Disiplinlerarası üretim pratiğinde hafıza, aidiyet ve zaman kavramlarını odağına alan Şüheda Karaosmanoğlu, kişisel bellek ile kolektif hafıza arasındaki bulanık bağların izini sürüyor. Resimden kolaja, cyanotype’tan yerleştirmeye uzanan üretimlerinde sıradan nesneleri ve kimliği belirsiz kişilerin anılarını yeni anlatılara dönüştürüyor. Karaosmanoğlu ile üretim pratiğini ve belleğin katmanlı yapısını konuştuk.

69c22c12-d317-4703-bb44-a9715f5cda46
Fotoğraf Kaynağı: Şüheda Karaosmanoğlu

Seni kısaca tanıyabilir miyiz? Üretim pratiğini ve seni besleyen temel meseleleri nasıl anlatırsın?

Ben Şüheda Karaosmanoğlu, resim öğretmeni ve disiplinlerarası çalışan bir sanatçıyım. Üretimlerimde resim, kolaj, baskıresim, cyanotype ve yerleştirme gibi farklı ifade biçimlerinden yararlanıyorum. Üretim pratiğim çoğunlukla dürtüsel karşılaşmalarla başlıyor. Nesnelere, olaylara, mekanlara ve ihtimallere karşı gelişen sezgisel ilgi, üretimin ilk hareketini oluşturuyor. Bu ilk dürtü zamanla araştırmaya, araştırma ise katmanlı bir üretim sürecine dönüşüyor.

Çalışmalarımın merkezinde hafıza, aidiyet ve zamanın bıraktığı izler yer alıyor. Özellikle kişisel hafızanın kolektif belleğe nasıl tutunduğunu, görünürde sıradan olan nesnelerin hangi hikayeleri taşıdığını ve zamanın katmanlarını araştırıyorum. Üretimlerimde tek bir anlatı kurmaktan ziyade, izleyicinin kendi belleğiyle ilişki kurabileceği açık bir düşünme alanı oluşturmayı önemsiyorum.

Bu serinin çıkış noktası olan fotoğraf albümüyle nasıl karşılaştın? O ilk karşılaşma anında seni üretmeye iten şey neydi?

Bu üretim sürecinin ilk parçası, İstanbul Modern’in Sanat Yolunda projesi kapsamında katıldığım Neriman Polat atölyesinde karşılaştığım eski fotoğraflarla başladı. Atölyede fotoğrafların yalnızca geçmişi belgeleyen nesneler olmadığını; hafızayı, zamanı ve görünmeyen hikayeleri taşıyan katmanlar olduğunu yeniden düşünmeye başladım.

Bu karşılaşmanın ardından bir sahafta tesadüfen eski bir fotoğraf albümü buldum. Albüm, hiç tanımadığım bir kadına aitti. Fotoğraflara baktıkça, bana tamamen yabancı hem de bir o kadar yakın olan izlerle karşılaştım. Beni etkileyen şey fotoğrafların gösterdiklerinden çok, artık söyleyemedikleriydi. Bir zamanlar büyük bir özenle saklanmış bu anılar, sahibinden koparak anonimleşmişti. Üretimim tam da bu noktada başladı. O kadının yerine konuşmaya ya da onun hikayesini yeniden kurmaya çalışmadım. Daha çok, onun anılarına olabildiğince yakın hissederek belleğin dönüşümü üzerine düşünmeye başladım. Benim için bu seri bir albümden değil; tesadüfi karşılaşmaların, dürtüsel bir merakın ve hafızanın peşinden gitme isteğinin doğal bir devamı olarak ortaya çıktı.

a939f346-903e-4593-aaf3-2abc64dbb99a
”Yüzyıllar Öncesinden” adlı çalışmanın üretim sürecinden. | Fotoğraf Kaynağı: Şüheda Karaosmanoğlu

Albümün sahibini hiç tanımıyor olmak üretim sürecini nasıl etkiledi? Bu anonimlik sana özgürlük mü verdi, yoksa etik bir sorgulamayı da beraberinde getirdi mi?

