Bu sezon birbirinden iyi oyunlar sahneleyen Bakırköy Belediye Tiyatroları’nı ikinci evimiz ilan ettik. Hal böyle olunca ne yapıp ettik ve bu kez de Seni Seviyorum Türkiye oyununa misafir olduk.

Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT), 21. İstanbul Tiyatro Festivali için sahnelediği Seni Seviyorum Türkiye ile bizden yine bir alkışı hak ediyor. Sadece festival için sahnede olacağını düşünmüş ve üzülmüştük ki, sezon boyunca da izlemeye devam edeceğimizi görünce keyfimiz yerine geldi. Zaten bu oyunu sadece festivalde izlemek yazık olurdu. Güzel haberin üstüne rotamızı bildiğimiz adrese, Bakırköy Belediye Tiyatroları’na çevirdik ve Seni Seviyorum Türkiye’yle tanışma şansına eriştik.

Oyun, bir çamaşırhanede bir araya gelen, her biri başka telden çalan beş kişinin yaşadıklarını anlatıyor. Biri hiç yıkanmamış, diğeri lohusa kafasında, bir diğeri televizyon şovmeni ruhunda, sondan bir önceki biraz daha normal görünümlü ama yine de başka bir alemde ve sonuncusu da çamaşırhanenin sahibi. Bu kadar farklı dünyanın insanı bir araya gelince, hepsinin ayrı değil aynı dünyanın daha doğrusu aynı memleketin insanı olduğunu anlıyoruz. Geçmiş deneyimleri, burada su yüzüne çıkan duygular ve olaylarla birleşince ülkemiz gerçekleri de bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Memleketimiz evlere şenlik, siyasal ve toplumsal düzen her gün ‘ancak bu ülkede olur’ dediğimiz olaylara gebe ve insanlar da değişen değerlerin kuşatması altında kalmışken, hep beraber ne yapacağımızı bilemiyoruz. Taksim çok değişti, aslında her semt çok değişti, taksiciler de dahil hiçbir şey eskisi gibi değil ama yapacak bir şey var mı diye sorgulamadan edemiyoruz. Göç edelim ama nasıl, kim bizi alır, hangi ülkeye ne şekilde kapağı atarız? Biz istiyoruz da bakalım onlar kabul ederler mi? Kapağı attık diyelim, alnımızın ortasına göçmen damgasını yemiş gibi bize baktıklarında ne yaparız? Sonuçta Çelik’in söylediği ve oyunda mırıldanıldığı gibi “Gitsem, gidemem; kalsam kalamam, şaştım bu işe…” Valla ateşteyiz biz, ateşte! Bu gerçeklerle boğuşurken, kendimizi kabul ettirme çabalarında içimiz acırken, acaba bir ümit var mıdır, güzel günler yakın mıdır diye düşünsek de ve her birimizin cevabı ayrı olsa da hepimizin birleştiği şöyle bir gerçek var: “Seni Seviyorum Türkiye!

Bunları izlerken, bir sahneden diğerine geçerken oyunun yazarı Ceren Ercan’a da “helal olsun” dedik. Hepimizin bildiği ama itiraf edemediği gerçekleri doksan dakika içinde gayet sade, kör gözüne parmağım demeden yazmış. Klasik bir oyun yapısında değil, biraz absürd, biraz fantastik öğelerle oyunu kurmuş. Espriler ve “ay evet, bir de böyle şeyler vardı, değil mi? “diye ortak noktada buluştuğumuz örneklerle hem iyi eğlendik hem de bazı gerçekleri ya sorguladık ya kabullendik. Ceren Ercan’ın, Köpeklerin İsyan Günü ve Gülce Uğurlu ile birlikte yazdığı İstenmeyen’deki başarısından sonra burada da kalemini biraz daha sivrilttiği görülüyor. Türkiye üçlemesinin diğer iki oyununu, sahneye yeni adımını atan “Berlin Zamanı” ile “Tahran Rüyası“ için bende şimdiden büyük bir sabırsızlık ve merak hakim.

Tiyatro Toy’da izleyebileceğiniz Berlin Zamanı‘ndan izlenimlerini Çağla Meknuze theMagger’da yazmıştı, buradan okuyabilirsiniz.


Oyunun yönetmeni Yelda Baskın ise doğru bir rejiyle bu görevin altından kalkmış. Bu kadar çok sahneyi, bilindik gerçekleri, klasik bir düzenden farklı bir formatta bize sunmasını ayrıca sevdik. Kıyafetlerin değiştirildiği bölümle ‘nasıl yani’ derken son sahnede oyunculara da “aman Allah’ım, ne oldu size!” diye söylenip durduk. Oyun bu kadar zor olmasına rağmen, izleme deneyimimiz de bir o kadar rahat gerçekleşti. Hareket düzeni Melih Kıraç’a ait ve sayesinde oyuncuların uyumu da en olabilecek şekilde sağlanmış. Sadece bazı sahnelerde geçiş biraz yavaş veya kopuktu ama yeni bir oyun olmasının etkisidir diye düşündüm.

Oyuncular Alican Yücesoy, Defne Şener Günay, İrem Sultan Cengiz, Emre Koç ve Damla Karaelmas Gökhan için alkış, alkış ve alkış! Her biri nevi şahsına münhasır karakterleri üzerinde taşımayı bilmişler. Beşinin de oyundaki ağırlığı aynı ve bu dengeyi sonuna kadar hiç dinmeyen bir enerjiyle sürdürmeyi başardılar. Kısaca “beşi bir yerde” değerinde bir oyunculuk söz konusu olmuş.

Sadete gelecek olursak, içimizi acıtan ülkemiz gerçekleriyle bizi yüzleştiren, gitmekle kalmak arasındaki köprüde yönümüzü seçme kararını bize bırakan ve ‘gitsek de, kalsak da o ülke bizim ülkemizdir’ dedirten Seni Seviyorum Türkiye kesinlikle izlenmeli ve izlettirilmeli. Bu oyuna ve memleket hallerine bu kez gerçekten seyirci kalın. Şimdiden iyi seyirler!

 

Daha fazla tiyatro oyunu önerisi için, Eda’nın 2017’nin En İyileri: Bu Yıl İzlediğim En İyi Tiyatro Oyunları listesine göz atabilirsiniz.

Fotoğraflar için Emre Mollaoğlu’na özel teşekkürlerimle…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?