Geride bıraktığımız yılın en iyi filmlerinden biri, belki de en iyisi olan The Favourite, Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un İngiliz kraliyetinin pek göz atılmamış sayfalarını çevirdiği bir dönem filmi. Olivia Colman, Rachel Weisz ve Emma Stone’un ayrılmaz bir bütüne dönüşen üçlü performanslarıyla bu film, türün kalıplarını, toplumsal normları ve beklentileri altüst eden, zevkle izlenen bir komedi.

the favourite

Yunan Yeni Dalgası ve Yorgos Lanthimos… Herhangi biriyle başladığınız bir konuşmayı diğerinden bahsetmeden sürdürmenin imkansız olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ülkemizde de kalabalık bir hayran kitlesi olan LanthimosKynodontas / Dogtooth ve Alpeis / Alps gibi filmlerinin ardından oyuncaklı, karanlık ve tuhaf özellikleriyle öne çıkan bu akımı daha evrensel bir noktaya taşımış, The Lobster ve The Killing of a Sacred Deer gibi İngilizce filmlerini yıldız oyuncularla doldurmasına rağmen kalitesinden ödün vermemişti. Lanthimos’un bu kez bir dönem filmi çekiyor olduğunu duyunca biraz endişelendiğimi itiraf etmeliyim: Yoksa, 2015’te The Lobster‘ın senaryosuyla Akademi’nin radarına girmeyi başaran Lanthimos, ödül sezonu için kendi tarzından ödün verdiği sipariş bir işe mi girişmişti? Cevap, hayır. Çünkü prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali‘nden Jüri Büyük Ödülü ve En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle (Colman) ayrılan The Favourite ödül sezonunun favorilerinden birine dönüştü dönüşmesine ama Lanthimos’un kıvrak zekası, ayrıksı üslubu ve sürükleyici hikaye anlatımı olduğu yerde duruyor.

the favourite

The Favourite 1702-1714 yılları arasında İngiltere, İskoçya ve İrlanda’ya hükmetmiş Kraliçe Anne‘in özel hayatına tanık ediyor bizi. Dönem, Fransa’yla savaşı, İngiltere ve İskoçya’nın birleşip Büyük Britanya adını alma kararını ve iki partili sistemin gelişimini de içine alan bir dönem olması adına önemli. Fakat ne kadar önemli olursa olsun, bu dönemde ülkeye hükmeden kraliçeyle ilgili bilgiler çok şaibeli. Çünkü 20. yüzyılın sonlarına kadar doğruluğu sorgulanmayan, kendisi hakkındaki tek kaynak, Marlborough Düşesi Lady Sarah‘nın anıları olmuş – ve kraliçenin çok yakın olduğu bilinen bu kadının yazdığı tüm satırlar, aslında intikam için yazılmış! İşte film, bu intikam arzusunu doğuran olayları, sarayda kapalı kapılar ardında neler döndüğünü göstermek amacıyla yola çıkıyor ve muhteşem bir komedi sunuyor.

the favourite

Kraliçe Anne’in sağ kolu diyebileceğimiz bir rolde karşımıza çıkıyor Lady Sarah (Rachel Weisz); kraliçenin tüm isteklerinin gerçekleşmesini sağlamak ve kraliçenin tüm kaprislerine katlanmak zorunda olmak, ona bir anlamda kraliçeyi manipüle etme ve devlet işlerine karışma ayrıcalığı sağlamış. Kraliçe Anne (Olivia Colman) ise huysuz, çocukça ve kaprisli biri; bir yandan da defalarca doğum yapmasına rağmen sağ bir çocuk dünyaya getirememiş olmanın verdiği çaresizlik ve duygusallık ruhuna işlemiş. Saray entrikalarının çarkları kusursuz bir şekilde döner, ikilinin dinamikleri her iki tarafın da memnun kaldığı şekilde işlerken, Abigail çıkageliyor. Sarayda aşağı bir pozisyonda işe yeni girmiş olmasına rağmen kısa sürede Kraliçe’nin dikkatini çekmeyi başaran Abigail (Emma Stone), akıllı, zeki, kurnaz ve bu özelliklerini saklayabilecek kadar sevimli ve alımlı bir genç kadın. Kraliçe Anne ve Lady Sarah’nın artık formaliteden eser kalmamış ilişkisi, bir anda denkleme dahil olan bu üçüncü kişiye yer bulmakta zorlanıyor. Kraliçe’nin gözdesi olabilmek için amansız bir mücadele içine giren iki hırslı kadın, entrikalar, oyunlar, yalanlar ve zekice hamlelerle birbirlerini alt etmeye çalışıyor, bu yolda her şeyi göze alıyorlar. Deborah Davis ve Tony McNamara‘nın senaryosu, tüm bu entrikalı hikayeyi bir kostümlü drama olarak değil, bir komedi olarak ele almayı seçerek en doğru kararı veriyor. Colman, Weisz ve Stone, çok katmanlı, çok iyi yazılmış bu üç ilginç karakteri layığıyla canlandırıyor, tüm diyalogları büyük bir doğallık ve yapmacık olmayan bir mizahla bize sunuyorlar.

the favourite

The Favourite, dönem filmlerinin çoğunlukla dramayla sınırlanan kalıplarının dışına çıkmakla kalmıyor, tarihi gerçeklere dayansın-dayanmasın birçok detayla ters köşeye yatırıyor. Hükümdarı (soyacağında erkek kalmadığı için, zorunluluktan) kadın olan erkek egemen bir toplumdaki erkek egemenliğini ayaklar altına alıyor senaristlerin ve yönetmenin seçimleri. 3 kadının başrolde olduğu bu hikayede erkekler sadece figüran, iple oynatılan kukla, emir eri, statü elde etmek için kullanılan araç ya da cinsel obje olarak karşımıza çıkıyor. Bugüne dek dönem filmlerinde defalarca rastladığımız klişelerin her birinin tersine döndükçe izlemesi ayrı bir keyif veriyor. Politik olaylar, ekonomi, sarayın dışında ne olduğu ya da tarihi gerçekler umrunuzda bile olmuyor izlerken. Çünkü Robbie Ryan’ın balık gözü filtresi sayesinde bir anahtar deliğinden izler gibi suçlu bir heyecanla izlediğimiz saray odalarının içinde olanlar, tarihin tozlu sayfalarında kalmış savaşların ve politikaların değil, çok daha güncel, çok daha evrensel kavgaların ve eşitsizliklerin derdinde: Kadın ve erkeği kalıplara sokan toplumsal cinsiyet normları ve otoritenin gücü karşısında ‘gözdelerin’ gelip geçiciliği…

the favourite

Üç oyuncusunun harikulade performanslarıyla zenginleşen The Favourite, prodüksiyon, kostüm ve makyaj tasarımı gibi teknik özellikleriyle de, barok esintili müzikleriyle de bir dönem filminden beklediğiniz her şeyi karşılıyor. Diğer yandan Yorgos Lanthimos, beklenenle yetinmiyor ve 21. yüzyılda hâlâ yaratıcı ve yenilikçi bir dönem filmi çekilebileceğini kanıtlıyor.

IMDb Puanı: 8.1/10

İlginizi çekebilir: Mert Tanöz’den The Killing of a Sacred Deer incelemesi

Emre Eminoğlu

Sinema, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Lanthimos’un önceki filmlerine de çok sevmiştim. Emma Stone faktörü de eklenince bu filmi 4 gözle bekliyorum :)

FAVORİ YAZILAR