A24 yapımı The Smashing Machine (2025), efsane MMA güreşçisi Mark Kerr’in hayatını anlatan biyografik spor dramı. Yönetmen koltuğunda, filmin senaryosunu yazan ve kardeşi Josh Safdie ile yolları ayırıp tek başına yola devam eden Benny Safdie oturuyor. Başrollerde Dwayne Johnson (Kerr) ve Emily Blunt (Dawn Staples); yan rollerdeyse Ryan Bader (Mark Coleman), Bas Rutten ve Oleksandr Usyk yer alıyor. Film, 82. Venedik Film Festivalinde Ana Yarışma’da dünya prömiyerini yaptı ve Safdie’ye “En İyi Yönetmen” ödülüyle beraber Gümüş Aslan’ı getirdi; ardından TIFF’te Kuzey Amerika prömiyerini gerçekleştirdi. Süresi 123 dk; ABD’deki dağıtımı A24 üstleniyor. Bu senenin en flaş işlerinden biri olacağıysa kesin.

The Smashing Machine | Fotoğraf: Deadline

Safdie, hikayeyi 1997–2000 aralığındaki erken UFC atmosferine odaklıyor; başarı parıltısının hemen yanı başına opioid bağımlılığı, kimlik bunalımı ve spor endüstrisinin öğütücü gerçekliğini yerleştiriyor. Kaynak metin, John Hyams’ın 2002 tarihli belgeseli; film, o belgedeki kimi sahneleri ve duygusal eşikleri yeni bir dramatik kurgu içinde yeniden kuruyor. Böylece The Smashing Machine, klasik bir sporcu zirve/çöküş grafiği yerine; daha çok “kazanan” mitini tersyüz eden bir karakter incelemesi haline geliyor. Açıkçası Benny Safdie’den de böyle bir film bekliyordum ben kendi adıma. “Sıradan olanı bu şekilde anlatabilmek ve sinemasal anlamda maharetlerini gösterebilmek için elinden geleni yapmış.

Johnson’ın performansı, kariyerindeki aksiyon personası dışına çıkıp fiziksel transformasyon (protez dokunuşlar, MMA’ye özgü çalışma rutini) ve duygusal çıplaklıkla birleştiği bir dönüm noktası. Oyuncu, röportajlarında bu rolün onu “korkutan” ama aynı zamanda savunmasız taraflarına erişmesini sağladığını anlatıyor. Prömiyerlerden sonra ödül sezonu beklentisinin konuşulması boşuna değil. Zira cebinde ne var ne yok ortaya döküyor yetenek anlamında. 

Fotoğraf: A24

Blunt’ın Dawn Staples yorumu, kariyer hırsıyla kişisel yıkım arasına sıkışmış bir ilişkinin temsiline katkı sağlıyor; Johnson’la kurduğu gerilimli-kırılgan dinamik, filmin ritmini belirliyor. Ring dışında Kerr’in dünyasını tamamlayan Mark Coleman (Ryan Bader) ve Bas Rutten gibi gerçek figürlerin varlığı, MMA tarihine dokunan bir “yarı-belgesel doku” yaratıyor ama o belgesel havası filmin dramasından yemiyor hiç. Bence, Emily Blunt’ın perdede olduğu her an da filme artı yazıyor.

Benny Safdie, Uncut Gems’deki (ortak yönetmenlik tecrübesindeki) panik ritmini bire bir kopyalamak yerine, Maceo Bishop’ın kamerasıyla ter ve sessizlik arasında gidip gelen, nabız yerine nefes dinleyen bir form kuruyor. Kurguda da amaç adrenalini şişirmekten çok Kerr’in iç sesini dinlemeye yakın. Bu yaklaşım, filmi derinleştiriyor bence. Film boyunca kamerasını sürekli bir yerlere saklayan Safdie, oyunculara bu anlamda da bir rahatlık sağlamış. Dwayne Johnson röportajlarında özellikle bunu belirtiyor.

Fotoğraf: A24

The Smashing Machine, çizgisel spor filmi klişeleri şablonundan bilinçli olarak sapıyor diye düşünüyorum; Raging Bull, The Wrestler ve Foxcatcher hattında, bedenin kazandığı yerde ruhun kaybettiklerine bakıyor. Venedik’teki ivme ve TIFF yankısı, filmi sezonun “konuşulanları”na yazdı zaten; A24’ün vizyon stratejisiyle geniş kitleye ulaştığında, hem Johnson’ın filmografisinde hem de spor biyografileri rafında ayrı bir başlık açacağı açık. Sert, dürüst ve uzun süre akıldan çıkmayacak film.

Sinema dünyasına ve filmlere dair paylaşımlarıma Instagram üzerindeki film blogumdan (@atıptutuyorum) ulaşabilirsiniz.

Kapak Fotoğrafı: A24

İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’dan Sentimental Value