu zıtlıkları bir arada yaşatma arzusunun canlı bir karşılığı. Epik yapılarla hızlı geçişler arasında salınan, klasik müziğin derinliğiyle rock müziğin enerjisini buluşturan eklektik bir program sunuyoruz. Bu yolculuğun izleyici için de en az bizim kadar heyecan verici olmasını umuyorum.

Repertuvar seçimlerinizde iki farklı müzik türünü nasıl bir uyum barındırmasına dikkat ediyorsunuz?

Bram van Sambeek: Repertuvarda seçtiğimiz parçalar ve bölümler, türleri ne kadar farklı olursa olsun aslında ortak temalarda buluşuyor: açgözlülük, ölüm ve yeniden doğuş gibi. Birçok eser çok epik bir atmosfer taşıyor ve bence rock grupları bu duyguyu yaratmak için zaten klasik müzikten oldukça ilham alıyor. Örneğin The Doors’un The End parçasında Mahler’in 1. Senfonisi’ne doğrudan göndermede bulunuyoruz. Radiohead ise zaten sınırları zorlayan bir grup; zaman zaman çağdaş klasik müziğe oldukça yakın işler üretiyorlar.

Grubumuzun perküsyon sanatçısı Marijn Korff de Gidts’in düzenlemesiyle çaldığımız Spectre parçası, Radiohead’in kendi yorumuna kıyasla çağdaş caz müziğine daha yakın tınlıyor. Tarzlar arasındaki bu akışkanlık, programı bizim için olduğu kadar dinleyici için de heyecan verici bir yolculuğa dönüştürüyor.

whatsapp-image-2025-06-11-at-10-54-12
ORBI | Fotoğraf: ORBI Music

Eser düzenlemelerinizde nasıl bir çalışma süreci gerçekleştiriyorsunuz?

Bram van Sambeek: Eser seçerken baştan itibaren düzenleyici bakış açısıyla dinliyorum. Dört müzisyen de hem melodi hem de bas çizgilerini çalabildiği için, bu partilerin özellikle ilginç ve çeşitlilik içermesi gerekiyor. Şu sıralar “The Age of Greed” (Açgözlülük Çağı) adını taşıyan ve bu yıl yayımlanacak ikinci albümümüz üzerine çalışıyoruz. Hem bu konsept albümde hem de sahne programımızda, insanlığın açgözlülükle nereye sürüklendiği sorusu temel tema olarak belirleyici oldu.

Bir eseri ORBI’ye özgü bir forma dönüştürürken grup içindeki görev dağılımını nasıl yapıyorsunuz?

Bram van Sambeek: Bu konuda çok şanslıyız çünkü elimizde Marijn van Prooijen gibi harika bir düzenleyici var. Hollanda’daki klasik müzik topluluklarının en çok çalışmak istediği isimlerden biri olabilir. Caz ve klasik müzik eğitimi almış olması ve aynı zamanda bir kontrbasçı olması, onu bizim grubumuz için ideal kılıyor. Genellikle çok iyi bir taslak hazırlıyor ama biz yine de parçaların formu ve içindeki rollerde değişiklikler yapıyoruz. Bu, onun bir hata yapmasından değil; grup olarak birlikte yaratıcı bir biçimlendirme sürecinden geçiyor olmamızdan kaynaklanıyor. Parçaları birbiriyle ilişkilendirmek, yeni bir teknik keşfetmek ya da bazen Marijn’in Muse şarkısındaki geleneksel çıngırak yerine daha uygun tınlayan bir eşik sesi bulması gibi ayrıntılar, bu sürecin bir parçası.

youtube play youtube play

Seyirciyi şaşırtan, beklenmedik unsurlar barındıran bir müziğiniz var. Sahnede seyirici ile nasıl bir etkileşim alanı yaratmak istiyorsunuz? Onların üzerinde nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?

Marijn Korff de Gidts: Müzikte şaşırtıcı ya da beklenmedik öğeler bizim için sadece sürpriz yaratmakla ilgili değil; aynı zamanda izleyiciyi kendi sınırlarının biraz dışına davet etmekle ilgili. Sahnede yaratmak istediğimiz etkileşim, dinleyicinin sadece müzikle değil, kendi algısıyla da karşılaşabileceği bir alan açmak.

Beklenmeyen bir düzenleme, alışılmadık bir geçiş ya da bir anlık sessizlik… Tüm bunlar, izleyiciyle kurduğumuz diyaloğun bir parçası. Onları şaşırtmak değil; birlikte bir bilinmezliğe adım atmak istiyoruz. Müziğin belki de en güçlü yanı bu; önce duygulara dokunması, sonra düşünceyi harekete geçirmesi. Biz sahnede etkileyici olmak için değil, açık bir alan yaratmak için varız. İçinde herkesin kendini yeniden duyabileceği, hatta belki de yeniden hatırlayabileceği bir alan.

İstanbul’da klasik müziğin mabedlerinden biri olan CRR’ Konser Salonu’nda konser vermeye hazırlanıyorsunuz. Nasıl bir akşam olacağını düşünüyorsunuz? Neler planladınız?

Marijn Korff de Gidts:  Programımız, klasik yapıların içinden doğan bir enerjiyi rock’ın yerle temas eden sesiyle, elektronik tınıların havadarlığıyla ve doğaçlamanın öngörülemezliğiyle birleştiriyor. O gece, yapıyla kaosun, gelenekle dönüşümün, tanıdıkla bilinmeyenin iç içe geçtiği, hem biz hem dinleyici için unutulmaz bir deneyim olmasını umuyoruz.

Kapak Fotoğrafı: ORBI

İlginizi çekebilir: Sümeyra Gümrah’tan Les Percussions de Strasbourg ile Röportaj