Bazı gruplar vardır, onları sadece dinlemezsiniz; onlarla bir şehri, bir sokağı veya bir anıyı paylaşırsınız. Radiohead de benim için bu grupların başında geliyor. Kulaklığımdan Thom Yorke’un tekinsiz ama bir o kadar da şefkatli sesi yükseldiğinde; binalar biraz daha grileşiyor, sokak lambaları daha dramatik yanıyor ve İstanbul’un gürültüsü yerini dijital bir melankoliye bırakıyor. İstanbul, aslında devasa ve hiç bitmeyen bir Radiohead albümü gibi; bazen OK Computer kadar metalik ve yabancı bazen de In Rainbows kadar renkli, kırılgan ve bir o kadar çıplak. 

galata-kulesi-3
Galata Kulesi | Fotoğraf: Selinay Yüksel

Çoğu zaman görsel bir bombardıman altında yaşadığımız bu kaosun içinde, biraz kulak kabarttığımızda şehrin aslında kendi içinde uyumlu, distopik bir orkestra olduğunu fark ederiz. Bu kentsel senfonide; vapur düdükleri Thom Yorke’un uzayan vokallerine, dur-kalk trafiğin ritmi aksak davul vuruşlarına, kalabalığın uğultusu ise arkadan sızan o büyüleyici ambient seslere dönüşür.

Şehri bu frekansta dinlemeye başladığınızda, artık sadece sokaklarda yürümüyor; her biri farklı bir ruh halini temsil eden o meşhur albüm kapaklarının içinde yaşıyorsunuzdur. Zihninizdeki bu görsel eşleşme, bastığınız kaldırımları ve geçtiğiniz sokakları fiziksel birer mekan olmaktan çıkarıp devasa bir dekora dönüştürür. İstanbul artık yalnızca bir şehir değil; analog sokakların dijital bir melankoliyle mühürlendiği bir kayıt stüdyosudur.

Bu stüdyonun kapısını aralamak için ilk durağım; şehrin tüm o yüksek voltajlı gürültüsünü bir bıçak gibi kesen, sessizliğin hakim olduğu dar geçit oluyor.

İstiklal Caddesi: Postacılar Sokağı ve Everything in Its Right Place

İstiklal Caddesi’nin kalabalığından sapıp Postacılar Sokağı’nın sessizliğine adım attığınız an, adeta Kid A’in açılış parçası başlar: Everything in Its Right PlaceKulaklıktaki o hipnotik melodi, sanki bu sokağın yüksek duvarları ve birbirine bakan pencereleri için bestelenmiştir. Burada İstiklal’in o bitmek bilmeyen uğultusu aniden kesilir; yerini keskin gölgelere ve insanı içine çeken, somut bir sessizliğe bırakır.

postacilar-sokagi
Postacılar Sokağı | Fotoğraf: Selinay Yüksel

Thom Yorke’un buğulu sesi taş cephelerden yankılanırken; o meşhur “Yesterday I woke up sucking a lemon” dizesi, sokağın içe dönük sessizliğiyle birleşip sizi şehir alışkanlıklarınızdan bir anlığına koparır. Şarkının bu beklenmedik ve keskin çıkışı, tıpkı sokağın daralan yapısı gibi sizi dış dünyadan izole edip tamamen kendi iç sesinize odaklar.

Tam bu noktada “Everything in its right place” cümlesi sadece bir şarkı sözü olmaktan çıkar. Siz de her ayrıntısı özenle yerleştirilmiş bu anın yaşayan bir parçasına dönüşürsünüz

Tophane: Pyramid Song

Beyoğlu’ndan süzülüp Tophane’nin kıyısına vardığınızda, zamanın akışı aniden kırılır. Karaköy’ün modern hızıyla Tophane’nin köklü mahalle kültürü arasında yürürken, kulaklığınızda Pyramid Song’un huzurlu piyano vuruşları yankılanmaya başlar.

Bu şarkı bir melodi olmaktan öte, mekânı algılayışınızı değiştiren bir frekans gibidir; tıpkı Tophane’nin bir yanında akan o yeni nesil şehir temposu ile diğer yandaki dar sokakların sessizliği arasında asılı kalan o ‘araf’ hali gibi.

tophane-3
Tophane | Fotoğraf: Selinay Yüksel

Thom Yorke, “I jumped into the river and what did I see?” diye fısıldarken, mahalle aralarından süzülüp Boğaz’ın karanlık sularına bakarsınız. Şarkının yaylıları yükseldikçe, Tophane’nin o ağır havası yerini bir kabullenişe bırakır. Burası artık geçmişin mahalle sıcaklığıyla geleceğin modern vaatlerinin aynı saniyede çakıştığı bir duraktır. Ne geçmişin pişmanlığı ne de yarının kaygısı vardır; sadece piyano notaları ve sizin o zamansız nehrin içinde süzülüşünüz kalır.

