Roma’nın kalbinde yer alan Pantheon, yalnızca mimari bir başyapıt değil; adeta zaman, tanrılar ve insan arasındaki ilişkiye dair etkileyeci bir anlatıdır. Antik Roma döneminde inşa edilen bu yapı, kusursuz simetrisi, devasa kubbesi ve tavanındaki “oculus”u ile yüzyıllardır hayranlık uyandırıyor. Dışarıdan bakıldığında dev sütunlardan oluşan bir yapı gibi gözükse de içeriye adım attığınızda bambaşka bir duyguya giriyorsunuz. Pantheon’un mistik atmosferi, geçmişin ihtişamını günümüze taşırken, ilham verici duruşuyla yeni mekânlara da hayat vermeye devam ediyor. Bugün sizleri yakın zamanda Kuruçeşme’de açılan Pantheon İstanbul’a götürüyorum. Hazırsanız başlayayım!

20250319_naif_pantheon168712_v2
Pantheon İç Mekan | Fotoğraf: Pantheon 

Mekân Tasarımı: Modern Bir Pantheon

İşte bu kadim yapıdan ilhamla tasarlanan, Kuruçeşme’de bulunan ve ismini Pantheon’dan alan restoran, misafirlerine adeta bir zaman yolculuğu sunuyor. İçeri adım attığınız anda karşılaştığınız tavan dekorasyonu, sizi etkilemeyi başarıyor. Dijital baskı tekniğiyle hazırlanmış fresk benzeri görseller, elle çizilmiş kadar etkileyici ve gerçekçi duruyor. Her detayda mitolojik hikâyeler ve zamanın ötesinden sahneler canlanıyor. Kırmızı rengin hakim olduğu mekanda duvarlarda kullanılan gümüş aksesuarlar ortama başka bir hava katıyor. Ayrıca barok tarzda kullanılan aydınlatmalar, mekanın sofistike tasarımıyla beraber bambaşka bir algı yaratıyor.

Tavana yerleştirilen “oculus” ise mekânın merkezinde dikkat çekiyor. Bu yuvarlak açıklığa yerleştirilen NFT video enstalasyonu, sürekli değişen dijital sanat eserlerini sergileyerek klasik ile dijital çağ arasında etkileyici bir köprü kuruyor. Her an değişen görüntüler, mekâna bambaşka bir ruh katarken ziyaretçilerin gözünü tavandan ayıramadığı bir deneyim sağlıyor.

img_6221
İç Mekan | Fotoğraf: Pantheon

Ambiyans ve Deneyim

Bu restoran sadece yemek yenecek bir yer değil; bir ritüelin parçası. Mekanın kapısına geldiğinizde bir restoran havası yok. İçeri adım attığınızda da farklı bir ambiyansla karşılaşacağınızı anlıyorsunuz. Akşam saat 17.00’de kapılarını açan mekân, gece saat 04.00’e kadar hayat bulmaya devam ediyor. Saat 21.00’den itibaren ise DJ performansıyla atmosfer, adım adım başka bir boyuta evriliyor. Dress code uygulaması ise deneyimi bir üst seviyeye taşıyor. Ben mekana adım attığımda bir filmin sahnesindeymişim gibi hissettim. Çünkü şıklığın ve özenin hâkim olduğu bu ortamda, herkes birer karakter gibi duruyor. Aynı masada oturanlar yalnızca yemek paylaşmıyor; estetik, sanat ve zarafet dolu bir anın ortakları oluyor.

img_6208-2
Gambilya | Fotoğraf: Pantheon

Lezzetler

Pantheon’nun varolan menüsü şimdi Akdeniz’in taze ve yalın ruhunu yansıtan yeni lezzetlerle yeniden tasarlanmış. Yeni menü Şef Emir Kaan önderliğinde Şef Can Aras’ın danışmanlığı ile hazırlanmış. Menünün kapağında yazan şu sözlerle lezzetlere giriş yapmak istiyorum.

“Gecenin karanlığından Oculus’un ışığına açılan Pantheon’a, seçilmişlerin evine hoş geldiniz… Pantheon; hayatta her nefesin, her lezzetin, her yudumun, her melodinin güzelliğine ve zerafetine kapılıp gidenler için yaratıldı. Bırakın her şey kapılarımızın ardında kalsın”.

Yeni menüde, deniz ürünlerini ön plana çıkartmak istemişler. Soğuk başlangıçlardan, ana tabaklara uzanan bir lezzet yolculuğu… Menüde; Mercan Ceviche, Tataki Carpaccio, Deniz Mahsüllü Linguine gibi öne çıkan tatlar var.

Yemek deneyimim, etkileyici başlangıçlarla başladı. İlk olarak, orman meyveleri, renkli biberler ve közlenmiş mısırla harmanlanmış Mercan Ceviche, ferah ve canlı tatlarıyla gayet iyiydi. Ardından, avokadonun başrolde olduğu, üzerine file badem ve kamkat ile zenginleştirilmiş Gambilya favası servis edildi. Her iki tabağı da dengeli buldum.

img_6220-2
Panna Cotta | Fotoğraf: Pantheon

Ara sıcaklarda ise lime aioli tabanında sunulan, dışı çıtır içi yumuşak paella topları ve trüf mantarı ile lezzetlendirilmiş Arancini; ahtapot ve kalamardan oluşan deniz ürünleri tabağını lezzetli bulduğumu söylemeliyim. Salata olarak tercih ettiğim Panzanella, renkli domatesler, mozzarella, salatalık ve kıtır simit parçalarıyla hazırlanmış, yazın hafifliğini yansıtan dengeli bir seçenekti.

Ana yemeklere geldiğimizde, menünün deniz ürünleri odaklı yapısı dikkat çekiciydi. Badem kreması ve közlenmiş Ege otları eşliğinde sunulan ızgara levrek, zarif ve rafine bir lezzet sunarken; susamlı sosla harmanlanmış deniz börülcesi yatağında servis edilen mercan balığı da başka bir lezzetti. Finalde ise kırmızı meyveli Panna Cotta, yaz akşamlarının hafif ama etkileyici bir kapanışı olarak menüyü mükemmel şekilde tamamladı.

Pantheon benim için farklı bir deneyimdi. Siz de deneyimlemek isterseniz gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız şart! Hatta ön bilgilendirmeleri okumanızı öneririm. Şimdiden iyi eğlenceler ve afiyet olsun!

Kapak Fotoğrafı: Pantheon İstanbul

İlginizi çekebilir: İlke Tulunay’dan Arkestra Listening Room: İstanbul’da Michelin Ödüllü Jazz Kissa Deneyimi