Anneler Günü… Annelerimiz. Yeni anneler. “Eski” kendinin yasını tutanlar. Stilettolarının, biraz topuklularının, sadece cüzdan anahtar alıp çıkmanın, nereye kaçta gidip kaçta kalkacağının kafanda hiç yer etmediği o özgürlüğün, şimdi belki uzaktan; belki hiç yapamadığı işinin yasını tutanlar. Ah anneler! Siz bu işi seçerek kafayı yemişsiniz! (Ben de) Araba kullanmayı öğrendiğim zamanı hatırlıyorum. Birkaç denedim olmadı, sonra bir an dedim ki “Yani bu kadar insan yapıyorsa; kadın erkek genç yaşlı ben neyi yapamayacağım?” Aynı şeyi anne olmak için de deme gafletinde de bulundum! Yaptım sonra ama iyi miyim, kötü müyüm, her şey tamam mı, yemeğini eksik mi yaptım, proteini az oldu, hasta oldu nerde hata yaptım, dışarı çıkacağız şunu alayım, o eksik oldu bunu da alayım.

Annelik | Fotoğraf: Getty Images – unsplash.com

İstanbul’da 6.2 deprem oldu, kaç bez alsam onu düşündüm ben! Ne sorumluluk ama… Doktorlarımızı hariç tutalım; hiçbir iş yoktur ki deprem anı gibi bir can havlinde bile kendi canından ötesini düşünsün. Bir sürü video izledik depremle ilgili haberlerde; bütün annelerin boğazındaki feryat aynı tek bir şeydi: Çocuğunun ismi. Bu arada yaş da fark etmedi. Ben bebeğimin ismini bağırdım; annem 20 yaşındaki kardeşimin. Kendini, canından geçecek kadar sorumlu hissetmektir bana göre annelik. Bu sorumluluk bazen yoruyor, sinirlendiriyor, başını ağrıtıyor, banyo yaptırmıyor, yemek yedirmiyor, sohbet ettirmiyor. Sonra Anneler Günü’nde bir çiçek, bir parfüm, bir temizlik robotu ve puf. Bütün yorgunluk, yalnızlık, yetersizlik, yas, puf. Hayır. Hepsi kalır. 

Eksik mi yaptı fazla mı koydusunu sorgulayan annelere sesleniyorum “Parenting is only hard for good parents” bebeğim! Yani, ebeveynlik sadece iyi ebeveynler için çooookkk zor çok! Ve sen bütün bu sorgulayan yerlerinle müthiş birisin ve muhteşem bir annesin. 

Annelik | Fotoğraf: Liv Bruce – unsplash.com

Sosyal medyadaki çiçekler, gösterişli kutlamalar ve üzerine biraz da pembe serpiştirilmiş kahvaltı tepsileri ve o tepsilerin bile yine kadınlar, anneler tarafından hazırlandığı, hazırlamayacaksa kaldırıldığı, temizlendiği, mutfağı toparladığı, dağılanları topladığı bir sürü ev. Annelik, yine görünmez bir emekle bir yaş daha alıyor. Biz bu emeği görüp takdir ettiğimiz bir ütopya çizelim bugün. ABD’de yapılan araştırmaya göre, annelerin haftada ortalama 98 saat çalıştığı (Türkiye’de haftalık yasal çalışma saati 45 saat, bunu aşan süreler için işçiye zamlı ücret ödeniyor.) bunun da 2 tam zamanlı işe eş değer olduğu gerçeklikte, 1 Mayıs’ta emeği kutlanan işçiden daha işçi olan annelerin anneliği kutlanmaya ve özellikle hak teslimine fazlasıyla değer!

Hakları olmalı anneliğin. Yan haklar. Asil haklar. Yorgunlukla, suçlulukla, zaman zaman taşan bir şefkatle örülü bu deneyimin yorgun olma hakkı olmalı. Yemek yapmama. Evi temizlememe. Dışarı çıkıp kahve içme. Evde bebeğine, çocuğuna başkasının baktığı ve onun koltukta umarsızca uzanabildiği bir hak olmalı. Ağlama hakkı. Huzur hakkı. Sinirlenme hakkı. Fazla mesai hakkı. Ücretsiz izin hakkı ama bu işin zaten ücretli bir tarafı yok. Neden ki? Bir alkış olsa bari. Çocuğunu parka götüren babanın anneden aldığı müteşekkirlik, parktaki halktan aldığı o takdirli bakışlar, takdirli gülümseyiş. Benim neden alkışlanmadığımı hiç anlamadım. Kutsal madem; alkışlıyoruz! 

Annelik | Fotoğraf: Hrant Kchatryan – unsplash.com

Annelik toplum tarafından “kutsal”. Maalesef bu kutsallık, anneliği topluma mal etmenin yolunu açmak için bir araç olarak kullanılıyor. Kadının nasıl doğuracağına kadar karar alma tasarrufunu kadından başkasına devreden düzene kapı açan bir anahtar. Biz bu kutsallığa da bir ütopya çizelim. Annelerin ne hissettiği, ne yaşadığının çok umrumuzda olduğu. “Bravo bak o da bugün çocuğunu parka çıkardı çok ilgili bir anne” dedirttiğimiz. Anneler Günü’nde, yapamadığımız uzun banyoları yapıp giyemediğimiz topukluları giyip tokuşturamadığımız kadehleri tokuşturduğumuz özgür bir yemek molası belki bu sonsuz mesaiye. Olur mu? Destekle. Anlamakla. Zaten bıraktı diye içinde fırtınalar kopan bebeksiz, çocuksuz anneyi eğleniyor diye yargılamamakla. Bu fırtınaların ardındaki annelik gerçeklerine bakalım şimdi.

Ataerkil Bir Toplumda Annelik Gerçeklikleri

Haftada 98 Saat: Welch’s & Marketwatch‘a göre çalışan bir annenin haftalık mesaisi ortalama 98 saat. Bu, iki tam zamanlı işe eş değer. (Türkiye’de haftalık yasal çalışma süresi 45 saat, bunu aşan süreler için işçiye zamlı ücret ödendiğini söylemiştim.)

Kat Fazla Ev İşi: TÜİK’e göre Türkiye’de kadınlar, ev işine erkeklerden 4 kat fazla zaman ayırıyor. (Ev işleri, annelik mesaisi sırasında yapılan ek iş yükü ve ücreti yok.)

700 Milyon Kadın İş Gücünün Dışında: ILO’da yer alan bilgiye göre dünyanın genelinde 700 milyondan fazla kadın, ücretsiz bakım sorumlulukları nedeniyle iş gücüne katılamıyor. (Ortak bebeği büyütüp okullu yapıp okula bırakıp okuldan almak için -kabul görürse- işine geç gidip erken çıkmak zorunda; görmezse iş hayatından siliniyor.)

Doğum Sonrası Psikolojik Yük: CDC’ye göre kadınların %70’i doğum sonrası dönemde tükenmişlik, yalnızlık ya da depresyon belirtileri yaşıyor.

Sosyal Takdir Eşitsizliği: Pew Research, Parenting Study’e göre babalar çocuk parkına gittiklerinde %75 oranında takdir alırken annelerinki “zaten beklenen” davranış olarak görülüyor.

Annelik | Fotoğraf: Tanaphong Toochinda – unsplash.com

Anneler! Size kocaman bir bravo! Bırakın kanunda yazmasın. Siz ücretsiz izninizi en başta bugün yapın. Alın başınızı gidin. Temizlik için robot, yemek yapmak için, misafire çay demlemek için makine değil; gezip tozarken kirletip eskitmek için kendinize “bebeğimi taşırken giyemem ki” dediğiniz o ayakkabıyı alın. Verin başkası taşısın. Yüklerimizi paylaştırabildiğimiz nice Anneler Günü’müz olsun. 

Anneler Günü’n kutlu olsun anne! Sen bana hiçbir zaman “Anne olunca anlarsın.” demedin, anne oldum, anladığım eksiktir, kıdemlisin. 30 senelik kıdemli anneliğinin hiç bitmeyecek mesaisini takdirle, seni kocaman alkışlıyor ve öpüyorum. 

Kapak Fotoğrafı: Jon Flobrant – unsplash.com

İlginizi çekebilir: Bülent Tunga Yılmaz’dan Babalık ve Çocuk Sahibi Olmak Üzerine