Özgür sokak sanatının temsilcilerinden Tunç Dindaş veya hepimizin bildiği ismiyle Turbo, geçtiğimiz günlerde Kadıköy, Aksi’deydi. Ben de Turbo’nun #theirishspirit’ten beslenerek çizdiği graffitinin yaratım sürecini izlemek için oradaydım. Oldukça ilham verici bir deneyimdi. Bu yazımda o akşamdan notlarımı ve Tunç ile yaptığımız röportajı bulacaksınız.

Önceki yazılarımdan birinde İstanbul’da pek yakında sosyal, yaratıcı, özgürlüğüne düşkün ve cool #theirishspirit ruhunu bize hissettiren graffitilerle karşılaşacağımızı söylemiştim. Bu eğlenceli ruh, şehrin farklı semtlerinde duvarlara yansımaya başladı bile! İlk ayağı da efsanevi sokak sanatçılarından Turbo’nun elinden çıktı.

Aksi’nin Duvarında The Irish Spirit’i Görmek

Geçen akşam Kadıköy’deki Aksi’de, fazlasıyla etkileyici bir deneyim yaşadım. 80’lerden beri sokaklarda birbirinden renkli ve yaratıcı graffitilere imza atan Turbo oradaydı. Hava karardı, boyalar çıktı ve görsel şölen başladı. Graffiti çizme süreci başlamadan önce Turbo’nun taslak çizimlerini görme fırsatım olmuştu, dolayısıyla ne çizileceğini biliyordum. Ancak emin olun ki her adımını canlı canlı izlemek, çizgilerin ve renklerin bir araya gelişine bizzat tanık olmak çok farklı bir deneyim.

Bir fıçının üzerinde oturan, elindeki viski bardağını karşıya doğru uzatan Stormtrooper, yeşil ve sarı renklerinin de uyumuyla #theirishspirit’in çok doğru bir yansıması bana kalırsa. Şöyle söyleyeyim, graffiti tamamlandığında kafamı kaldırıp baktığımda, aynı anda pek çok duygu yaşadım. Graffitide bu ruhun vazgeçilmez unsurlarından biri olan İrlanda pub kültürünü görebildim, hatta kendimi bir anlığına da olsa Dublin’de hissettim. Viskinin benzersiz keyfini de tattım, cool olmanın ve özgürlüğün tanımını da gördüm, korkusuz ve cesur İrlandalıların yaratıcı ruhunu da!

Fikrimce, Türkiye’de sokak sanatı yapmak, hele İstanbul’da duvarlara graffitiler çizmek fazlasıyla özgür ruhlu olmayı gerektiren ve cesaret isteyen bir şey. İşte bu yüzden Turbo’nun Aksi Kadıköy’ün duvarına çizdiği graffiti bence #theirishspirit’i iyi yansıtıyor. Zaten bir yandan çizmeye devam ederken, bir yandan da yanında yer alan büyük fıçının üzerindeki viskisini yudumluyordu; yansıttığı ruhun içindeydi yani aynı zamanda!

Özetle, artık Aksi Kadıköy’ün duvarından geçerken kendinizi Dublin’de hissetmeniz mümkün. Turbo’nun #theirishspirit’ten ilham aldığı graffitisine farklı bir gözle bakmak için bir de bu yazımı okuyabilirsiniz.

Turbo ile Keyifli Bir Şöyleşi

İşte o akşam Turbo ile yaptığımız keyifli sohbet:

Kendini bize biraz tanıtır mısın? Nasıl başladı bu graffiti sevgisi?

İstanbul’da doğdum. Çocukluğumdan beridir resime merakım vardı. 80’lerin başında Break Dance ile tanıştım. Plak kapaklarında graffitiyi ilk kez gördüm ve dikkatimi çekti. Daha sonra “Beat Street” adlı filmi seyredince orada graffitinin ne olduğunu görüp, anladım. O dönemlerden beridir graffiyi bırakmadım. Yaptığım işlere hep graffitiyi de ekledim.

Aslında yaptığın iş çok cesaret gerektiriyor. Korkusuz olarak tanımlıyor musun kendini? Latince’de SineMetu/Without Fear diye bir lakap var, kendine bu lakabı yakıştırıyor musun?

Şu anda gerek gerek işim ve kişisel sorumluluklarım sebebiyle olabildiğince uslu durmak zorundayım. Ama her graffitici kendi seviyesine göre korkusuzdur!

#theirishspirit senin için ne ifade ediyor?

İrlanda ruhu! Hep karşımıza cesur, özgür bazen de çılgın olarak çıkıyor. Sanki graffiti bir kişi olsa İrlandalı olurdu… :)

Graffiti yaparken bu yaratıcı ruhtan, #theirishspirit’ten ne kadar besleniyorsun?

Graffiti,dediğim gibi, özgürdür. Çoğumuz birçok graffitimizi doğaçlama yaparız. O anki ruh halimiz, hislerimiz işimize yansır. Bu renklerle de olur, yaptığımız işin stiliyle de.