Aslında ikisini de beraberinde getirdi. Albümün sahibini tanımıyor olmak bana imgeleri yeniden düşünme özgürlüğü sağlarken, aynı zamanda bana ait olmayan bir hafızayla ilişki kurmanın etik sorumluluğunu da hissettirdi. Bu yüzden fotoğraflardaki boşlukları doldurmak yerine görünür bırakmayı tercih ettim. Amacım o kadının hikayesini yeniden yazmak değil, geriye kalan izlerin zaman içinde nasıl dönüştüğünü ve bugün bizde nasıl bir karşılık bulduğunu araştırmaktı.

Bir yabancının anısını sahiplenmeden onunla birlikte üretmek mümkün mü?

Bence mümkün. Çünkü burada amaç bir yaşam öyküsünü temsil etmek değil, hafızayla ilişki kurmak. Ben o kadının anısını değil, geride bıraktığı izleri takip ediyorum. Fotoğraflardaki boşluklar ve imgeler üzerinden yeni bir görsel anlatı kurarken, bir yabancının anısını sahiplenmekten çok belleğin dolaşıma girme ve dönüşme biçimini sorguluyorum.

img_4355-3
”Yüzyıllar Öncesinden” | Fotoğraf Kaynağı: Şüheda Karaosmanoğlu

İşlerinde sıkça gördüğümüz evler, ağaçlar, kutular ve katmanlı yerleştirmeler senin için neyi temsil ediyor? Bunlar kişisel semboller mi, yoksa izleyiciye açık bırakılmış imgeler mi?

Bu imgelerin her biri benim için belirli anlamlar taşıyor. Ev, aidiyeti ve hafızanın barındığı mekanı temsil ediyor. Ağaç ise benim için zamanın dikey hafızasını simgeliyor; kökleri geçmişe uzanırken gövdesinde kuşaklar boyunca taşınan katmanları barındırıyor. Kutular, saklanan, unutulan ya da korunmaya çalışılan anıları; katmanlı yerleştirmeler ise belleğin doğrusal değil, üst üste biriken ve sürekli dönüşen yapısını görünür kılıyor. Bu semboller benim düşünme biçimimin bir parçası olsa da tek bir anlam taşımalarını istemiyorum. İzleyicinin kendi deneyimleriyle bu imgelere yeni anlamlar yükleyebilmesini önemsiyorum.

İzleyicinin bu işlerden tek bir duyguyla ayrılmasını isteseydin, bunun ne olmasını isterdin?

Sanırım bu duygu “hatırlama” olurdu. Kendi geçmişini, ailesini ya da hiç yaşamadığını düşündüğü bir anıyı yeniden düşünme hali… Hafızanın yalnızca bireysel değil, başkalarının hikayeleriyle de örülen ortak bir alan olduğunu hissedebilmesini isterim.

img_4361-4
”Yüzyıllar Öncesinden” | Fotoğraf Kaynağı: Şüheda Karaosmanoğlu

Son olarak, şu sıralar üzerinde çalıştığın ya da yakın zamanda paylaşmayı planladığın yeni bir üretim var mı?

Şu sıralar yine hafıza, aidiyet ve zaman ekseninde yeni üretimler üzerine çalışıyorum. Eski fotoğraflarla başlayan araştırmamı bu kez doğa, nesneler ve mekanlar üzerinden genişletirken, üretimimi besleyen dürtüsel karşılaşmaların izini sürüyorum. Farklı malzemeleri bir araya getirerek hafızanın katmanlı yapısını görünür kılmaya devam ettiğim yeni bir seri üzerinde çalışıyorum. Bu süreç benim için en az ortaya çıkan iş kadar önemli. Bu nedenle yeni üretimlerim araştırma, karşılaşma ve dönüşümle birlikte şekillenmeye devam ediyor.

Kapak Fotoğrafı: Şüheda Karaosmanoğlu

İlginizi çekebilir: Esra Saruhan’dan Claire Arkas ile: “Göz Sözden Önce Gelir” Sergisi Üzerine