11!: Bir Film Hadisesi ve Kaçırılmayacak 11 Film
Türkiye’nin en önemli dağıtım şirketlerinden Bir Film’in bu yıl ikinci kez düzenlediği 11!, adını seçkisindeki 11 heyecan verici yapımdan alıyor. 9-11 Ocak’ta, 5 şehirdeki sinema salonlarındaki gösterimler, yılın ilk yarısında vizyon takvimine eklenecek Bir Film filmlerini erkenden izleme fırsatı sunuyor. Aralarında Oscar yarışçıları, ünlü yönetmenlerin yeni filmleri, değerli keşifler ve bir de restore kopyasından gösterilecek klasik var.
11! nedir?
11! bir film festivali değil – konukları, etkinlikleri yok. 11! daha çok, yeni yıl hediyesi gibi bir ön gösterim seçkisi ya da yılın sıkışık vizyon takviminde sırasını beklerken meraklısını sabırsızlandıran o filmleri bir an önce izlemek için bir erken erişim imkanı gibi. Üstelik kasım – nisan arasındaki, festivalsiz geçirdiğimiz zamanı 3 günlüğüne de olsa güzelleştiren, adı festival olmasa da festival ruhunu yaşatan bir maraton.
Gelenekselleşme yolunda ilerleyen 11! seçkisinde bu yıl da, adı üzerinde, 11 film var. Ama bir yenilik olarak, İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir sinemalarına ek olarak Adana eklenmiş.
Görünen o ki bir 11! geleneği de 10 güncel yapıma ek olarak klasik bir filmin restore kopyasını seçkiye dahil etmek olacak: Geçen yıl izlediğimiz, Wim Wenders’ın Wings of Desire‘ının ardından bu yılki seçkide de Macar yönetmen István Szabó’nun, En İyi Yabancı Film dalında Oscar ödülü kazanan 1981 tarihli başyapıtı Mephisto yer alıyor.

11! Seçkisi: Öneriler
11!’in 2026 seçkisinde beni en çok heyecanlandıran film L’étranger / The Stranger oldu. Lisede okuduğumdan beri sıkça aklıma gelen Albert Camus eserinin, Fransız sinemasının en sevdiğim yönetmenlerinden biri, François Ozon tarafından sinemaya uyarlanması gerçekten heyecan verici. Cezayir’in kavurucu sıcağında duygusal ve ahlaki olarak toplumun beklediği gibi davranmayan Meursault’nun sürüklendiği çıkmazı perdede izlemeyi merakla bekliyorum. Öte yandan Ozon sinemasından tanıdığım Benjamin Voisin‘ı bunca yıldır zihnimde yarattığım Meaursault’yu canlandırmak için fazla güzel bulduğumu itiraf etmeliyim.

İkinci sıramda, bundan 20-30 yıl önceki filmlerini çok sevmeme rağmen son yıllarda beni hayal kırıklığına uğratan Gus Van Sant‘a dair yeniden umut dolmama neden olan bir film var: Yönetmenin Venedik Film Festivali’nde fena eleştiriler almayan yeni filmi Dead Man’s Wire, adını 1977’deki bir rehin alma olayında kurulmuş ve rehinelere zarar vermeden suçlunun yakalanmasını zorlaştıran bir düzenekten alıyor. Ülke çapında canlı yayında izlenen, gerilimi yüksek bu gerçek rehine krizini perdeye taşıyan filmin başrolünde ise Bill Skarsgård var.

Ve sadece ödül sezonu için, 90’lardan kalma formüllerle laboratuvar ortamında üretilmiş gibi dursa da merak etmeden duramadığımız o “büyük” yapım: Rami Malek ve Russell Crowe‘un başrollerini paylaştığı Nuremberg, tarihin en kritik duruşmalarından birinin perde arkasında yaşanan sıra dışı bir olaya odaklanıyor: Nürnberg Mahkemeleri’nde görev yapan Amerikan psikiyatristi Douglas Kelley, yargılanan Nazi Almanyası sanıklarının zihnini çözmeye çalışırken, hem adaletin sınırları hem de insan doğasının karanlığıyla karşı karşıya geliyor. Film, 22 Ocak’ta açıklanacak Oscar adayları arasında kendine yer bulabilecek mi, emin değilim.

Her yıl Pixar, Disney ve DreamWorks gibi dev şirketlerin animasyonlarının arasından birkaç bağımsız animasyon sıyrılarak dünya çapında ilgi görür. Bu yıl onlardan biri, Studio Ghibli hikayelerini hatırlatan renkleri ve hayat neşesiyle dikkat çeken Amélie et la métaphysique des tubes / Little Amélie or the Character of Rain. Yazar Amélie Nothomb‘un “Yağmuru Seven Çocuk” adlı otobiyografik romanından uyarlanan animasyon kaçırmayacaklarımdan.

Seçkideki iki film ise, kısa bir süre önce Suç ve Ceza Film Festivali‘nin seçkisinde izleyiciyle buluşmuş, ben de o festivale dair önerilerim arasında yer vermiştim: Tekrarlayayım; oyuncu olarak tanıdığımız Harris Dickinson‘ın aynı zamanda ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu gösteren ilk uzun metrajlı filmi Urchin‘i ve Şili’den Sebastián Lelio‘nun feminist kolektif Las Tesis’i konu alan müzikali La ola / The Wave‘i de kaçırmayın.

11! seçkisini 11’e tamamlayan diğer filmler ise şöyle: June Squibb‘in performansıyla yürek ısıtan, Scarlett Johansson‘un yönetmen koltuğunda oturduğu ilk uzun metrajlı filmi Eleanor the Great, Michael Kwiecinski imzalı, ünlü besteci odaklanan biyografik dönem filmi Chopin, Chopin!, Rose Byrne‘e Berlin’de En İyi Başrol Oyuncusu ödülü kazandırdıkten sonra kendisine Oscar’a giden yolu da açmış olan psikolojik drama If I Had Legs I’d Kick You ve Lübnan’ın bu yılki Oscar adayı A Sad and Beautiful World.

9-11 Ocak tarihleri arasında düzenlenen 11!’in gösterimleri İstanbul‘da Beyoğlu Atlas 1948, Caddebostan CKM Sineması, Kadıköy Sineması, Mecidiyeköy Biletinial Torun Center ve Nişantaşı City’s AVM Cinewam, Ankara‘da Arcadium Sinemaları ve Büyülü Fener Kızılay Sineması, İzmir‘de İstinyepark Renk Sineması ve Karaca Sineması, Eskişehir‘de Kanatlı Cinemapink Bymaximum ve Adana‘da 01 Burda Cinemapink Bymaximum salonlarında yapılacak. Biletler ise 9 Ocak’a kadar indirimli ön satışta.


Emre Eminoğlu







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!