The Habits: Betül Sertkaya'nın Sergisi Üzerine
“Düşünme alışkanlığı edinmeden, yaşama alışkanlığı ediniyoruz.” demiş Albert Camus. Betül Sertkaya’nın ilk kişisel sergisi The Habits, üretim eylemini gündelik yaşamın en temel reflekslerinden biri olarak ele alıyor. Daha önce solo sergi deneyimi yaşamamış genç sanatçılara alan açmayı amaçlayan Solo Project kapsamında Decollage Art Space’te gerçekleşen sergi, sanatçının üretim pratiğini ilk kez bu ölçekte görünür kılıyor.
“Yaşamak en köklü alışkanlığımızdır.” mottosuyla yola çıkan Sertkaya, kendi dünyasını en geniş haliyle izleyiciye sunuyor. Sanatçıya dair beni etkileyen noktalardan biri üretim pratiğini romantize etmek ya da ulaşılması güç bir yaratım eylemi olarak konumlandırmak yerine, üretmeyi nefes almak ya da su içmek kadar doğal ve gündelik bir alışkanlık olarak tanımlaması. Günümüzde sanat üretimi çoğu zaman ilham, deha ya da sıra dışılık üzerinden romantize edilirken Sertkaya’nın üretimi yaşamın sıradan ritmi içerisinde konumlandırması, serginin en samimi taraflarından biri olarak öne çıkıyor.
Bu yaklaşım, Merleau-Ponty’nin bedenin dünyayla kurduğu ilişkiyi alışkanlıklar ve tekrar eden pratikler üzerinden düşündüğü “alışkanlık bedeni” (habitual body) kavramını bana hatırlattı. Ona göre beden, dünyayı soyut bir zihinsel süreçle değil, tekrar eden deneyimler ve yerleşik pratikler aracılığıyla kavrıyor. Bu noktadan bakıldığında Sertkaya’nın üretimi de ayrıcalıklı bir “yaratım anı”ndan ziyade, yaşamın içinde süreklilik kazanan bir eylem olarak konumlanıyor ve gündelik olanla sanat arasındaki mesafeyi belirgin biçimde ortadan kaldırıyor.
Resim ve video çalışmalarının ağırlıkta olduğu sergide, sanatçının galeri duvarlarına doğrudan uyguladığı çizimlerle de karşılaşıyoruz. Sertkaya’nın multidisipliner üretim pratiği serginin farklı katmanlarında hissediliyor. Video işlerinden birinde duyduğumuz müzik de sanatçı tarafından bestelenmiş. Böylece izleyici sergiyi gezerken yalnızca görsel değil, işitsel olarak da sanatçının kurduğu dünyanın içinde hareket ediyor. Sergi boyunca dikkatimi çeken noktalardan bir diğeri de sanatçının üretimiyle yaşam biçimi arasındaki güçlü süreklilik oldu. Özgün giyim tarzı, makyajı ve genel duruşu, eserlerinde kurduğu görsel evrenle organik bir bütünlük oluşturuyor.
Bunun yanı sıra, galeriye girişte ziyaretçileri bir QR kod karşılıyor. Kod okutulduğunda izleyiciye çeşitli yönergeler sunuluyor ve bu yönlendirmeler sonucunda ziyaretçi, sergi mekânına kendi izini bırakma imkânı buluyor. Sertkaya’nın eserlerinde yer alan figür ve nesnelerden oluşan nokta birleştirme çizimlerini tamamlayan izleyiciler, ortaya çıkan görselleri galerinin diledikleri bir noktasına asabiliyor. Böylece sergi, birlikte üretilen bir deneyime dönüşüyor.
Kişisel olarak bu tür interaktif sergileri incelemekten büyük keyif alıyorum. Sanatçının üretimiyle izleyicinin zihninin kesiştiği noktada ortaya çıkan yeni anlam katmanları oldukça heyecan verici. Bunun en basit örneklerinden biri, Sertkaya’nın duvara resmettiği eli havada duran bir figürün parmağının ucunun üzerine bir ziyaretçi tarafından yerleştirilen yüzüktü. Sanatçının öngörmediği bu küçük müdahale, esere beklenmedik bir anlatı eklerken izleyicinin yüzünde de istemsiz bir tebessüm oluşturabiliyor.
Çizimlerin içerisindeki figür ve nesneler dikkatle incelendiğinde sanat tarihine yapılan göndermeler, popüler kültüre ait imgeler ve geçmişle bugünü aynı düzlemde buluşturan çok sayıda referansla karşılaşıyorsunuz. Dikkat çeken göndermelerden biri, Venüs figürünün klasik ikonografide olduğu gibi bir istiridye kabuğundan değil, bir çöp kutusunun içinden yükselirken resmedilmiş olması. Bu tür beklenmedik karşılaşmalar, eserlerdeki referans ağını zenginleştirirken izleyiciyi tanıdık imgeleri farklı bağlamlarda yeniden düşünmeye de davet ediyor. Yer yer hissedilen mizah ise bu anlatım dilinin doğal bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Serginin kendisinin yanı sıra, bu sergiyi mümkün kılan Solo Project gibi girişimlerin günümüz sanat ortamı açısından ayrı bir önem taşıdığını düşünüyorum. Bugün birçok sanatçı, üretimlerini görünür kılabilecek sergi alanlarına erişmekte zorlanıyor. Bu durum yalnızca eserlerin izleyiciyle buluşmasını engellemiyor; aynı zamanda pek çok nitelikli sanatçının, doğru zamanı ya da doğru fırsatı yakalayamadan üretim motivasyonunu kaybetmesine de neden olabiliyor.
Bu nedenle Solo Project gibi, henüz kişisel sergi deneyimi yaşamamış sanatçılara alan açan oluşumları oldukça kıymetli buluyorum. Keşke benzer inisiyatifler daha fazla galeri tarafından hayata geçirilse. Çünkü bu tür projeler işlerin sergilenmesinin yanı sıra sanatçılar ile sanat profesyonelleri arasında yeni ilişkiler kurulmasına da olanak sağlıyor.
Galeride düzenlenen söyleşide Nergis Abıyeva’nın da vurguladığı gibi, Solo Project’in en değerli yönlerinden biri farklı şehirlerde üretim yapan sanatçılar ile sanat profesyonelleri arasında yeni karşılaşmalara alan açması. Ankara’da üretimini sürdüren Betül Sertkaya’nın bu proje kapsamında İstanbul sanat çevresiyle daha yakın temas kurması, aynı zamanda İstanbul’daki sanat profesyonellerinin de kendi çevrelerinin dışında üretim yapan bir sanatçıyı yakından tanıma fırsatı bulması, projenin sağladığı bu karşılıklı etkileşimin önemli bir örneğini oluşturuyor. Bu karşılaşmaların, serginin kendisi kadar değerli olduğunu düşünüyorum. Sanat üretiminin yalnızca belirli şehirlerde görünür olabildiği bir düzende, farklı kentlerden sanatçıların aynı platformda buluşabilmesi ve yeni ağlar kurabilmesi, günümüz sanat ortamı için önemli bir ihtiyaç.
Bu çok katmanlı üretim pratiğini yakından deneyimlemek isterseniz The Habits, 30 Ağustos’a kadar Decollage Art Space’te sergiyi ziyaret edilebilirsiniz
Kapak Fotoğrafı: Furkan Yavuz
İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’ndan Yapım Aşamasında

İrem Müge Çok 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!