Bazı hikayeler gerçek olamayacak kadar inanılmaz geliyor insana. The Spy’ı izleyenler de bu şekilde düşüneceklerdir; çünkü, The Spy kurmaca bir dizi olsaydı “bu kadar da olmaz” diyebilirdik. Geçtiğimiz haftaya baktığım zaman “iyi ki izledim!” dediğim bu Netflix yapımı 6 bölümlük mini-dizi, İsrail’in “casusların tanrısı” olarak nitelendirdiği Mossad ajanı Eli Cohen’in, 1960’lı yıllarda Suriye’deki heyecan dolu casusluk dönemini anlatıyor.

Eli Cohen’in hikayesi gerçekten inanılmaz… O dönemde Suriye ile İsrail arasında yaşanan çatışmalardan huzursuz olan İsrail, Suriye ve planları hakkında daha fazla bilgi edinmesi gerektiğine karar veriyor ve Suriye’ye bir ajan göndermeyi planlıyor. Daha önce ülkesi İsrail adına çalışmak için Mossad’a 2 kez başvurup reddedilen Eli Cohen, Arapça konuşmayı bildiğinden ve daha uygun bir aday bulunamadığından bu görev için tekrar değerlendirilmeye alınıyor. Bunun üzerine işinden ayrılıp, ailesinden sakladığı 6 aylık bir eğitim sürecine giriyor.

6 aylık eğitimini tamamlayan ve Suriye’deki İsrail ajanı olmaya hak kazanan Eli, 1961 yılında Kamel Amin Thaabet adıyla Suriyeli zengin bir iş adamı kılığına girerek önce birçok Suriyeli’nin yaşadığı Arjantin’e gidiyor. Cesareti, karizması ve müthiş rol yeteneği sayesinde Arjantin’de katıldığı davetlerde Suriye’nin askeri ataşesi general Amin El-Hafız ile tanışmayı ve onu kısa sürede etkilemeyi başarıyor. El-Hafız’dan Suriye’ye taşınmak için referans mektubu alıyor ve Şam’da kendine çok şık bir daire tutarak casus hayatına başlıyor.

Burada iktidardaki ve ordudaki önemli isimlerle dostluklar kuruyor. Şam sosyetesinin en gözde kişileriyle yakınlaşıyor ve evinde verdiği partilerde içki içen üst düzey görevlilerden oldukça kritik siyasi bilgiler almaya başlıyor. Öğrendiklerinin hepsini Mossad’a aktaran Eli Cohen, bir süre sonra kurduğu yakın ilişkiler sayesinde Suriye-İsrail sınırını, Golan Tepeleri’ndeki Suriye üssünü geziyor. Burada İsrail’in kaderini etkileyecek kadar önemli bilgiler öğreniyor. Öyle ki bu seyahati, Eli Cohen’in casusluk görevinden sonra yaşanan 6 Gün Savaşları’nda bile İsrail’e müthiş yardımcı oluyor. Eli Cohen’e çok güvenen askerler, kendisinin seyahat boyunca sayısız fotoğraf çekmesine izin veriyorlar.

Aslında her şey yolunda giderken, Eli Cohen, Kamel karakterine o kadar derinden giriyor ki, rüyalarında bile Kamel’in hayatını görmeye başlıyor. Eli olarak karısına aşık olmasına, ailesine çok bağlı olmasına rağmen, Kamel’in hayatına çok alışıyor. Psikolojik olarak ciddi ikilemler yaşamaya başlıyor.

Önceki yıllarda “Borat” olarak akıllarımıza kazınan, The Dictator gibi filmlerle bizi güldürmeyi başaran Sacha Baron Cohen’in Eli Cohen rolünü nasıl üstleneceğini The Spy’a başlamadan önce çok merak ediyordum. Fikrimce, gerçekten iyi bir oyuncu olduğunu bu diziyle bence tam olarak kanıtladı. Dizi boyunca Cohen, gerektiği yerde Eli’ye, gerektiği yerde ise Kamel’e o kadar iyi dönüşüyor ki, sanki iki farklı kişi izliyoruz.

1960’lı yıllarda Suriye ve İsrail’de geçen The Spy, o dönemi başarılı bir şekilde yansıtıyor. Sahnelerdeki eşyalar, kostümler, kişiler… Hepsi beni şu andan alıp 6 saatliğine 1960’lı yılların Orta Doğusu’na götürdü. O dönemden, Eli Cohen’in hikayesinden ve Kamel Thaabet’ten çok etkilendim.

Dizi, fikrimce kurgu ve yönetmenlik olarak da gayet başarılı. İzlerken gözlerimi kapattığım, heyecandan yerimde duramadığım sahnelerin sayısı oldukça fazla. Zaten ajan olmadan önce İsrail’in Bat Yam kentinde kendi halinde bir memur olan ve oldukça mütevazi bir hayat süren Eli Cohen’in yaşadıkları o kadar etkileyici ki, The Spy’ın dizi olarak hayatına 1-0 önde başladığını söylemeliyim.

Dizinin kadrosunda ayrıca Game of Thrones’ta Doran Martell karakteriyle tanıdığımız Alexander Siddig ve The Truman Show severlerin Marlon olarak bildiği Noah Emmerich gibi kaliteli oyuncular da mevcut.

Sözün özü, The Spy öncelikle anlattığı inanılmaz etkileyici gerçek hikaye için, sonrasında da iyi kurgusu ve başarılı oyunculukları için izlenmeli. Bu diziden önce sadece “İsrail’in önemli gizli ajanı” olarak bildiğim Eli Cohen’i bu kadar yakından tanımak beni çok mutlu etti. İyi ki izledim. Siz de izleyin, sevdiklerinize tavsiye edin.

…Güzel filmler, diziler, iyi ki varlar. Hayatımızı güzelleştiriyorlar…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN