İlk yorumu siz yazın!
Kaş Uluslararası Film Festivali: Kaş Bir Rüya
Kaş Uluslararası Film Festivali, 11-15 Haziran 2025 tarihleri arasında dördüncü kez düzenlendi; ulusal ve uluslararası dört farklı yarışmalı bölümünde yine birbirinden iyi filmler gösterildi. “Film Kaş’ta Başlıyor” sloganına ve içerdiği kelime oyununa alıştığım, ilk adımlarından beri ilgi ve heyecanla takip ettiğim festivalin bu yılki afişlerinde farklı bir slogan dikkatimi çekti: Kaş Bir Rüya. Gündüzleri Akdeniz ve Ege’nin tam kesiştiği yerde buz gibi, turkuaz sularda yüzmek, geceleri binlerce yıllık antik tiyatroda, yıldızların altında film izlemek… Düşününce, gerçekten de öyle: Kaş Bir Rüya’ydı yine.

Hem Kaş Uluslararası Film Festivali hem de festivalin yaratıcısı ve direktörü Seren Topaloğlu ile 2022 baharında bir Zoom ekranında tanışmış, o toplantıdan yaklaşık bir ay sonra Dalaman’dan Kaş’a giden yolda Kalkan civarında denizi gördüğüm anda bambaşka bir festival deneyiminin beni beklediğine ikna olmuştum. Festivalin ilk yılında sunduğu, hem iddialı film seçkisiyle hem de çalışkan ekibiyle onlarca yıllık festivallerle kıyaslanabilecek bir organizasyon başarısıydı. Ama o bambaşka deneyim olma özelliğinin bu başarının dışında birçok etkenle ilgisi vardı: Kültürel, arkeolojik, gastronomik ve hatta su altı zenginlikleriyle Kaş’ın kent ruhuyla iç içe geçebilmesi, sunduğu ücretsiz etkinliklerle hem yerli halkı hem de turistleri ister aylar öncesinden ister spontane bir şekilde bir parçası yapabilmesi ve tabii büyük şehirlerdeki festivallerde asla mümkün olmayan o samimiyet ve birliktelik hissi… Dönüşte yazdığım yazıda festivali “Trafikten dolayı filmlere yetişme derdinin olmadığı, film gösterimleri arasında denize girmenin sıradanlaştığı, katılımcılarının aynı sofrada buluşmayı rekabetin önüne koyduğu o yaz festivallerinden” diye tarif edecektim.

Kaş Uluslararası Film Festivali, dördüncü yılını geride bıraktı. Her yıl daha profesyonelleşirken ve en ufak hatasından dersler çıkarırken, kendini farklı kılan özelliklerinden hiçbir şey kaybetmedi. Yerel olanla bağını korumaya da, hem konuklarına hem izleyicisine samimiyetle yaklaşmaya da devam etti. Geçen hafta, 11-15 Haziran tarihleri arasındaki dördüncü edisyonu için üçüncü kez ziyaret ettiğim festival, bir sinema yazarı olarak vazgeçilmezlerimden, imza festivallerimden biri artık.

4. Kaş Uluslararası Film Festivali’nin Ulusal Kısa Film Yarışması, Ulusal Yeni Bakışlar Kısa Film Yarışması, Uluslararası Kısa Film Yarışması ve Uluslararası Su Altı Kısa Film Yarışması‘nda 29 kısa film gösterildi; bunlara German Films’in 11 kısadan oluşan Next Generation Short Tiger seçkisi, bazı özel gösterimler ve açılış filmi olarak gösterilen, yeni Tom Tykwer filmi Das Licht / The Light eşlik etti. Filmler her yıl olduğu gibi 2000 yıllık Antiphellos Antik Tiyatrosu‘nda ve Kaş Kültür Evi‘nde gösterildi.

Ulusal Kısa Film Yarışması’ndaki filmler arasında geçen sezonun en sevdiğim kısa filmleri Dilan Hakkında Konuşmalıyız (yön. Umut Şilan Oğurlu), Neredeyse Kesinlikle Yanlış (yön. Cansu Baydar) ve Merhaba Anne, Benim, Lou Lou (yön. Atakan Yılmaz) da vardı. (Üç film Kaş’ta da ödüllendirildi.) Yeni izlediklerim arasında ise sınıf çatışmasını bir dizinin lokasyon keşif ziyareti üzerinden ele alan Recce (yön. Efe Can Yıldız), Türkiye’de başarılı örneklerini pek de bulamadığımız korku komedisi türündeki ve görsel tercihleriyle dikkatimi çeken Kendi Saçını Kesen Berber (yön. Özümcan Akın), yolda kalan bir savcının bir mahkumun yardımına muhtaç kaldığı Kravat (yön. Çamran Azizoğlu) ve bir ilkokuldaki yerli malı haftasının okul müdürü için bir derse dönüştüğü Yerli Malı (yön. Rojda Ezgi Oral) favorilerim oldu. Ulusal Yeni Bakışlar Kısa Film Yarışması’ndaki beş film arasında ise, festivalin de ödülünü alan Kötü Bir Gün (yön. Yaşar Güney Yurdakul) öne çıkıyordu.
Su altı film prodüksiyonu atölyesi ve Likya’dan günümüze Kaş turu gibi etkinliklerle denizde ve karada Kaş’ın doğası ve kültürüyle kucaklaşması bir yana, bu seneki festivalin en hoşuma giden yanı Kaş’ın İçilebilir Su Haritası projesi oldu. Olabildiğince matarayla sokağa çıkan ve pet şişe tüketimini gereksiz ve aşırı bulan biri olsam da hem İstanbul’daki günlük yaşamımda hem de ziyaret ettiğim film festivallerinde mataramı dolduracak ücretsiz ya da ücretli bir su kaynağı bulmakta çok zorlanıyorum. Hatta sürdürülebilirlik naralarıyla matara hediye eden bazı etkinlik ve festivallerde bu mataraları doldurmak için tek seçeneğin masa üzerine dizilmiş ya da otel odası minibarına konmuş pet şişeler olması trajikomik geliyor. Bu yüzden bu yıl Kaş’ın kamusal alanlarındaki birçok çeşmeden akan suyun içilebilirlik testlerinin yapıldığı, hatta bazılarının festivalin girişimiyle yeniden çalışır duruma getirildiği ve hem bu çeşmelerin hem de ücretsiz su sağlamayı kabul eden işletmelerin SuCo işbirliğiyle haritalandırılarak festival konukları ve izleyicisiyle paylaşıldığı bu projeyi çok değerli ve işime yarayan bir adım olarak gördüm. Diğer festivallere örnek olmasını dilerim.

Festival sayesinde her yıl ziyaret eder olduğum Kaş’ta, İstanbul’a döner dönmez özlediğim, festival dışında birkaç mekan da var tabii: Fika Garden‘ın kahvaltısı, N8 Bakery‘nin atıştırmalık ve tatlıları, Oburus Bites‘ın kahvesi ve kokteylleri, Yeşil‘in ev yemekleri, Pell’s‘in lazanyası ve Mavi Bar‘daki içki sohbetleri.
Kaş Uluslararası Film Festivali, gelecek haziran beşinci yaşını kutlayacak ve Kaş’taki rüyanın hemen sonrasında, her yıl olduğu gibi İstanbul gösterimleri için Kadıköy Sineması‘na konuk olacak. Şimdiden sabırsızlanıyorum!

Emre Eminoğlu







Aile Tadında
Kalemine sağlık, festivalin güzelliğini yansıtan bir yazı olmuş. ❤️️