Geçtiğimiz ayın belki de en güzel haberleri, şu dijital çağın gerekleri nedeniyle aksi yöne giden eğilimlere rağmen, kaliteli içeriği basılı olarak karşımıza çıkaran yeni bir yayının doğumu oldu: Rave Mag. Özetle, birkaç yıldır online olarak müzik haberleri okuduğumuz, iyi röportajlar ve iyi incelemelerle dolu Rave Mag, “özgün içeriklerden oluşan dijital bir müzik kütüphanesi” olmayı hedeflemenin yanında şimdi de fiziksel kütüphanelere girmeye başlayacak.

Rave Mag’in kurucularından biri olan (diğerleri Ceyhun Erdem ve Kıvanç Pamukçu) ve Rave Mag Dergi’nin genel yayın yönetmeni Taner Turna’yla bu mutlu haberin ve yeni mottoları “Modern Müzik Atlası”nın etrafında dolanan, müzik dolu bir sohbet için buluştuk.

Cover3

Rave Mag Dergi, üç ayda bir yayınlanacak ve İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir’de, toplam 350’den fazla noktada ücretsiz olarak dağıtılacak. Neden ücretsiz derseniz cevap şöyle; “Bean Beat Bite* ve daha önce yaptığımız diğer etkinliker de ücretsizdi, dergi de aynı şekilde ücretsiz olsun dedik. Müziği daha erişilebilir kılalım, insanlar bize gelsin. Biraz da gerçekçi bir bakış açısı…

Malum, bugünlerde iyi ve kaliteli içeriğe imza atmak (ne yazık ki) yetmiyor, dijital ya da basılı fark etmeksizin onlarca platformun bulunduğu, herkesin içerik ürettiği bir devirde okuyucuyu öncelikle tasarımla çekebiliyor olmak şart. Rave Mag Dergi de önce tasarımıyla, boyutlarıyla çekiyor sizi. “Son dönemde dergi boyutlarının gitgide küçüldüğünü ve öznelleştiğini gözlemledik.” diyor Taner ve ekip olarak özel bir boyutta, arşivlik, kitaplığa konulsun istedikleri bir dergi yaratmak üzere yola çıktıklarını söylüyor. Tasarım ekibi (Emre Kalemtaş, Emel Karadeniz, Eda Gündüz) her sayfada içerikle uyum içinde, yer yer oyuncaklı ve albenili, fakat asla içeriğin önüne geçmeyen bir tasarımla tamamlamış Rave Mag’i. Dergideki hemen hemen her yazı ve röportajın giriş sayfası bir afiş formatında tasarlanmış. Birçok sayfada alıştığınız okuma şekline müdahale eden, sizi yönlendiren tasarım oyunları var. Daha çok geometrik tasarımlar hakim. Kısacası, sadece içeriği değil, tasarımları nedeniyle de arşivlemek isteyeceğiniz bir dergi çıkmış ortaya. Belki de bu yüzden, (maalesef katılamadığım) 20 Nisan akşamı Salon’da gerçekleşen lansmanın üzerinden henüz bir hafta geçmesine rağmen İstanbul’da dağıtım yapıldığını bildiğim hiçbir mekanda dergiye ulaşamadım. (Meraklanmayın, üç ay boyunca derginin dağıtımı birkaç kez yinelenecek ve bu ava kendinizi hazır hissetmiyorsanız dergiye buradan abone de olabiliyorsunuz.)

3

Dergiye Taner’le buluşmamızın öncesinde ulaşamamış olmamın bir şanssızlık değil şans olduğunu sonradan anladım. Onun büyük bir tutkuyla anlattığı sayfaları ilk kez onun söyledikleriyle beraber görüyor olmak ve her yazıyı, her röportajı ardındaki hikâyeyi dinledikten sonra okumuş olmak Rave Mag Dergi’yle tanışma anımızı bambaşka bir deneyime dönüştürdü. İşini bu kadar tutkuyla yapıyor olmanın ardında birçok sebep var tabii: Öncelikle derginin içerik ve tasarımını hazırlayan ekip dijitalde birlikte çalıştıkları, var olan ekip. Hedefledikleri kitle de dergiyi okuyacağını umdukları kitle de tanıdıkları hiç yabancı olmadıkları bir kitle: “5 senedir oluşturduğumuz takipçi kitlesi ne beklediğini biliyoruz ve dijitalden dolayı istatistik olarak anlamlandırabiliyoruz. Yazar kitlesinin ne çıkarabileceğini biliyoruz, var olan editörler online’daki editörler. Tasarım ekibi de öyle…” diyor Taner, “Teknoloji geliştikçe organik olan şeye ihtiyaç daha fazla artıyor. Türkiye’de müzik dergileri alttürler özelinde var. Caz dergisi var, klasik müzik dergisi var… Ama tam bir müzik dergisi göremiyorsun, bu bir ihtiyaç.