Dolmabahçe’nin Ağaçlı Yolu: Subterranean Homesick Alien

Tophane’nin atmosferinden sıyrılıp denizi sağınıza alarak Dolmabahçe’ye doğru uzandığınızda, İstanbul bir anda kabuk değiştirir. Beşiktaş’ın yüksek voltajlı karmaşasına varmadan hemen önce, devasa çınarların ördüğü yeşil tünele girdiğinizde, zihninizdeki frekans yerini kozmik bir boşluğa bırakır.

Tam bu noktada kulaklığınızdan yükselen Subterranean Homesick Alien, yankılı gitar tınılarıyla çınarların arasından süzülen kesik ışık huzmelerini birleştirir. Bu şarkı, dünyayı bir uzay gemisinin penceresinden izlemek gibidir; olup bitene büyülenmiş ama bir o kadar da mesafeli bir yerden bakmanın marşıdır.

dolmabahcedeki-agacli-yol
Dolmabahçe’deki Ağaçlı Yol | Fotoğraf: Selinay Yüksel

Yorke, “I’d tell all my friends but they’d never believe me” diye fısıldarken, hemen yanınızdan akan trafiğe ve hiç bitmeyen bir acelesi olan insanlara bakarsınız. Artık şehrin telaşına kapılmış sıradan bir yaya değil, bu kentsel koreografiyi dışarıdan izleyen meraklı bir yabancısınızdır.

Kadıköy: Creep

Ağaçlı yolu geride bırakıp Beşiktaş’tan Kadıköy vapuruna bindiğinizde, denizle birlikte ruh haliniz de değişmeye başlar. Şehirle aranıza giren o mavi boşluk, sizi yavaş yavaş karşı kıyının karmaşasına hazırlar. Vapurdan indiğiniz an sizi karşılayan insan seli içinse tek bir şarkı vardır: Creep.

kadikoye-giden-vapur
Kadıköy Vapuru | Fotoğraf: Selinay Yüksel

Radiohead’in -bence- en çıplak şarkısı, Kadıköy’ün kaotik samimiyeti için yazılmış gibidir. Moda’ya uzanan sokakların gürültüsünde yürürken, o meşhur gitar patlaması başladığında semtin ışıkları biraz daha parlar; sanki her patlama, kalabalığın ortasında kendini bir weirdo gibi hisseden binlerce ruhun ortak çığlığıdır. 

Kadıköy’de Creep dinlemek; kalabalığın içinde yabancı kalmayı bir eksiklik değil bir kimlik gibi kabullenip şehrin gürültüsünde kendi dürüst sessizliğini yaratmaktır.

Şehrin Kapanış Sesi

Eğer bir gün İstanbul’u herhangi bir Radiohead albümü gibi yaşamak isterseniz; benim kişisel haritamdaki duraklar ve o durakların bende bıraktığı sesler bunlar.

Aslında İstanbul’u Radiohead gibi dinlemek, her sokağın altında yatan gizli duygusal katmanı keşfetmekten geçiyor. Şehir her gün farklı bir frekansta çalsa da, bazen kendi sesinizi duymak için sadece doğru şarkıyı ve doğru köşeyi seçmeniz yeterli.

gun-sonu
 İstanbul’da Gün Batımı | Fotoğraf: Selinay Yüksel

Günün sonunda, şehrin karmaşasından evime çekilme vaktim geldiğinde ise kulaklığımda tek bir melodi kalıyor: Exit Music (For a Film). Şarkının o ağır ağır yükselen finali eşliğinde şehri geride bırakırken kendi hayat filmimin jeneriğine eşlik ediyor ve günü en dürüst halimle kapatıyorum.

Belki de bu şehirde ne kadar alien hissedersek hissedelim, hepimiz kalabalığın içinden kendi şarkısıyla sıyrılan birer weirdo‘yuz.

Kapak Fotoğrafı: Selinay Yüksel

İlginizi çekebilir: Deniz Yılmaz Akman’dan Yazarların İstanbul’u