Başrolünde komedyen Seth Rogen’ın olduğu Apple TV+ dizisi The Studio, Hollywood’da film çekme sancıları çeken stüdyo başkanı Matt Remick’i takip ediyor. Pek çok ünlü oyuncunun, yönetmenin gerçek adıyla yer aldığı dizinin ilk bölümünde Martin Scorsese de yer aldı ve finalde Scorsese ağlatıldı!

j4nrxoheehnegmyofxusvxyalfh
The Studio Başrolleri | Fotoğraf: themoviedb.org

Pek çok sarkastik âna tanık olduğumuz The Studio, son yıllarda Hollywood’a “içerden bakma” tredinin bir parçası aslında. Babylon, Fabelmans gibi filmlerden sonra gelen The Studio, film çekme sürecinin hengamesinin tam ortasına atıyor bizi. Hareketli kamerası, proaktif oyunculukları ve sürekli değişen hikayesiyle adeta bizi başka bir boyuta ışınlıyor.

Dizinin en önemli ve mihenk taşı bölümünün “Feedback” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyle ki bu bölüm, stüdyo filmi ile auteur yönetmen filmi arasındaki temel ayrımın ne olduğunu net bir şekilde gösteren parçacıklarından oluşuyor ki bu parçalıklar Hollywood’un hem tarihine hem de bugününe ayna tutuyor.

klhwfmylil2rqatsigfpkcaoed1
The Studio | Fotoğraf: IMDb

Söz gelimi; 1930’lardan auteur yönetmen filmlerinin yükselişi olan 1990’lara kadar belli başlı yönetmenler haricinde yönetmenlerin Hollywood’da söz söyleme hakkı yoktu. Stüdyo ve stüdyo başkanının onayından geçen hikayeler; çekilir, her adımında denetlenir ve haya geçirilirdi. Bu sistemde yönetmen bir icracıdır ve bir  memur edasıyla filmi istenildiği çekilde çeker ve filmle olan bağı sona eder. Hollywood’da bu yönetmenlere “memur yönetmen” denilirdi.

Avrupa’da yükselen ve 1990’lardan itibaren Hollywood’da da etkisi gözlemlenen auteur yani yazar-yönetmen sisteminde ise yönetmen, filmini -bazen kişisel anılarından da hareketle- yazar, çeker ve hayata geçirir. Bu sistemde stüdyonun etkisi yok denecek kadar azdır. Söz konusu sistemde stüdyolar, yönetmeni istediği gibi yönlendiremediği ve batma riski olduğu için auteur yönetmenle çalışmak istemez. Auteur yönetmenler de her şeye müdehale edildiği için büyük stüdyolarla çalışmak istemez.

the_studio_photo_010108
Brayn Cranston ve Seth Rogen | Fotoğraf: Variety

İşte tam de bu yüzden Hollywood’da, özellikle içinden geçtiğimiz süreçte film yapmak tam bir doğum sancısı gibidir. Süper kahraman filmlerinin ömrünü tamamlaması, film çekim maliyetlerinin artması ve yaratıcılığın kısırlaşması, stüdyoları “batma riskiyle” baş başa olan auteur yönetmenlere mecbur bırakmış durumda. A24, Neon gibi auteur yönetmenlere alan açan “butik” bağımsız stüdyoların yükselişe geçmesiyle beraber de büyük stüdyolar büyük bir panik içinde.

Esasında Hollywood bu krizleri dönem dönem yaşar ve Avrupalı yönetmenleri transfer ederek bu sorunu bir süre bypass ederdi. Geldiğimiz nokta da ise Hollywood’u bu formül de kurtaramayacak gibi duruyor ki eski popüler filmleri yeniden çekme trendini başlattı.

the_studio_photo_010109
Martin Scorsese | Fotoğraf: Variety

Tüm bu atmosferde Seth Rogen, The Studio’da bu hengamenin arka planının portresini çiziyor bize. Memur yönetmenlerin, auteur yönetmen olma çabasıyla daha kişisel filmler çekmeye çalışırken stüdyodan red alması, Scorsese gibi dahi yönetmenlerin bile stüdyoların elinde “oyuncak” olması, yazarlar ve yönetmenler sanatı öncülleyen şekilde film yapmak isterken, stüdyoların salt parayı öncüllemeleri, film bütçeleri keyfi kısıtlanırken stüdyo başkanının özel üretim otomobiller alması gibi pek çok detay The Studio’yu müthiş bir dizi yapıyor. İzleyin, izlettirin!

Kapak Fotoğrafı: Apple

İlginizi çekebilir: Yaren Koyuncu’dan Ballard: Prime Video’nun Yeni Polisiyesi