1

Rave Mag Dergi, bir “müzik ve alt-kültür dergisi”, çünkü müzik sadece müzik değil. Kapağı açıp da derginin içindekilere baktığınızda bunun ne demek olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. Evet, her yazıda, başrolde müzik var ama sinema da var, tasarım da var, bir müzik türünün evrildiği alt-kültüre dair notlar da var, şehir rehberleri de… İçerik olarak hedefledikleri, yapmak istedikleri şeyi en çok i-D, FACT Magazine, The Guardian’ın özel müzik makale serilerinin yansıttığını söylüyor Taner. Müziğin doğası gereği insanları işitsel olarak etkilemeye yönelik bir alan olduğunu, Rave Mag’in online versiyonunda video ve müzik paylaşma imkanı varken basılı bir yayında  bunun mümkün olmadığını hatırlattığımda ise şöyle cevap veriyor: “Derginin biraz da sana eline telefonu, bilgisayarı alıp açmaya teşvik etmesini, sadece bir müzik ya da video klip değil, örneğin bir albüm kapağı tasarımcısıyla ilgili bir yazı okuduktan sonra o tasarımcıya Instagram’da ulaşmaya teşvik etmesini sağlamaya çalışıyoruz. Öznel bir boyutta etkileşim yaratmaya çalışıyoruz. Tüm yazılarda giriş, gelişme sonuç var ama okuyanı daha fazlasını araştırmaya itecek bir pas da var.

4

Rave Mag Dergi’nin ilk sayısında 20 farklı içerik / yazı yer alıyor. Bunların bir kısmı röportaj ve portre yazıları gibi alışıldık kategorilerde sınıflandırılmış olsa da bir-iki sayı sonra Rave Mag Dergi dendiğinde akla geleceğine, onu farklılaştıracağına inandığım format ve yazı-dizileri de dikkat çekici. Bunlardan ilki The Future adını koydukları röportaj serisi; dijitaldeki “Keşif Sahnesi”ni dergiye bu şekilde taşımışlar. Taner, The Future’da birkaç yıl sonra “biz bu grubu yazmıştık!” demekten gurur duyacakları gruplara yer vermeye çalıştıklarını ve belki de önümüzdeki sezondan başlayarak bu başlığın bir konser serisine dönüşebileceğini söylüyor. İlk sayının The Future konukları ise Yussef Kamaal, Ot to Not to, Alexandra Savior ve Yellow Days. Diğer yandan konu ve sanatçı/grup seçimlerinin, bir müzik dergisinden fazlası olmak yönünde yapıldığı çok belli: Örneğin geçtiğimiz sezonun en popüler dizilerinden Stranger Things’e bayılanlar Survive’ı tanımasalar da röportajlarını okumak isteyecek, grime’ı bir müzik türü olarak severek dinleyenler This Is Grime röportajı sayesinde bu türün bir altkültürden evrilişin hikâyesini öğrenecekler.

Müzik Tarihini Etkileyen Şehirler, adı üzerinde, size dünyanın farklı köşelerini hiçbir seyahat blogu ya da dergisinde kolay kolay bulamayacağınız bir şekilde, tamamen müziğin etrafında dolandırarak gezdirecek bir diziye dönüşecek gibi; bu sayıda İrlanda’nın başkenti Dublin (Ayşe B. Tosun) ve İzlanda’nın başkenti Reykjavik (Joshua Kaan Tekin) var. “Modern Müzik Atlası” olmanın getirisi Music Map, müziğin alt-türlerini anlatıyor; bu sayıda Efe Gülay, Acid House’u yazmış. Sonra bir Back to Back var ki, dergiyi yan çevirmiş okurken, Artemis Günebakanlı ve Murat Kılıkçıer karşılıklı paslaşırken beyninizde bahsettikleri şarkıların çaldığını hissetmemek elde değil. Bunlar dışında ilk sayıda mutlaka okumanız gereken yazılar arasında, Ayşe B. Tosun’un en sevdiğim belgesel filmlerden Searching for Sugar Man’i anlattığı yazı, Merve Evirgen’in her zaman gülümseten üslubuyla ballandıra ballandıra anlattığı John Peel’in portre yazısı ve Barış Çağlayan’ın muhteşem bir formatta, önce hayal ettirdiği fotoğrafları sonra tüm gerçekliğiyle karşınıza çıkaran Muhsin Akgün röportajı var.

5

Yoğun ve tutkulu bir çalışmayla ortaya amaçlandığı gibi arşivlik bir sayı, muhteşem bir içerik çıkmış ve bunun henüz sadece bir başlangıç olduğunu bilmek mutluluk veriyor. Taner, derginin önümüzdeki sayılarıyla ve yeni sezonla birlikte konser serilerinden sergilere birçok yeniliğin de projelendirme aşamasında olduğunu söylüyor. Öyleyse biz de hem ikinci sayıyı hem de bu projeleri merakla bekliyoruz!

*Bean Beat Bite: Rave Mag ve NOW Happens işbirliğiyle iki yılldır farklı kahvecilerde devam eden, müzik ve kahveyi buluşturan pazar günü etkinliği.

 

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?