Elif Şengül’ün sergisine adım attığımda etraftaki pozitif enerjiyi hemen hissettim. Renklerle tanışmanın hissettirdiği mucizevi duygularla bana sımsıkı sarıldı, ilk tanıştığımızda. Bazen benim de içimden gelir, yapamam. Yapabilmek lazım. Belli ki yaptığı resimlerle beraber gelmiş bu içten hisler. İçtenliği, ona sorduğum soruların cevaplarına da yansımış bence..

Renklerle ilk tanıştığınız an hissettikleriniz ne oldu?

Çocukluğumdan beri renklere ve boyaya dokunmak beni çok heyecanlandırmıştır. Renklerle kendi hayatımı ve yaşanmışlıkları yansıtmak üzere tanıştığımda gerçek bir meditasyon etkisi hissettiğimi söyleyebilirim. Renkler beraberinde müziği, keyfi, özgürlüğü ve dengeyi getirdi daima hayatıma. Sözle dile gelemeyenin yansıtıldığı, kuralsız, özgür, kişisel bir iletişim kaynağı oldu benim için.

Bir tabloyu resmetmeye başladığınızda, onun neyin resmi olacağına hangi aşamada karar veriyorsunuz?

Bir tabloyu resmetmeye başlamadan bir fikir geliyor öncelikle aklıma, bu bir cümle veya bir kavram olabilir, daha sonra bu kavramın bendeki çağrışımlarını araştırıyorum, simgesel olarak bende uyandırdığı hisleri irdeliyorum. Fikren bir resim oluştuktan sonra aklımda, tuvalin başına geçiyorum ve kendimi tuvalin akışına bırakıyorum. Resmin ana fikri hayatımda gözlemlediğim veya hissettiğim duygu veya düşüncelerin bir yansıması oluyor, bu fikir oluştuktan sonra tuvalin başına geçerek bu hisleri renklerle ifade etmeye başlıyorum.

Bu resmi bitirdim diyebilmeniz için kafanızda belli unsurlar var mı?

Aslında hiçbir zaman bir resim bitmiyor, ama doğru anda terk etmeyi öğreniyorsunuz, ya da bu benim yaklaşımım diyebilirim. Kafamdaki bitiş baremi renklerin içime sinip sinmemesi ile doğru orantılı. Kimi zaman başladığım gibi bitebiliyor bir resim, son dokunuştan sonra daima bir iki gün boyunca resme uzaktan bakıyorum. Bu izleme süreci bazen bir ay sürebiliyor ve hiçbir fırça darbesi almadan bittiğine kanaat edebiliyorum. Benim için bir resmi bitirdiğimi düşündüğüm an onun aklımdaki fikri yansıttığına inandığım, içime sindiğini düşündüğüm andır.

Ruhen kendinizi en yakın hissettiğiniz sanatçı kim ve neden?

Frida Kahlo kendimi ruhen yakın hissettiğim bir sanatçı. Hayatının renkleri, uçlardaki hisleri, hayatla mücadelesi ve her ne olursa olsun kendi kuralları çerçevesinde hayatın ona sunduğu imkanları sonuna kadar değerlendirdiği yapısı bana daima ilham verici gelir. Çizgilerini beğendiğim, tarzını çok daha fazla kendime yakın hissettiğim sanatçılar mevcut elbette ancak kendime ruhen yakınlık özelinde değerlendirdiğimde bu isim Frida Kahlo. Kendi gerçeğinin resmini yapan dürüst ve şeffaf bir ruh. Ben de yaptığım resimlerde kendi gerçeğimi ve hislerimi yansıttığımı düşünüyorum.

Elif Şengül olarak, ruhunuzu beslemek için resim dışında neler yapıyorsunuz?

Gezmek ruhumu ve bedenimi canlandıran ve beni daima besleyen bir unsur olmuştur, farklı kültürleri ve insanları tanımak, onlarla iletişime girmek beni daima heyecanlandırır ve ruhumu tazeler. Ruhumu besleyen bir diğer unsur ise duyguların değişkenliği: uçlardaki hisler, acı, korku, hüzün, mutluluk, aşk, vb. Bu hisleri dinlemek, okumak, izlemek, gözlemlemek veya yaşamak. Bu hisleri hissetmek benim için çok değerli. Ruhumu dinlendirmek ve kendimle yalnız kalmak istediğimde ise kimi zaman yoga, kimi zaman yürüyüş, kimi zaman yüzme kendimi dinlediğim ve bu hisleri ve gözlemleri kendi süzgecimden geçirdiğim anlarım oluyor.

Bir gün mutlaka: Güney Amerika’ya gitmek istiyorum

Hayatımda hiçbir zaman: pişman olduğum bir an yaşamadım.

Belki bir gün: sevdiğim adam ve çocuğumla dünyayı gezme fırsatım olur.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?