#theirishspirit’i sokaklarda görmeye başlıyoruz, ilk olarak da seninle başlıyoruz. Nasıl çıktı bu tasarım?

Ben iyi bir Star Wars hayranıyım. Aslında ilk üçlemenin hayranıyım desem daha doğru olur. O yüzden birçok işimde Star Wars dünyası ile alakalı görseller kullanıyorum. Bu sefer de Stormtrooper karakteri üzerine gitmek istedim. Onları nedense hep savaşır görüyoruz filmde. Bu sefer neden onlar da keyif yapmasın diye düşündüm.

Biraz genelden bahsedelim… Bu sorunun cevabını en iyi sen verebilirsin sanki. Türkiye’de graffiti kültürü nasıl oluştu, ne gibi süreçlerden geçti?

Graffiti kültürü 80’lerde Break Dance ile başlayamadı maalesef. Ben ve 1-2 kişi daha bir şeyler yapmaya çalıştı ama olmadı. O dönemlerdeki politik sorunlar vs yüzünden ciddi tehlikeli bir dönemdi. 1995’de Cartel’in Türkçe Rap’i ülkemize getirmesi ile ben bu iş burada olur düşüncesi ile gazlanıp, Blue Jean dergisinde hiphop sayfaları yazmaya başladım. İlk graffiti fotoğraflarını ve nasıl yapılır gibi materyalleri orada yayınlayıp günümüz graffiticilerine örnek oldum.

Tahmin ediyorum ki, her ülke veya bölgeye göre sokakta sanat yapmanın belli kuralları vardır. Bu yazılı olmayan sınırlamalar ve kurallar İstanbul’da ne şekilde karşımıza çıkıyor?

Klasik dünyada geçerli kurallar burada da işliyor. Kimse kimsenin işini kapatmaz, biri seni kapatırsa sen de onu kapatırsın gibi kurallar var. Burada piyasa küçük olduğu için herkes genelde birbirini tanıyor. Her şey daha arkadaşça ilerliyor.

Aslında hepimizden çok daha farklı bir gözle bakıyorsun şehre. Bizim belki yanından geçerken fark etmediğimiz bir alan, sizin için bir tuval niteliğinde. İstanbul’un detaylarının böylesine farkında olmak nasıl bir duygu?

Kimsenin fark etmediği işleri görüyorsun, kimin nereden geçtiğini öğreniyorsun. Değişik bir duygu. Beni en çok zorlayan şey araba kullanmak oluyor. Biri bir yeri boyadıysa bakarken dikkat dağıtıcı bir durum olabiliyor. Araba kullanırken sağa sola bakmayın gençler!

Bir graffiti yapmaya karar verme aşaması nasıl oluyor; önce bir ilham geliyor ve “ben bunu sokağa taşımalıyım” fikri mi doğuyor yoksa vermek istediğin bir mesaj zaten var ve onun doğrultusunda mı ilerliyorsun?

Ben genelde, daha önce de dediğim gibi, doğaçlama işleri seviyorum. Daha önceden sketchbook’uma (blackbook) çizdiğim bir şeyi o anda değiştirip de çizebiliyorum ya da o anda da karar verebiliyorum.

İstanbul’daki favori bölge ve sokakların hangileri?

Aksi, Kadıköy’ü seviyorum. Dokusu ve karakteriyle benim için #theirishspirit’i en fazla yansıtan yerlerden biri, o yüzden graffitiyi de burada çizdim. Ama onun dışında, doğrusunu söylemek gerekirse ben artık İstanbul’da boyamayı sevmiyorum. Hep çok insan var, yaptığınız iş kalmıyor. Ya da belediye vs tarafından üzeri çabucak kapatılıyor. O yüzden arabayı boya ile doldurup bir yerlere gidip, küçük kasaba veya şehirlerde boyamak daha zevkli geliyor.

Sokak sanatıyla ilgili anlatmak istediğin, sende iz bırakan anılardan bir tanesini anlatabilir misin?

Muğla’da komik bir anım var. İlk gittiğimde, 2003 yılında bir graffiti yapmıştım. Daha sonraki sene gittiğimde yanına graffiti yapmak için astar boyamaya başladım. Karşı evden bir adam çıkıp “Hoop napıyorsun?” diyerek yanıma geldi. “Resim yapacağım.” dedim. Geçen yıl yaptığımı gösterip, “Onu sakın silme!” dedi. “Onu da ben yaptım yenisini yapacağım.” dedim, tamam deyip eve girdi. Ben astarı yaptım, işe başlarken bir baktım elinde bir tepsi, çay ve börekle geliverdi. Küçük yerlerde insanların yaptığınız işi sahiplenmesi ve değer vermesi yüzünden küçük yerlerde boyamak daha zevkli.

Tunç Dindaş / Turbo Instagram

#theirishspirit’ten beslenerek çizilen graffitiler, şehrin birçok yerinde devam edecek. Takipte kalın!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR