Birinden hoşlandığımızda telefon ekranına bakıp dakikalarca aynı mesajı yazıp sildiğimiz olmuştur. Çünkü bazen birkaç kelimelik bir mesaj bile düşündüğümüzden çok daha büyük bir meseleye dönüşebilir. “Çok mu ilgili göründüm?”, “Bunu yazarsam yanlış anlar mı?”, “Biraz daha cool mu olmalıyım?” derken bir noktadan sonra mesajın kendisinden çok, karşı tarafın o mesajı nasıl okuyacağını düşünmeye başlarız. Tam da bu yüzden birkaç kelimelik bir mesaj, kendi içinde küçük bir hesaplaşmaya dönüşür. Önce yazar, fazla ilgili göründüğümüzü düşünüp birkaç kelimeyi sileriz. Bu kez mesaj gözümüze gereğinden fazla soğuk gelir; bir emoji ekler, birkaç saniye sonra onun da fazla olduğunu düşünüp kaldırırız. Sonunda telefonu masaya bırakıp konuyu kapattığımızı sansak da çok geçmeden kendimizi yeniden aynı ekrana bakarken buluruz.

pexels-ron-lach-8070538
Chatfishing | Fotoğraf: Ron Lach – pexels.com

Çünkü hoşlandığımız biriyle mesajlaşırken yalnızca duygumuzu anlatmaya değil, onu ne kadar göstereceğimizi de ayarlamaya çalışırız. İlgimizi belli etmek isteriz ama fazla ilgili görünmek istemeyiz; samimi olmak isteriz ama fazla açık vermekten çekiniriz. Böylece en sıradan mesaj bile flörtöz, samimi ve bir o kadar da “cool” görünmeye çalıştığımız küçük bir denge oyununa dönüşür.

Eskiden bu dengeyi tek başımıza kuramadığımızda çözümler oldukça tanıdıktı. Arkadaş grubuna düşen bir ekran görüntüsü, en yakın arkadaşımıza gönderilen “Sence ne yazayım?” mesajı veya karşı tarafın söylediklerini baştan sona anlatıp ne cevap vereceğimizi tartıştığımız heyecanlı bir telefon konuşması… Çok geçmeden küçük bir kriz masası kurulur; mesajdaki noktalama işaretlerinden kullanılan emojilere, cevabın ne kadar sürede geldiğinden seçilen kelimelere kadar her detay birlikte analiz edilirdi. Birkaç farklı cevap hazırlanır, fazla hevesli görünenler elenir, mesafeli kalanlar biraz yumuşatılır ve sonunda içlerinden bize en çok benzeyen seçilirdi. Mesajı belki birlikte yazardık ama konuşmanın merkezinde hala biz vardık.

pexels-cottonbro-6963601
Chatfishing | Fotoğraf: cottonbrostudio – pexels.com

Şimdi ise o kriz masasında yeni biri oturuyor: yapay zekâ: “Buna flörtöz ama çok istekli görünmeyen bir cevap yaz. Biraz daha cool bir şey söyle. İlgilendiğimi belli et ama fazla belli etme. Bu konuşmayı devam ettirecek bir şey söyle.” Başlangıçta bütün bunlar yalnızca doğru tonu bulmak için istenen küçük yardımlar gibi görünüyor. Fakat bazen o yardımın sınırı tek bir cümleyle değişiyor: “Benim yerime cevap ver.”

pexels-katerina-holmes-5911289
Chatfishing | Fotoğraf: Katerina Holmes – pexels.com

İlk bakışta bunda çok da tuhaf bir şey yok. Sonuçta yıllardır arkadaşlarımıza danışıyor, mesajlarımızı göndermeden önce başkalarına okutuyor, hatta bazen onların önerdiği cümleleri olduğu gibi kullanıyoruz. Bu açıdan bakıldığında yapay zekâya “Bunu biraz daha iyi yazar mısın?” demek de aynı alışkanlığın teknolojik bir versiyonu gibi görünebilir.

Fakat arada küçük ama önemli bir fark var. Arkadaşımıza danıştığımızda genellikle ne söylemek istediğimizi biliyoruz; sadece bunu nasıl söyleyeceğimiz konusunda yardım istiyoruz. Yapay zekâ söz konusu olduğunda ise bu sınır çok daha kolay bulanıklaşabiliyor. Önce yazdığımız bir cümleyi düzelttiriyoruz, sonra daha flörtöz bir alternatif istiyoruz, ardından karşı tarafın mesajını analiz ettiriyoruz. Bir süre sonra sohbetin yönünü de ona bırakmaya başlayabiliyoruz.

pexels-ron-lach-7804600
Chatfishing | Fotoğraf: Ron Lach – pexels.com

Tam da burada mesele “Mesajımı biraz daha iyi yazar mısın?” sorusunun ötesine geçiyor. Çünkü artık yalnızca ne söyleyeceğimizi değil, o mesajın karşı tarafında nasıl görünmek istediğimizi de yapay zekâya soruyoruz. Daha komik. Daha özgüvenli. Daha gizemli. Daha az ilgili. Daha ulaşılmaz. Kısacası karşımızdaki kişinin hoşlanabileceğini düşündüğümüz bir versiyonumuza dönüşmeye çalışıyoruz. Yapay zekâ da bu versiyonu yaratmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor.

Böylece karşı taraf, farkında olmadan bizim doğal iletişim biçimimizle değil; yapay zekânın düzenlediği, cilaladığı ve zaman zaman tamamen yeniden yarattığı dijital bir persona ile konuşmaya başlayabiliyor. Üstelik sohbet ilerledikçe bu persona yalnızca birkaç iyi seçilmiş cümleden ibaret kalmıyor. Mizahımızdan flört etme biçimimize, verdiğimiz tepkilerden gösterdiğimiz ilgiye kadar kişiliğimizin iletişimde görünen kısmını şekillendirmeye başlıyor. İşte dijital flört kültürünün yeni kavramlarından biri olan chatfishing tam olarak bu noktada karşımıza çıkıyor.

pexels-cottonbro-4694517
Chatfishing | Fotoğraf: cottonbrostudio – pexels.com

Yardım Almakla Kontrolü Bırakmak Arasındaki Çizgi

Chatfishing en basit haliyle, flört uygulamalarında veya mesajlaşmalarda yapay zekâdan yalnızca küçük bir dil desteği almak yerine, iletişimin bir bölümünü ona bırakmayı anlatıyor. Açılış mesajını yazdırmak, gelen cevabı analiz ettirmek, doğru tonu bulmaya çalışmak veya sohbetin nasıl devam edeceğini tamamen yapay zekâya sormak bunun farklı biçimleri arasında yer alıyor.

Peki yapay zekayı flörtün bu kadar kolay bir parçası haline getiren ne?

Bunun arkasında her zaman karşı tarafı kandırmak veya olduğunuzdan farklı görünmek gibi büyük bir niyet yok. Cevaplardan biri oldukça basit: daha az efor harcamak. Özellikle flört uygulamalarında aynı anda birden fazla match ve devam eden sohbet olduğunda, her konuşmaya ayrı bir cevap düşünmek, yeni bir konu bulmak veya her seferinde ilgi çekici bir açılış yapmak belirli bir çaba gerektiriyor. Bu eforu azaltmak istediğinizde ise yapay zekâ oldukça pratik bir kestirme yol sunuyor. Birkaç saniye içinde esprili bir açılış, flörtöz bir cevap veya sohbeti devam ettirecek yeni bir soru hazır olabiliyor.

pexels-cottonbro-5999679
Chatfishing | Fotoğraf: cottonbrostudio  – pexels.com

Ancak yapay zekâya yönelmenin tek nedeni eforu azaltmak değil. Bir diğer güçlü motivasyon reddedilme korkusu. Özellikle gerçekten hoşlandığınız biri söz konusu olduğunda, yanlış bir kelimenin bile konuşmanın havasını değiştirebileceğini düşünebilirsiniz. Böyle anlarda yapay zekâ bir tür güvenlik filtresi gibi çalışıyor. Siz ne hissettiğinizi anlatıyor, o ise bunu daha özgüvenli, daha rahat veya daha flörtöz bir dile çeviriyor. Böylece yalnızca ne söyleyeceğinizi değil, karşı tarafın sizi nasıl göreceğini de kontrol etmeye çalışıyorsunuz.

pexels-shvets-production-8036679
Chatfishing | Fotoğraf: SHVETSProduction  – pexels.com

Tam da bu noktada, küçük bir yardım ile konuşmayı yapay zekâya bırakmak arasındaki çizgiyi ayırmak zorlaşıyor. Bir cümleyi daha akıcı hale getirmek için yardım almak başka, sohbetin nasıl ilerleyeceğini ve sizin nasıl görünmeniz gerektiğini yapay zekâya bırakmak başka. Yapay zekâ söylemek istediğiniz şeyi daha iyi ifade etmenize yardım ettiği sürece hala sizin sesinizi taşıyor olabilir. Fakat ne söyleyeceğinizi ve nasıl flört edeceğinizi de belirlemeye başladığında, o sesin ne kadarının gerçekten size ait olduğu belirsizleşiyor.

Belki de bu yüzden asıl mesele ne kadar yapay zekâ kullandığınız değil, konuşmanın sonunda sizden ne kadarının kaldığı. Çünkü biri mesajlarınızdaki halinizden hoşlanmaya başladığında geriye basit ama rahatsız edici bir soru kalıyor: Gerçekten sizden mi hoşlanıyor, yoksa yapay zekânın sizin adınıza yarattığı kişiden mi?

Kapak Fotoğrafı: cottonbrostudio  – pexels.com

İlginizi çekebilir: Dilara Melisa Yaman’dan FOBO: Modern Dünyanın “Ya Daha İyisi Varsa?” Sendromu