Kristoffer Borgli’nin yazıp yönettiği ve bağımsız sinema müptelalarının iyi bildiği A24 etiketiyle sinemaseverlerle buluşan The Drama (2026), modern romantizmin kırılganlığını absürd bir dille ele alıyor. Başrollerini Hollywood’un son yıllardaki (bence-) en dikkat çeken iki ismi Zendaya (Emma) ve Robert Pattinson’ın (Charlie) paylaştığı yapım, 3 Nisan 2026’da vizyona girmesiyle birlikte yılın en çok konuşulan işlerinden biri olmaya aday. Konusu da şöyle. Evlilik hazırlıkları yapan mutlu bir çiftin, düğünlerine günler kala ortaya çıkan karanlık bir sırla, beklenmedik şekilde sarsılması… Alana Haim (pek haz etmesem de) ve Mamoudou Athie gibi yan oyuncularıyla desteklenen kadrosuyla, romantik olacakmış gibi başlayan bir hikayeyi rahatsız edici bir keşfe dönüştürüyor.

Fotoğraf: The Drama

Bu film hakkında spoilersız konuşmak dünyanın en zor işi. O yüzde genel akış izleyenlerle sohbet şeklinde olacak… Şimdi filmin çok büyük bir sırra yaslandığını biliyordum izlerken fakat bunun ne olduğunu bilmiyordum tabii. Global çaptaki yorumların yayınlanmasıyla beraber elimden geldiğince kaçınmaya çalıştım. Bahsetmiş olduğum, filmde ortaya çıkan sırrın kendisi ise Amerikan gündemini daha çok meşgul eden bir olgu takdir edersiniz ki. O yüzden ben karakterlerin Emma’ya baktığı gözle bakmak yerine, ona daha farklı bir perspektiften yaklaştım ki zaten Charlie karakteri de biraz karikatürize bir yerden de olsa filmin sonuna doğru benim baktığım açıya doğru yol almaya başladı. Yan karakterlerde özellikle Alana Haim’in karakterinin Emma’ya yaklaşımı, kendisinin oyunculuğunu da sevmediğim için belki de bilmiyorum ama beni biraz rahatsız etti… 

Fotoğraf: The Drama

Zendaya’nın içe kapanık ve naif bir performans ortaya koyması filmin en güzel taraflarından biriydi. Acaba hala kafası gidik mi sorularını, objektif şekilde filmi izleyen birine sordurmadı. Bu acaba sorusunu hep Charlie’nin gördüğü absürt sanrılarda bulduk. Filmin komedisinin en iyi çalıştığı yerler de bunlardı. Emma’yı elinde silahla hayal ettiği anlar, filmin afişinde yüzüğünü gösterdiği fakat filmde birebir aynı karede elini Charlie’ye ateş eder gibi konumlandırdığı an, kahve kupası detayı. Bunların hepsinde ‘cheesy’ bir durum komedisi var ama hepsi de bir şekilde bu metne ve kurguya yakışıyor. O rahatsız edici mizahında üstten bir tavır, herkes anlamaz yaklaşımını görmemek bende bu hissi yaratıyor sanırım. Dümdüz hareket ediyor Borgli, aklından geçen ilk espriyi yapıyor. İncelikli olmayan mizahı da bir şekilde daha eforsuz ve komik hissettiriyor.

Fotoğraf: The Drama

Mesela düğün fotoğrafçısıyla olan sahnedeki “I’ll shoot your…” ile başlayan ve sonu gelmeyen o tirad. Bağıra çağıra gülmekten hafif utandığım ama bir daha izlesem muhtemelen bir daha aynı şiddetle patlayacağım yerler. Charlie’nin karakterinin geçirdiği dönüşüm ve yaşadığı bazı irili ufaklı katarsisler ise oldukça ilgimi çekti. Önce daha ters bir reaksiyon verirken, vakit geçtikçe onu anlamaya çalışması çok hoşuma gitti. Bu süreçte iradesini ve karar mekanizmasını yerle bir ederek son derece tehlikeli işlere kalkışmış olsa da, oralardan çıkan mizah da bende çalıştı. Karaktere üzülsem de ben kendi keyfime baktım bencilce…

Şimdi düşününce, ben çok fazla gülmüşüm bu filmde. Umarım siz de gülmüşsünüzdür. Zira sistem eleştirisi olarak ciddiye alacak bir tandansla okumaya çalıştığımda çok derinlikli bir iş olduğunu düşünemiyorum. Sakıncalı bir konuyu merkezine alıp oradan komedi çıkarma cesaretine sempati besliyorum gibi bir durum söz konusu galiba. Bu yazı benim filmle ilgili düşüncelerimi anlamaya çalıştığım uzun bir düşünce akışına iyice evrilmeden bitireyim ben. Sevgiler.

Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: The Drama

İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Project Hail Mary