Bazı şarkılar daha ilk saniyede “Tamam, bugün biraz dramatize ediyoruz” der. Ayrılık sonrası aynı parçayı 12. kez açmak, gece yürüyüşüne özellikle en melankolik albümü seçmek ya da moralimiz bozukken neşeli şarkılardan bilinçli olarak uzak durmak… Dışarıdan bakınca biraz duygusal sabotaj gibi görünebilir. Ama aslında çoğu zaman yaptığımız şey, kendimizi daha çok üzmek değil; içimizdeki duygunun doğru soundtrack’ini bulmaktır. Çünkü bazen iyi hissetmeye çalışmak yerine, hissettiğimiz şeyin bir yerde karşılığı olduğunu duymaya ihtiyaç duyarız. Hüzünlü müzik de tam burada devreye girer: Biraz hüzün, biraz nostalji, biraz da “Ben bunu neden şimdi bu kadar hissettim?” anı. Ama garip bir şekilde, bütün bunların sonunda insan çoğu zaman daha fazla dağılmaktansa biraz daha anlaşılmış hisseder.

bowie-3
David Bowie | Fotoğraf: Steve Schapiro

Günlük hayatta zaman zaman üzüntüden kaçınmaya çalışırız. Sonuçta üzgün hissetmek, o duygunun içinde kalmak pek kolay değildir. Enerjiyi düşürebilir, yorucu olabilir ve zaman zaman rahatsız edici hissettirebilir. Buna rağmen birçok insan, özellikle zor dönemlerde, hüzünlü müzik dinlerken kendini bulur. Ayrılık sonrası aşk acısını daha da artıracak şarkıları tekrar tekrar açmak, gece yürürken melankolik bir albüm dinlemek ya da kötü hissediyorken neşeli şarkılar yerine hüzünlü melodilere yönelmek oldukça yaygın deneyimlerdir. İlk bakışta bu durum çelişkili görünebilir. Eğer üzüntü hoş olmayan bir duyguysa, insanlar neden onu müzik aracılığıyla yeniden yaşamak ister?

Müzik psikolojisi alanındaki araştırmalar tam olarak bu soruya odaklanıyor. Özellikle Liila Taruffi ve Stefan Koelsch tarafından yürütülen The Paradox of Music-Evoked Sadness çalışması, bu konuda en sevdiğim referans araştırmalardan biridir. Araştırmacılar, insanların hüzünlü müzik dinlerken ne hissettiklerini, bu müziği hangi durumlarda tercih ettiklerini ve bundan nasıl bir psikolojik kazanç elde ettiklerini incelemiş.

jim
Jim Morrison | Fotoğraf: Photo by Guy Webster

Çalışmanın temel bulgusu oldukça ilginç: Hüzünlü müzik yalnızca üzüntü üretmez. Çoğu zaman nostalji, huzur, şefkat, duygusal rahatlama ve anlam hissi de yaratır.

Araştırmacılar bu durumu “music-evoked sadness”, yani müziğin uyandırdığı üzüntü olarak ele alıyor. Bu üzüntü, gerçek hayattaki kayıp, terk edilme ya da çaresizlik gibi doğrudan acı veren üzüntüden farklı oluyor. Çünkü müzikteki üzüntü genellikle güvenli bir estetik alan içinde deneyimleniyor. Kişi, acının içine tamamen düşmeden ona belli bir mesafeden temas ediyor. Bu yüzden üzgün müzik bazen kişiyi daha kötü hissettirmekten çok, duygularını düzenlemesine yardımcı oluyor.

Taruffi ve Koelsch’in çalışmasında hüzünlü müziğin sağladığı dört temel psikolojik “ödül” öne çıkıyor: Hayal gücünü harekete geçirmesi, duygu düzenlemeye yardımcı olması, empatiyi artırması ve gerçek hayattaki üzüntü gibi doğrudan sonuçlar doğurmaması. Yani kişi, hüzünlü bir şarkıyla kendi duygularına yaklaşabiliyor ama bunu gerçek bir kriz yaşamadan yapıyor. Bu da hüzünlü müziği hem yoğun hem de güvenli bir duygusal deneyim haline getiriyor.

pattii
Patti Smith | Fotoğraf: Norman Seeff

En dikkat çekici bulgulardan biri de insanların hüzünlü müzik dinlerken en sık hissettikleri duygunun doğrudan “üzüntü” değil, “nostalji” olmasından kaynaklanıyor. Bu önemli bir nokta çünkü nostalji yalnızca geçmişe özlem değildir. Aynı zamanda kişinin kendi hayat hikâyesiyle yeniden temas kurması. Bir şarkı, geçmişteki bir kişiyi, bir dönemi, bir ihtimali ya da artık geri gelmeyecek bir hâli çağırabilir. Bu yüzden üzgün müzik yalnızca “moral bozucu” değil; aynı zamanda biyografik ve anlam kurucu bir deneyimdir.

oasis-oa009jf
Oasis | Fotoğraf: photographer Jill Furmanovsky

Müziğin bizi bu kadar hızlı geçmişe götürmesinin nöropsikolojik bir yönü de bulunuyor. Petr Janata’nın çalışmaları, müziğin otobiyografik hafızayla güçlü bir biçimde ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle medial prefrontal korteksinin müzik, kişisel anılar ve benlikle ilişkili bilgileri bir araya getiren önemli bir bölge olduğu düşünülüyor. Bu yüzden yıllardır dinlemediğimiz bir şarkı bile birkaç saniye içinde eski bir evi, bir dönemi, bir insanı ya da o zamanki hâlimizi geri çağırabiliyor.

pj-harvey-pj004mmac
PJ Harvey | Fotoğraf: Maria Mochnacz

Bazen bir şarkının bizi bu kadar “yakından” yakalamasının nedeni yalnızca melodisi değil. O melodiye zamanla yapışmış olan hatıra. Şarkı, kendi başına bir ses olmaktan çıkar; kişisel tarihin kapısını açan bir anahtara dönüşüyor.

Bu noktada yazının önceki kısmında bahsettiğim “safe sadness”, yani güvenli hüzün fikri önem kazanıyor. Gerçek hayattaki kayıp, ayrılık ya da hayal kırıklığı kontrol edilemez; sonuçları vardır ve bedeni ile gündelik hayatı doğrudan etkiler. Oysa müzikte deneyimlenen üzüntü daha sınırlı, estetik ve güvenli bir çerçevede yaşanıyor. Kişi duyguyla temas ediyor ama o duygunun gerçek hayattaki sonuçlarına tamamen maruz kalmıyor.

grace-slick
Grace Slick | Fotoğraf: Herb Greene

Bu yüzden insanlar bazen trajik filmlerden, hüzünlü romanlardan veya melankolik şarkılardan keyif alabiliyor. Sanat, zor bir duyguyu yok etmiyor; onu daha taşınabilir hale getiriyor. Duygu hâlâ orada ama artık dağınık ve tehdit edici değil. Biçim kazanmış, anlatılabilir ve paylaşılabilir hâle gelmiştir.

Empati de burada önemli bir başka nokta. Üzgün müzik bazen insana “Bu duyguyu yaşayan yalnızca ben değilim” hissini veriyor. Özellikle kırılgan dönemlerde, kişi kendi içinde tam olarak adlandıramadığı bir duyguyu dışarıdan duyduğunda anlaşılmış hissedebiliyor. Şarkı, kişinin yerine konuşmaz ama onun yanında konuşur.

Bu nedenle üzgün müzik çoğu zaman kişiyi daha kötü hissettirmiyor. Aksine, duyguyu tanıma, duyguyu düzenleme, geçmişle bağ kurma, yalnız olmadığını hissetme ve içsel deneyimi anlamlandırma işlevi görülebilir.

blur-bu001kw
Blur | Fotoğraf: Kevin Westenberg

Sonuç olarak insanlar üzgün müziği yalnızca estetik bir haz ya da eğlence amacıyla dinlemiyor. Bazen bir duyguyu taşıyabilmek için dinliyor. Çünkü bazı duygular hemen çözülmek istemez; önce görülmek, duyulmak ve anlaşılmak ister. Müzik de bazen insanın içinde kelimelere dökemediği şeylere dışarıdan bir ses verir.

Kapak Fotoğrafı: Mate Society

İlginizi çekebilir: Selinay Yüksel’den İstanbul’u Radiohead Şarkılarıyla Keşfetmek